Bugün yine hazan, yine hüzün doluyum.
Kaç gündür yağdıkça tükenmeyen bulutlar gibiyim.
Gözyaşlarım, bulutlara özendi galiba.
Gökkuşağı da çoktandır yüzüme uğramaz oldu.
Küstümü ki acaba bana; yüzümdaki hüznü görünce?.
Kim bilir, belki yüreğime şikayet etmeye gitti gözlerimi.
Lakin, alacağı yanıt pek mutlu etmez kendini.
Gözler kalbin aynası olduğuna göre;
Yüreğim de; gözlerimin aksi olsa gerek. Gökkuşağı;
Yüreğime dost, gözyaşıma yeryüzü olur musun?



Aradığınız kişinin size ne kadar zamanda geri döndüğü
size ne kadar değer verdiğinin ölçüsüdür.
Bu sıfır ila 100 arasında değişir.
Birisini ararsınız, size geç değil hiç dönmezse, size verdiği değer sıfırdır.

Aslında kelime kullanmadan:
“Beni bir daha arama” diyor size.
Aradığınız hemen veya uygun olduğu ilk an geri dönerse,
size verdiği değere yüz verebilirsiniz.
Tabii, bu kural iki taraflı da geçerlidir.
Farkında olmayabilirsiniz.
Ama sizi arayan bir kişiye ne kadar çabuk döndüğünüz onun tarafından
ona verdiğiniz değerin bir ölçüsü olarak algılanacaktır.
Birine kıymet verirseniz hemen ararsınız.

Kendilerine hiç dönülmeyen veya
makulün dışında geç dönülen kişiler genellikle bunu bir terslenme veya
küçük görülme olarak algılar.
Düşman kazanmanın en kolay yollarından biri budur.
Düşman kazanmamak dururken kazanmak çok aptalca bir şeydir.
Çünkü kimin, ne zaman, ne kadar zarar vermeye muktedir olacağı bilinmez.

Kimin kime gün gelir ne kadar ihtiyacı olacağı da.
En doğru davranış, mümkünse, arayan herkese,
çok kısa bile olsa, geri dönmektir.

Geri dönülme konusu
Gazeteci olduğum ve sık sık birçok insana telefonla ulaşmaya
çalıştığım için geri dönülme konusunda oldukça deneyimliyim.
Bir gün, her ikimizin de daha genç olduğu yıllarda oldukça
sık temas içinde olduğum ama son zamanlarda az görüştüğüm
ünlü bir işadamı aradı.
Merhabalaştıktan sonra sustu.
Anladım ki bir şey söylememi bekliyordu.
Senin için bir şey yapabilir miyim, diye sordum.
“Beni aramıştın” dedi.
“Sana geri dönüyorum.”
Düşündüm. Aramış mıydım? Hayır, dedim.
Aramadım. Bir yanlışlık olmalı.

Birkaç hoş laf değiş tokuşundan sonra konuşmayı sona erdirdik.
Akşama doğru aklıma geldi.
Onu aramıştım. Ama dört ay kadar önce.
Bana o anda konuşamayacağını çünkü kısa bir ziyaret için
ABD’ye gidiyor olduğunu söylemişti.
Döndükten sonra “İlk müsait olduğu zaman” beni arayacaktı.

Anladım ki, müsait olmuştu. Gülmeye başladım.
Adam o kadar kendi önemi ile doluydu ki
dört ay beklenmeye değer sanıyordu kendini.
Derim kalındır. Bu gibi olayları hiç umursamam.
Bir arkadaşım yapsa kırılabileceğim davranışlar kontaklarımdan
geldiğinde hemen unuturum.
Değer vermediğiniz bir kişinin size değer vermemesi önemsizdir.
Ama ben ne işadamıyım ne önemliyim.
Eğer işadamı ve önemli iseniz veya

olmak istiyorsanız önerim aranma ile arama arasındaki
zaman ilişkisini iyi derecelendirmenizdir.