Çağan Irmak milleti nasıl etkileyeceğini iyi biliyor; Ulak’ın yarattığı hayal kırıklığının ardından Issız Adam’la gişede büyük çıkış yakalayan, yapımcısının moralini düzelten Irmak kırık bir aşk öyküsünü sarıp sarmaladığı, dikkatle süslediği şarkılarla müzik pazarının da umudu olmuş durumda.
Cumhur Canbazoğlu



Şimdi herkes koşturmaca içinde; nostaljiyle ilgili ne kalmışsa raflarda, tozu alınıp parlatılıyor, çekimi süren filmlerin müziklere daha bir itinayla yaklaşılıyor, geçmiş adeta yeniden keşfediliyor.
Nedeni tamamen ekonomik; Issız Adam müzik albümünün yüz binlik tiraj civarında seyretmesi, yaprak kıpırdamayan bir piyasa için çok önemli tabii…



Bu yazının niyetiyse şu; film müziği konusu böyle birden bire alevlenince yakın geçmişe dönüp neler olup bittiğini bir kez daha tarihe not düşelim, yanlış bilinenleri düzeltelim dedik.
Şöyle ki; bizde film müziği denince tartışmasız akla ilk gelen yapıt Samanyolu. Türk sinemasının Love Story kadar ölümsüz hiti Samanyolu’nun (söz: Teoman Alpay, beste: Metin Bükey) bileğini büken çıkmadı şimdiye dek. Şaka değil; üç milyon 45’lik sattığı tahmin ediliyor.
Hababam Sınıfı’nın Melih Kibar imzalı temasını da unutmamak gerek; ancak uzun yıllar 45’lik ya da albüm halinde halka ulaştırılmaması Samanyolu’yla kıstas olanağı vermiyor bize. Aynı durum Cahit Berkay’ın Selvi Boylum, Al Yazmalım’ı için de geçerli…



Film müziği işi bizde Doksanlar’da popun patlatılıp çatlamasıyla at başı palazlandı. O dönemde Türkiye’ye giren çokuluslu film şirketlerinin pazarlama stratejilerini taklit eden yerliler plakçılarla kafa kafaya verip pazarı hareketlendirmeye başlamıştı.
Ne yapıyordu Hollywood; posterler, tişörtler, çıkartmalar, hediyelik eşyalar ve film müziklerinin albümleriyle yan sanayi yaratıyor; oradan da para kazanıyordu. Bizimkiler ise bu formülden sadece film müziklerine rağbet etti. Milad, Yavuz Turgul’un yapıtı Eşkıya’nın müzikleri oldu. 1997 tarihli Eşkıya’nın albümüne dek Türk sinemasında bir albümü dolduracak kadar özgün müzik içeren filmlerin sayısı çok azdı.
Zülfü Livaneli’nin Otobüs ve Yol albümleriyle Film Müzikleri ve CrossroadsMehmet Soyarslan’ın Toprağın Teri filmine yazdıklarının uzunçaları, Mehmet Güreli’nin kısa metrajlı çalışması Vapurlar’ın müzikleri, Mazlum Çimen’in Mem U Zin’i, Tuluyhan Uğurlu’nun İstanbul Kanatlarımın Altında’sı, Esin Engin’den Film Müzikleri Vol.1, Baba Zula’dan Tabutta Rövaşata, TV dizisi Süper Baba’ya Yeni Türkü’nün yazdığı temaların toplandığı albüm ile yine aynı grubun Film Müzikleri’nden başka çalışma çıkmamıştı Yeşilçam’dan. Oysa Türk sinemasının Samanyolu gibi bir şarkısı, her festivalde müziğe ayrılmış ödülleri, hatta Akın Ok’un hazırladığı Türk Sinemasında Film Müzikleri (Arion Yayınevi) adlı kitabı bile vardı.
Yerli sinemanın bunca yıldır oluşturabildiği bir müzik ekolünden söz edilemese de ‘orta kuşak’ Esin Engin, Attila Özdemiroğlu, Cahit Berkay, Melih Kibar, Onno Tunç, Derya Köroğlu’nun, onları takip eden Cengiz Onural, Mazlum Çimen, Fahir Atakoğlu gibi isimlerin nitelikli yapıtları bazı temelleri atmıştı belli belirsiz.



Sonucunda, 250 bin kopya satan Eşkıya’nın beklenmedik çıkışı ve Doksanlar’ın ikinci yarısında sinemanın büyük gişe hasılatlarını yakalaması film müzikleri piyasasını da paldır küldür harekete geçirdi. Müzik endüstrisinin arayıp da bulamadığı armağandı yeni durum; patronlar ilave bir para harcamadan filmin reklamından yararlanıyor, popüler kültürle beyni yıkanmış tüketiciyi iki cepheden kuşatarak yatırılan parayı kısa sürede geri döndürüyordu.
Tabii film müziği pastasının büyüklüğünü fark eden müzisyenler de artık eskisi kadar cömert davranmamaya başlamışlardı şirketlere; o güne kadar düşük teliflerle çalışan besteciler bütçeden dişe dokunur miktarlar istiyordu. Eşkıya’nın tirajını gören yapımcılar da kaz gelecek yerden tavuğu esirgememeye başlamıştı.
Piyasa hareketlenmişti; yabancı ürünler kısa sürede plakçı vitrinine ulaşırken yerli filmlerin müzikleri albümü dolduracak kadar zenginse muhakkak satışa sunuluyordu. Her yerli filme müzik albümü üretme prensibi oturmuştu artık.
Film müziklerinin istikrarlı bir tiraja sahip olmasıyla albümler ardı ardına gelmeye başladı: adlı toplama müzikleri,
Işıklar Sönmesin (Mazlum Çimen), Hamam (Transcendental), Mektup (Hasan Cihat Örter-Anouar Brahem), Kuşatma Altında Aşk ve Film Müzikleri (Kamran İnce), Nihavent Mucize (Erhan Şakar), Drejan (Çeşitli), Film Müzikleri Volüm 1 ve Volüm 2 (Cahit Berkay), Karışık Pizza (Ömer Ahunbay-Hakan Özer), Ağır Roman (Atilla Özdemiroğlu), Herşey Çok Güzel Olacak (Mazhar Alanson), Hoşçakal Yarın (Cengiz Özdemir)…
Ancak sağlam bir altyapı olmadan üretimin bu derece zorlanması kaliteyi zedeledi zamanla.Bu ilk akının ardından piyasaya giren Asansör, Salkım Hanımın Taneleri, Deli Yürek, ***** Bizans, Güneşe Yolculuk, Güle Güle, Yılan Hikayesi, Komser Şekspir gibi örnekler beklenildiği ölçüde kabul görmedi. Sonrasında sektörün nefesi kesilmeye başladı. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar, G.O.R.A., Neredesin Firuze, Sınıf, Devrim Arabaları gibi iyi istisnalar dışında vasat ürünler yerleşti tezgaha. Film müziklerinin tahtını ise Deli Yürek, İkinci Bahar, Asmalı Konak, Zerda, Kurtlar Vadisi, Bir İstanbul Masalı gibi TV dizilerin ezgileri ele geçirdi…
Gelelim bu işin en büyük emekçisine. Bizde film müziği deyince ilk isim olarak anımsanan Cahit Berkay’ın çabası ayrı bir övgüye layık. Aslında bir yanlış inanışı hemen düzeltmek gerekiyor. Berkay’la üyesi olduğu Moğollar’ın film serüvenleri çok farklı. Moğollar’ın ürettiği parçalar birçok yerli filmde kullanıldığı için grubun Yeşilçam için özel yapıtlar verdiğini düşünenler olabilir. Oysa hiç alakası yok; Moğollar’ın nitelikli enstrümantal parçaları, izne bile gerek duyulmadan bir çok yönetmen tarafından kesilip biçildi yıllar yılı.



Cahit Berkay’ın öyküsü farklı. Grubun ilk dağılma günlerinde, 1974’te Deli YusufAtıf Yılmaz) adlı filme müzik yazarak bu sektöre giriş yapan, Antalya’dan dört altın Portakal (Fırat’ın Cinleri-1978, Kırık Bir Aşk Hikayesi-1982, Gizli Yüz-1991, Melekler Evi-2001), Uluslararası Ankara Film Festivali’nden üç, Uluslararası Akdeniz Film Festivali’nden bir (Herşeye Rağmen) ve Sinema Yazarları Derneği’nden bir ödül kazanan Cahit Berkay’ın 149 uzunmetrajlı film müziği, 58 televizyon dizisi var portföyünde .
Yapıtları arasında Selvi Boylum Al Yazmalım, Kırık Bir Aşk Hikayesi, Çiçek Abbas, Kılıbık, Devlerin Aşkı, Davaro gibi çok sevilmiş melodilerin de bulunduğu Berkay, yıllar önce Cumhuriyet’te yayımlanmış bir söyleşide şöyle anlatmıştı film müziği serüvenini:
“Yeşilçam’da bir tarafta müziğin önemini ve nasıl yapılacağını bilenler vardı. Onlar hem süre ve hem maddi açıdan besteciye yardımcı oluyorlardı. Diğerleri de ‘Sen aslansın, yaparsın’ diye yaklaşıyorlardı olaya. Çıkan sonuç tabii ki birincide daha iyi ve kaliteli oluyordu. O dönemde bazen önceden senaryoyu alıyorduk ve müziği planlıyorduk. Ancak genellikle teknik şuydu; çekilen filmi izleyip müzik gerektiren bölümlerin uzunluğunu kronometreyle ölçüyorduk. O bölüm kesiliyordu ve devamlı beyazperdede dönüyordu. Uğur Dikmen (tuşlular), Asım Erken (davul), Oğuz Durukan (gitar) ve ben ses stüdyosunda ilkel şartlarda prova yapıp canlı çalıyorduk. Genellikle bir filmin müziğini bu yolla iki günde bitiriyorduk.
Yönetmen de çıraklıktan yetişmeydi, ben de. Onun istediği müziği bana anlatması, aktarması zordu. ‘Neye benzesin’ diye alabiliyordum kafasındakini ancak. Bu nedenle yanlış noktalara gittik; çünkü onlar genellikle plak çalışması gibi frapan müzikler istediler benden…
Her film için en az üç tema yazmak gerekiyordu geçmişte. Bunlar kıla oğlanın aşk teması, kötü adamın teması, kavga-gürültü ya da zaman doldurma teması diye isimlendirilirdi. Temaların sayısı bazen yirmiye kadar uzardı. Bunlar da hesaplandığında Yeşilçam’a hayli emek verdiğimiz ortaya çıkıyor.
Bu işten para kazandığım dönemler oldu., ama fazla bir şey elde edemedim. Zaman oldu, tanınmış parçalarla filmin müziğini kapatan yönetmenleri özendirmek için parasız film müziği yaptım. Aslında para aldığımız filmlerde de bütçenin büyük bölümünü starlar götürüyorlardı. Geriye kalan para müzik, montaj, ışık gibi bölümlere dağıtılıyordu. Bu işi sevdiğimden paraya pek dikkat etmedim.
Görüntüyü, hareketi müzikle tarif ediyorsun, destekliyorsun, yönetmenin istediği verimi alamadığı sahneyi müzikle kapatıyorsun. Çok oldu böyle; örneğin yönetmen ışığı iyi yapamamış, çarpıcı bir müzik koyunca dikkat gözden kulağa kaçıyordu. İsmini vermeyeyim, çok ünlü yönetmenlerden biri, ‘Halk yer’ diye bu yöntemi sık sık kullanmıştı…
Artık sinemayla paralel olarak film müzikleri de iyi satış yapıyor. Çok memnun oluyorum. Bu ortam başladığım günlerde olsaydı her halde ben bu satış tirajları sayesinde özel uçaklardan inmezdim. İşin şakası tabii bu; ama eskiden insanlar filmde müziği fonda bir ayrıntı gibi değerlendiriyordu, emekler uçup gidiyordu. Şimdi müzik güzelse sinemadan çıkan insan albümünü alıp evinde defalarca dinliyor ya da arşivine koyuyor. Bugünleri de gördük sonunda…”

Cumhur Canbazoğlu