emlaklik & sedatyucel

Şehir İsimleri Tarihi ..!!

<em style="">elimden geldiği kadar eksik yerlere yada artısı olacak şehirler hakkında bilgiler ekleyebilirseniz sevinirim <em style=""> <em style="">Van <em style="">

Bu konu 4730 kez görüntülendi ve 19 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Şehir İsimleri Tarihi ..!!

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 4730 kez incelendi.


Sayfa 2 Toplam 2 Sayfadan BirinciBirinci 12
Toplam 20 adet sonuctan sayfa basi 11 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Standart Şehir İsimleri Tarihi ..!!

    <em style="">elimden geldiği kadar eksik yerlere yada artısı olacak şehirler hakkında bilgiler ekleyebilirseniz sevinirim
    [/i][/b]


    <em style="">
    [/i][/b]


    <em style="">Van
    [/i][/b]<em style="">
    Van&rsquo;ı Asur kraliçesi Semiramis kurdu. Bundan dolayı şehre &ldquo;Şahmirankent&rdquo; adı verildi. Daha sonra Persler döneminde buraya Van adında bir vali geldi ve şehri bayındır hale getirdiğinden şehre onun adı verildi.

    Uşak

    çocuk veya genç adının halk dilinden söylenişidir. Bazı rivayetlere göre ise uşak (ayınla söylenişi) kelimesinin aşık kelimesinden geldiği söylenmiştir.

    Urfa

    Eski adı &ldquo;Orhoe veya Orhai&rdquo;dir. Dah sonra Araplar tarafından &ldquo;Roha&rdquo;ya çevrilmiştir. Bir diğer rivayete göre ise Kürtçeden gelmekte olup Roha yani güneş demektir. Şehir Babil hükümdarı Ramis-Nemrut tarafından kuruldu.

    Tekirdağ

    Adını, kıyı boyunca uzanan Tekirdağlarından almıştır.

    Tokat

    Eski adı &ldquo;Komana Pontika&rdquo;idi. Tokat adının Pontika adının halk arasından değişmiş şeklidir.

    Trabzon

    &ldquo;Trapezus&rdquo; sözcüğünden gelir. Anlamı dörtköşe&rsquo;dir.

    Tunceli

    Burada bazı maden yataklarının bulunmasından dolayı şehre Tunceli adı verilmiştir. Yani tunçülkesi demektir.

    Sakarya

    Adını sınırları içinden geçen Sakarya nehrinden alır

    Samsun

    Eski adı &ldquo;Amisos&rdquo;dur. Samsun ismi bu kelimenin halk arasından değiştirilmesidir.

    Sivas

    Adının nereden geldiği konusunda her hangi bir kayda rastlanmamıştır.

    Siirt

    Siirt adının Keldani aslından geldiği ve şehir anl***** geldiği söylenir. Diğer bir ravayete göre ise Sert kelimesinin bozulmuş şeklidir.

    Rize

    Kafkas kökenli bir kelime olduğu sanılmaktadır.

    Ordu

    Eski adı &ldquo;Kotyora&rdquo;dır. Halk tarafından bu isim değişikliğe uğramıştır.

    Niğde

    İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre &ldquo;Nekide veya Nikde&rdquo; demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir.

    Nevşehir

    Onsekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı &ldquo;Muşkara&rdquo; idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.

    Malatya

    Hititler döneminde buranın adı &ldquo;Meliddu&rdquo;dur. Halk tarafından Malatya olarak değişmiştir.

    Manisa

    Yunanca Magnesya&rsquo;dan gelmiştir. Türkler burayı alınca Manisa olarak şehrin ismini değiştirdiler.

    Mardin

    Mardin adı Süryanice&rsquo;de Marde&rsquo;den geldiği rivayet edilir. Romalılar &ldquo;Maride&rdquo; Araplar ise &ldquo;Mardin&rdquo; adını vermişlerdir. Diğer bir rivayet göre ise kürtçedeki Mer-din yani erkek, yiğit &ndash;görmek kelimesinden geldiği söylenmiştir.

    Muğla

    Eski adı &ldquo;Mobolla&rdquo;&rsquo;dı r. Türkler buraya daha sonra Muğla demişlerdir.

    Muş

    Bir rivayete göre süryanice&rsquo;deki suyu bol anl***** glene Muşa&rsquo;dan diğer bir rivayete göre ise Şehrin kurucusu &ldquo;Muşet&rsquo;den gelmiştir

    Karaman

    İlk ismi Laranda&rsquo;dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi.

    Kahramanmaraş

    Asıl adı Markasi&rsquo;dir. Halk dilinde Maraş olarak değişmiştir. Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı şehirlerini kahramanca savunduklarından meclis tarafından ll Şubat 1922&rsquo;de kahraman ünvanı verildi.

    Kars

    Mö: 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anl***** gelir.

    Kastamonu

    Şehrin eski adı &ldquo;Tumana&rdquo;dır. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşti. İşte Kastamonu Gas ve Tuman&rsquo;ın birleşmesinden meydana gelmiştir.

    Kayseri

    Romalılar Mazaka adlı şehri alınca buraya Kaysarea adını verdiler. Yani İmparator şehri anl***** gelir. Daha sonra Kayseri olarak halk arasında yayıldı

    Kırşehir

    Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.

    Kocaeli

    Orhan gazi döneminde bu bölgeyi feth eden Akçakoca isimli komutandan dolayı buraya Kocaeli denildi.

    Konya

    İsa&rsquo;dan önce 47-50 ve 53 yıllarında Hıristiyan azizlerinden St. Paul burayı ziyaret etti ve şehir önemli bir dinsel merkez olarak gelişti. Bu nedenle Hıristiyanlar ona, &ldquo;İsa&rsquo;nın tasviri&rdquo; anl***** gelen &ldquo;ikonyum&rdquo; adını verdiler. Abbasiler burayı alınca &ldquo;Kuniye&rsquo;ye&rdqu o; çevirdiler. Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi.

    Kütahya

    Frigler buraya &ldquo;Katyasiyum veya Katiation&rdquo; adını vermişlerdir. Daha sonra yöre halkı buraya Kütahya demiştir

    İstanbul

    Mö. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir.
    Roma imparatoro Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla &ldquo;Antion&rdquo; olarak anıldı.
    Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre &ldquo;Konstantin veya Konstanpolis&rdquo; adı verildi. Araplar &ldquo;Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis&rdquo; demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan &ldquo;Stin-polis&rdquo; deyimi kullanıldı. İşte İstanbul bu &ldquo;Stin-Polis&rdquo; şehrinden türetildi.
    Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında &ldquo;İslambol&rdquo; adını verdiler. Fakat daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.

    İzmir

    Şehrin asıl adı &ldquo;Smyrna&rdquo;dır. İzmir kelimesi smyrna&rsquo;nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras&rsquo;ın kızı Smyra&rsquo;dan alır ve tanrıça Artemis İzmirli&rsquo;dir. Kimi kaynaklara göre de, İzmir şehrini ilk kuran Hititler değil, Amazonlar&rsquo;dır. (Hititler de buraya Navlühun adını vermişlerdir.

    Gaziantep

    Şehrin eski adı Ayıntab&rsquo;dır. Kelime anlamı, pınarın gözü demektir. Halk bunu Antep olarak değiştirmiştir. Halk Kurtuluş savaşında Fransızlara karşı başarılı bir savaş verince 6 Şubat 1921&rsquo;de çıkartılan bir yasayla Gazi ünvanı verildi.

    Gümüşhane

    Burada daha önceleri gümüş madenleri olduğundan, bu şehre Gümüşhane denilmiştir

    Edirne

    Romalılar döneminde imparator Hadrianus tarafından kurulduğu için şehir &ldquo;Hadrianopolis&rdquo; dını alır. Hadrianus&rsquo;un şehri anl***** gelen bu sözcük, sonradan değşimlere uğra***** Edirne halini aldı.

    Elazığ

    1834 yılında Mezra denilen yerde kuruldu.1862 yılında buraya o sıradaki padişah Abdülaziz&rsquo;in onuruna &ldquo;Mamuretülaziz&rdquo; adı verildi. Bu ismi uzun bulan halk onu Elaziz olarak kısalttı. 1937 yılında Elazığ&rsquo;a çevrildi.

    Elazığ

    Erzincan ovasından adını alır. Ezirgan diye halk tarafından söylenir. Buranın eski adı Eriza&rsquo;dır.

    Erzurum

    Ardı Rum kelimesinden gelir. Yani Rum toprağı demektir. Diğer bir rivayete göre de Selçuklular buraya Erzen-Rum demişlerdir. Erzen darı demektir. Şehir o zamanlar bir tahıl ambarı olarak kullanılmıştır.

    Eskişehir

    Eski adı Doylaion&rsquo;dur. 1080 yılında Türkler burayı ele geçirdi. 1175 yılında burasını Bizans geri aldı. Kılıçarslan bu şehri daha sonra geri alınca, ona &ldquo;Bizim eski Şehrimiz&rdquo; anl***** gelen Eski Şehir adını verdi.

    Diyarbakır

    Bakır ülkesi anl***** gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir&rsquo;dir. Bekir&rsquo;in memleketi anl***** gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va&rsquo;il adlı Arap göçebe boyunun buraya yrleşmiş olmasından kaynaklanır. Diyarbakır&rsquo;ın eski adı Amid veya Amed&rsquo;dir. Gelen veya bizim anl***** gelir. Dede Korkut kitabında Amid&rsquo;e Hamid de denilmiştir.

    Denizli

    Deniz-ili kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. İl eski Türkçe&rsquo;de ülke, memleket anl***** gelir. Yani deniz memleketi denilir.Bir diğer rivayete göre de kelimenin aslı domuz-ili'dir. Bu da bölgede domuz çokluğundan kaynaklanmaktadır.

    çanakkale

    Marmara ve Ege denizlerini birleştiren Boğaz&rsquo;daki şehir ve kasabaların en büyüğü ve il merkezidir. Boğazın doğu kıyısında ve en dar yerinde kurulmuştur. Burada denizini şekli tıpkı bir çanağı andırır. Bugünkü ismini buradan alır.

    çankırı

    İlkçağda &ldquo;Gangra&rdquo; kalesinin eteğinde kuruldu. İsmini Gangra kalesinden alan çankırı&rsquo;ya yakın zamana kadar çangırı ve çenğiri deniliyordu.

    çorum

    Rivayete göre çoğurum kelimesinden türetilmiştir. Bu da bölgede zamanında Rumların çoğunluğu oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

    BURSA

    Eski çağlardaki Bitinya bölgesinin başkentidir. Buraya kurucusu Bitinya kralı Prusias&rsquo;ın adı verildi. (Mö:ll.yüzyıl)

    BURDUR

    Eski adı Askaniya&rsquo;dır. İsmini yanında kurulmuş olduğu Burdur gölünden alır.

    BOLU

    önceleri Bithynion Romalılar döneminde ise Claudiopolis adı verildi. Türkler burayı alınca Claudiopolis sözcüğünü kısaltıp sadece polis dediler. Daha sonra bu da halk dilinde değişerek Bolu oldu.

    BİTLİS

    Kimi tarihçilere göre, &ldquo;Bageş&rdquo; ya da &ldquo;Pagiş&rdquo; sözcüklerinden türemiştir. Kimilerine göre de Büyük İskender&rsquo;in komutanı &ldquo;Lis&rdquo; ya da &ldquo;Badlis&rdquo; burada bir kale kurmuş. Bitlis sözcüğü bu komutanın isminden kaynaklanıyormuş.

    BİNGöL

    Buradaki bir çok göllerden dolayı bu isim kendisine verildi.

    BİLECİK

    Bizanslılar döneminde burada Bilekoma adlı bir kale vardı. Osman bey burayı alınca bu adı Bilecik olarak adını verdi.

    BAYBURT

    Eldeki kaynaklara göre kasabanın ortaçağdaki adı &ldquo;Paypert&rdquo; ya da &ldquo;Pepert&rdquo; idi. Bayburt adı buradan gelmektedir.

    BALIKESİR

    Şehrin adının eski hisar anl***** gelen Paleokastio&rsquo;dan türediği sanılmaktadır. Halk arasında dolaşan bir söylentiye göre de balı çok anl***** gelir. çünkü Kesir Arapça&rsquo;da çok anl***** gelmektedir

    AĞRI

    İsmi sınırları içindeki &ldquo;Ararat&rdquo; dağından alır. çok eski çağlarda yeryüzü korkunç bir su baskınınına uğradı.(Nuh Tufanı) Nuh peygamber bütün canılardan bir çifti alarak bir gemiye bindirdi. Gemi Cudi (İslam kaynaklarına göre) (Hristiyan kaynaklarına göre de Ararat &ndash; Ağrı) dağına kondu. Ararat, önce aran sonra da Ağrı adını aldı.

    AKSARAY

    Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçarslan, şehirde cami, medrese, kümbetler ve büyük ve beyaz bir saray yaptırdı. Şelir &ldquo;Aksaray&rdquo; adını işte bu beyaz saraydan aldı.

    AMASYA

    Amasya şehrini tarihçi Strabon&rsquo;a göre Amazon karalı Amasis kurdu ve ona Amasis kenti anl***** gelen &ldquo;Amasesia&rdquo; ismini verdi.

    AYDIN

    İlk olarak Argoslar tarafından kuruldu. Anadolu beylerinden Aydınoğlu Mehmet bey&rsquo;den aldı. Aydın, Mehmet beyin babasının ismidir.

    ARTVİN

    İskitler tarafından kuruldu. Artvin sözü iskitçe&rsquo;dir.

    ANTALYA

    Mö ll.ci yüzyılda Bergama karalı Attalos ll tarafından kuruldu. Şehir önceleri ismini kurucusundan aldı ve Attaleia adıyla anıldı. Daha sonra bu isim Adalia, Antalia ve en son Antalya şekline dönüştü.

    ANKARA

    İslam kaynaklarında Ankara&rsquo;nın adı Enguru olarak geçer. Kimilerine göre Ankara sözü Farsça &ldquo;üzüm&rdquo; anl***** gelen Engür&rsquo;den, ya da Yunanca&rsquo;da Koruk anl***** gelen&rdquo;Aguirada&rsquo;dan türemiştir.
    Bazılarına Hint-Avrupa dillerindeki &ldquo;Eğmek&rdquo; anl***** gelen Ank ya da Sankskritçe de; &ldquo;Kıvrıntı&rdquo;,, anl***** gelen ankaba&rsquo;dan veya Latince&rsquo;den çengel anl***** gelen uncus&rsquo;dan türediği ileri sürülmektedir. Frig dilinde Ank &ldquo;engebeli, karışık arazi anl***** gelir.&rdquo; Şehrin diğer isimleri; Ankyra, Ankura, Ankuria, Angur, Engürlü, Engürüye, Angare, Angera, Ancora, Ancora ve son olarak Ankara şeklini almıştır.

    ANTAKYA

    Mö 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz bu yörede Antakya&rsquo;yı kurdu ve şehre babasının ismi olan Antiokhia adını verdi. Zamanla büyüyen kent, başkent halini aldı.

    AFYONKARAHİSAR

    Afyon türkülerinde sık sık &ldquo;Hisar&rdquo; sözcüğü geçer. &ldquo;Hisarın bedenleri çevirin gidenleri&rdquo; Bu hisar sözcüğünün Afyon türkülerinde sık sık yinelenmesi nedensiz değildir. Eski adı Akroenos olan şehri Selçuklular uzun süren bir kuşatmadan sonra ele geçirdiler. &ldquo;Hisar&rdquo; kuşatma anl***** gelir. Acılarla elde edilen yere &ldquo;Karahisar&rdquo; dediler ve orada, kara taşlardan bir kale kurdular. Onaltıncı yüzyılda bölgede afyon yetiştirlmeye başlayınca, Karahisar&rsquo;ın başına bir de Afyon eklendi ve şehir &ldquo;Afyonkarahisar&rdquo ; adını aldı.

    ADAPAZARI

    Bu ilimize Adapazarlılar kasaca Ada der. çünkü Sakarya ve çark suyu arasında yer alan şehir, tıpkı bir adayı andırır. &ldquo;Pazar sözüne gelince: Burası onyedinci yüzyılda yörenin Pazar yeriydi. İşte, Adapazarı bu iki sözcüğün &ldquo;Ada&rdquo; ve &ldquo;Pazar&rdquo; sözcüklerinin birleşmesinden oluştu. Adapazarı, Sakarya ilimizin merkezidir.<o></o>[/i][/b]


    <em style=""><o></o>[/i][/b]



  2. #11

    Genel Yönetici

    Standart




    PERSLER DöNEMİ





    Pers kralı I. Dareios (Daryus), (M.ö. 522-485) ülkesinde düzenli bir yönetim kurmak amacıyla ülkeyi 127 vilayetten oluşan 23 büyük Satrab'lığa ayırdı. Malatya bölgesi, merkezi Kayseri (Mazaka) olan Kapadokya büyük satrablığına bağlandı. Malatya yöresinde Med ve Pers egemenliğini yansıtan anıt eserlere rastlanmamıştır. Bölge ekonomisinin can damarı olan Mazaka-Malatya arasındaki yol, bu dönemde önem kazandı. Malatya; İran yaylasını Akdeniz'e bağlayan ulaşım yolu üzerinde sosyal ve ekonomik ilişkilerin düğümlendiği doğu ile batı arasında bir kent oldu.





    Malatya, M.ö. 4. yüzyılda Makedonya Kralı İskender &lsquo;in Anadolu'yu ele geçirmesinden sonra Perslerin idari sistemine dokunmadı. Bölgeye atadığı komutanları ile Hellenistik kültürünün Anadolu'ya yayılmasını sağladı. Malatya, bu dönemde Helen kültürünün etkisinde kalmıştır.




    İskender'in M.ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun komutanları ve satrabları arasında bölüşülmeye başlandı. Malatya bölgesine ilk önce, İskender'in Kapadokya Satrabı Evmenes sahip çıktı. Ancak, Evmenes M.ö. 315'de komutan Antigonos'a yenildi. İskender'in Babil satrabı Selevkos, uzun savaşlardan sonra Antigonos'u yenince İran, Irak ve Güney Anadolu toprakları bu sefer onun egemenliği altına girdi. (M.ö . 312) Büyük Selökid devletinin temelleri atılmış oluyordu. Selevkos'un Malatya'yı içerisine alan topraklarda da egemenlik kurması, ancak rakibi Lizimakhos'u M.ö. 281 'de yenilgiye uğratmasından sonra gerçekleşmiştir. Selevkosların Malatya'da tahakkümleri bir yıl sürmüştür. Yöre insanının isyanı sonucu Selevkoslar Malatya'yı terk etmek zorunda kaldılar. Aynı zamanda Kapadokya Krallığı bölgede hakimiyeti ele geçirdi. Güney komşu Selökidlerle iyi geçinmeye çalışan Kapadokya yönetiminin Malatya bölgesindeki egemenliği daha güçlendi.




    Kapadokya Krallığı, bir süre sonra &quot;Sofen Presleri&quot; diye anılan ve bugünkü Harput yöresinde bağımsızlığını ilan eden prensIere boyun eğdi ve Malatya yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kaldı. (M.ö. 212) Böylece bölgedeki yönetim, tekrar Selevkosların eline geçmiştir. Bu yönetimden memnun olmayan yöre haklı, kuzeyde bulunan Pontus Kralı Farmekes'in koruması altına sığınmıştır. (M.ö. 170) Malatya bölgesi uzun süre Pontus Krallığına bağlı olarak kalmıştır.




    Pontus Kralı Mitridates Evpator'un (M.ö. 120-63), Pompeius komutasındaki Roma ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit ırmağı kıyısındaki Kabira olan Roma eyaletinin sınırları içine alındı. (M.ö. 66)





    ROMA DöNEMİ





    Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğuyu batıya bağlayan bir düğüm noktası üzerinde bulunuyordu. Fırat nehrinin doğu ile batıyı birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır. Bu bölgeye Romalılar iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu lejyonlardan biri Melitene'ye (Malatya) gönderilerek görevlendirilen lejyon XII. Fulminita'dır. Diğeri ise Samosata (Samsat-Adıyaman) gönderilen lejyon XVI. Flavia'dır. Roma'nın .30 lejyonundan ikisini Fırat kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne sermektedir. Melitene'de yerleştirilen 12. lejyon doğudaki Roma'nın en önemli askeri bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak, Karadeniz'den Zaugma'ya kadar uzanan doğu hudutlarının bekçisi olmuştur. Romalıların 12 Lejyonu buraya yerleştirmelerinin sebebi; buranın önemli bir yol kavşağında olması, Fırat'ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve yiyecek depolarının bol olmasındandır. 12. lejyonun Malatya'da yerleştirilmesi ile Aslantepe'de bulunan şehrin yeri değiştirildi. Buranın 4. km. kuzeyine bugün Battalgazi ilçesi adı verilen yere kuruldu. Şehrin etrafı surlarla çevrildi. Şehir surları (M.S. 98 -117) Traianus döneminde yapılmıştır. Traianus zamanında, Melitene, Part'lara





    Romalılar döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene 'ye komşu devletler tarafından sürekli saldırılmıştır. Savaşlar sebebiyle yıpranan şehir surları, İmparator Constantius (M.S. 363) zamanında tamir ettirilerek genişletilmiştir. Bütün Roma ülkesinde olduğu gibi, Melitene'de de huzursuzluk ve isyanlar artmış, şehir sürekli el değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor'u Bizans İmparatoru Valens yenerek bölgede Roma nüfuzunu yeniden sağlamıştır.




    Romalılar tarafından askeri bir karargah olarak kullanılan Malatya'da o döneme ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilen kültürel buluntular ve kalıntılar Malatya müzesinde sergilenmektedir.




    Theodosius Magnus, (M.S. 379-382), 395'te imparatorluğu oğullan Arcadius ve Honorius arasında bölüştürmüş. İmparatorluğunun doğusu Arcadius'a düşmüştür. Malatya, İmparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans) imparatorluğu içinde kalmış, bundan sonra da önemini sürdürmüştür.


    [1]



    İSLAM DöNEMİ





    Müslüman Araplar, Anadolu'ya yaptıkları seferlerle Malatya'yı birkaç defa ele geçirmişlerdir. İyaz bin Ganem'in Habib bin Mesleme komutasında Malatya üzerine gönderdiği Arap ordusu kenti aldı ise de burada fazla kalamadı. Karşı saldırıya geçen Bizanslılar kenti geri aldılar.




    Suriye valisi Muaviye, Habib bin Mesleme'yi yeniden Malatya üzerine gönderdi. 656 yılında kenti alan Mesleme, buraya askeri birlikler yerleştirdikten sonra yönetimi kendi atadığı bir valiye bıraktı. Muaviye (661-680) bu kente gelerek bir zaman kaldı ve asker sayısını artırdı. Kenti İslamlaştırmak gayesiyle Irak ve Suriye'den Müslüman halkın bir kısmım Malatya'ya getirerek yerleştirdi. Bu dönemde Malatya bizanslılara karşı yapılan yaz seferlerinin üssü durumuna getirilmiştir.





    Hz. Ali ile Muaviye taraftarları arasındaki mücadeleler zamanında müslümanlar, Anadolu seferlerini ihmal etmiş, Emevilerin hilafeti ellerine geçirdikten sonra Hz. Ali tarafından Abdullah İbn-i Zübeyr&rsquo;in isyanı üzerine Malatya&rsquo;ya yerleştirilen halk şehri terk etmiştir. Bu fırsattan yararlanan Bizanslılar Müslüman halkın ve askerlerin çekilmiş olduğunu görerek Malatya'yı yeniden zapt ettiler. Şehrin kalesini yıkıp, Müslüman halkı kılıçtan geçirdiler. Şehre Rum, Ermeni , Aramice konuşan ve kendilerine Nebatiler denilen halkı yerleştirmişlerdir.





    Emeviler döneminde Halife ömer bin Abdülaziz (717-720) kaçmakta olan Darende halkını Malatya'ya yerleştirdi. Cavana bin El Haras'ı buraya vali olarak atadı. 740-41 yılında Askivaş komutasındaki Bizans Ordusu Malatya üzerine yürüdü. Kuşatma sırasında halk, kent kapılarını kapayarak Halife Hişam'dan (724-743) yardım istedi. Bunun üzerine Bizanslılar çekildilerse de Halife Hişam Malatya'ya geldi, şehir onarılıncaya kadar buradan ayrılmadı




    Şehre vali olarak atanan Melih İbn-i Sebeb ve yanında seferlerde bulunan Abdullah El Battal Bizanslıların elinde bulunan Synada şehrini kuşatmışlardır. İslam orduları Pelezaium adı verilen yerde ağır bir yenilgiye uğramışlardır. Bu savaştan üç sene sonra 740 tarihinde Abdullah El Battal, Eskişehir yakınlarında Akronion önünde yapılan savaşta şehit düşmüştür. Aynı tarihte Malatya'da Bizans - Arap çatışmalarında Battalgazi'nin silah arkadaşı Abdulvahap'ın da şehit düştüğü sanılmaktadır.




    755 tarihinde Bizans İmparatoru V. Konstantinos tarafından yakılıp yıkılan Malatya, aynı tarihte Salih bin Ali bin Abdullah komutasında saldırıya geçen İslam ordusu, V. Konstantinos komutasındaki Bizans ordusunu yenerek şehri yeniden ele geçirmişlerdir. Abbasi Halifesi El Mansur (754-775), yeğeni İmam Abdulvahap bin İbrahim'i Malatya valiliğine atadı. Vali, 757 yılında Hasan bin Kahtaba komutasındaki kuvveti ile gelerek Malatya'yı yeniden onarttı. Onarımı tamamlanan Malatya'ya 4.000 kişilik kuvvet bırakarak buradan ayrıldı.




    Halife Harun El Reşit (786-809) döneminde Malatya'ya karşı yapılan bir Bizans saldırısı püskürtülmüş ve şehir tahkim edilmiştir.





    Halife el Memun döneminde (813-833) oğlu Abbas Malatya'yı üs durumuna getirerek Bizanslılar üzerine saldırılar düzenledi. Bizans İmparatoru Theophilos, 837 yılında Doğanşehir ve Malatya üzerine saldırıya geçerek yöreyi yakıp yıktı. 838 yılında Halife El Mutasım'ın (833-842), Ebu Said Muhammed bin Yusuf komutasında Bizanslılara karşı çıkardığı Arap ordusu başarılı olamadı. Türk Asıllı Afşin ve Arap asıllı Abdullah bin Mervan El Akta komutasındaki İslam ordusu Malatya halkının da yardımıyla Bizans ordusunu bozguna uğrattı. Ancak 841 yılında Bizans orduları, şehri yeniden ele geçirdiler. 9. yüzyılın ortalarına doğru Malatya'nın batı ve kuzey yörelerinde yerleşmiş bulunan Pavlikiyenler Bizanslılara karşı ayaklandıklarından Malatya Valisi ömer bin Abdullah bin El Akta onları destekledi. 863 yılında Anadolu içlerine bir sefer düzenledi. 3. Michael (842-867) Petronas komutasındaki Bizans ordularınca ağır yenilgiye uğratıldı. Komutan ömer bin Abdullah El Akta





    I. Basileios (867-886) zamanında Bizans ordusu Darende ve Doğanşehir'i alarak, buraları yakıp yıktılarsa da Malatya'yı ele geçiremediler. Bizanslılar, kuşatma sırasında ağır kayıplar verdiler. İmparator esir olmaktan zor kurtuldu. 917 yılında Arap komutanı Munis El Muzaffer Malatya'dan İç Anadolu üzerine bir sefer düzenledi. Bu seferi 923 yılında Muhammed bin Nasır, yaz ve kış seferlerinden başarı kazanması üzerine Bizanslılar 926-927 yıllarında Kurkuas komutasındaki bir ordu ile karşı saldırıya geçtiler ve Malatya yöresini yağmaladılar. Malatya valisi oğlu Ebu Hafs ile komutanı Ebul Aşaş'ı Kurkuas'a göndererek Bizans egemenliğini kabul etti.




    Musul Hamdani emiri Nasr üd- Devle El Hasan 'nın (929-962) amcası Said üd-Devle Malatya'ya sefer düzenleyerek şehri Bizanslılardan geri aldı. 934 yılında, Kurkuas, Malatya'yı yeniden alarak surların tümünü yıktırıp, kenti savunmasız bıraktı.




    Bunu izleyen yıllarda Hamdani Su1tanı Seyf üd-Devle Ali (945-967) birkaç defa Malatya'yı istila etti. 961-962 yılında komutanlarından Naca, Bizanslılarla çarpışarak 18 gün boyunca şehri yağmalayıp, yakıp yıktırdı.





    Bizans İmparatoru II. Nikephor Focas, (963-969) Güneydoğu Anadolu ve Suriye'yi ele geçirdikten sonra savunmasız durumdaki Malatya'yı yeniden oturulur duruma getirmeye çalıştı. Suriye Yakubileri'ne


    [2] bu savaşta şehit düşmüştür.[3] haber salarak Malatya'ya gelip yerleşmelerini istedi. 970 yılında Yakubilerden büyük bir kısmı Malatya yöresine yerleşerek, Bizans egemenliği altında hayatlarını sürdürmeye başladılar
    [1]
    [1] karşı önemli bir sınır üssü olmuş, askeri yolları geçtiği bir geçit noktası haline gelmiştir.[2]


    BİZANS DöNEMİ





    Doğu Roma yönetiminde uzun yıllar kalan Malatya, yine askeri bir üs olarak kullanılmıştır. Bu süre içerisinde surlar, yeniden onarılmıştır. Fulminatris lejyonu adı verilen askeri karargaha Bizanslılar &quot;Likandos adını vermişlerdir. Bizans İmparatoru Akil1eon (457474) Malatya'yı İmparatorluğun 12. Temi olarak adlandırmıştır. 532 yılında imparator Justinyanus zamanında şehir surları yeniden restore edilerek müstahkem hale getirilmiştir. Bunun zamanında Malatya, bir eyalet merkezi durumundadır. Bizanslılar, Malatya'yı Romalılardan daha çok geliştirmişlerdir. Şehrin su ihtiyacı, bugün olduğu gibi Derme Suyu olarak bilinen Gündüzbey su kaynaklarından karşılanmıştır. Yörede Gündüzbey, Yeşilyurt, Yakınca, Banazı, Bostanbaşı ve Tecde adıyla bilinen yerleşim merkezlerinin Bizans döneminde kurulduğu sanılmaktadır. çünkü bahsi geçen yerlerde Bizanslılardan kalma mozaikli havuz ve ev kalıntılarına rastlanmaktadır. Bunlardan birisi Tecde'de bulunan Zirai Araştırma İstasyonu Meyve Fidanlığının bulunduğu, alanda olduğu tespit edilmiştir. 1985 yılında sözü edilen yerde yapılan havuz çalışmaları kazısı sırasında 7 adet altın Bizans sikkesine rastlanmıştır. Bunlar Malatya Müzesinde sergilenmektedir. Bir diğeri ise Yukarı Banazı (Konak) köyünün Horata adı verilen suyun yakınında bir üzüm bağının içindeki kalıntılardır




    öte yandan şehir içinde ve çevresinde bulunan kale kalıntılarından şehrin geniş bir alana yayıldığı ve Hiristiyanlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Şehir ve çevresinde çok sayıda kilise ve manastır yaptırılmış, ancak bu mabetler İslam-Bizans mücadelesi sırasında tahrip edilmiştir. Müslümanlar tarafından yaptırılan cami ve mescitler, Bizanslarca aynı tarzda hareket edilerek yıktırılmıştır.




    Bizanslılar, Malatya'yı Sasani'lere karşı bir hudut şehri olarak kullanmışlardır. 575 yılının sonbahar mevsiminde Sasanilerle Bizanslılar arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru 1. Hüsrev yenilgiyi hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Uzun süre Bizanslılar ve Müslüman Araplar arasında el değiştiren Malatya, Hz ömer zamanından itibaren halifelerin ülkesi ve Bizans toprakları birinden ayıran bölgeye Avasım adı verilmiştir. İslam coğrafyacılarından İbn-i Haykal &lsquo;




    Anadolu'nun tamamen Türkleşmesine kadar Malatya, Bizans ve Müslüman Araplar arasında paylaşılamayan bir merkez konumundadır. VII. yüzyıldan itibaren sürekli Arap akıncılarının saldırısına uğramıştır. 1993 yılında Battalgazi ilçesinde Belediye Hamam inşaatı hafriyatı sırasında ele geçen 7. Mikhael Dukas (1071-1078) dönemine tarihlenen altın sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla bu eserler Malatya'da Bizans döneminin sonu olarak karşımıza çıkar.


    ın ifadesine göre bu avasım şehirlerinin (sınır, uç bölgelerin) en bakımlısı ve büyüğü Malatya&rsquo;dır. Malatya&rsquo;nın strateji bakımından yolların kavşağında bulunması, önemli dağ geçitlerinde bulunması İslamların bu şehre özel önem vermelerine sebep olmuştur. Anadolu'da Fırat'ın doğu kısmı müslümanların ilk istilası sırasında ele geçirilmiştir. Emeviler devrinde de bu fetih tamamlanarak Anadolu'nun güney bölümü olan Adana, Ceyhan ile Fırat arasındaki topraklar müslümanların kontrolüne geçmiştir. Adana bölgesinin merkezi Tarsus, Fırat bölgesinin merkezi Malatya olmak üzere iki hudut valiliği kurulmuştur.
    [1]

  3. #12

    Genel Yönetici

    Standart




    SELçUKLULAR DöNEMİ





    11. yüzyılda Türkler akın akın Anadolu''ya yöneldiler. Malazgirt zaferinden önce Malatya 1057 yılında Türklerin eline geçti ise de Bizanslılar kenti geri aldılar. I. İsaakios Comnenos (1057-1059) döneminde Türkler Malatya''yı ele geçirip halkını tutsak ettiler. Kenti tekrar ele geçiren Konstantinos Ducas (1059-1067), (1060-61) yıllarında Malatya''nın sur ve hendeklerini yeniden yaptırdı. Ne var ki kent 1064 ve 1066''da kısa süreli de olsa Türklerin eline geçmesine engel olamadı. Ancak kuşatma için gerekli silahları olmayan Türkler, düzenli Bizans ordularıyla başa çıkamayarak almış oldukları toprakları bırakıp, geriye çekilrnek zorunda kalıyorlardı.




    Bu sırada Ortodoks Bizanslılarla Gragoryen ermenileri arasındaki anlaşmazlık devam etmekteydi. Bizanslılar, 11. yüzyılın başlarında Doğu Anadolu''yu istila ederek, buradaki Ermenileri Fırat yöresine sürdürmüşlerdi. Aynı yüzyılda başlayan Türk akınları yüzünden Ermeniler, güneybatıya doğru inip Malatya, Maraş ve Urfa bölgesinde toplandılar. Ermeniler, kendilerine zorla Ortodoksluğu kabul ettirmeye çalışan Bizanslılara düşmandılar. Bu yüzden Anadolu''nun Türklere karşı savunulmasında Bizanslılara yardımcı olamadılar. 1071 yılında Bizans İmparatoru N. Romanos Diogenes (1068-1071), Türkleri Anadolu''dan atmak için büyük bir sefer düzenledi. Malazgirt&rsquo; te savaş alanını topluca terk eden Ermeniler, Balkanlarda Bizans Ordusuna dahil edilmiş olan Uz ve Peçenek Türkleri''nin AIparslan safına geçmesiyle Bizanslılar''ın büyük bir bozguna uğramalarına sebep oldular.




    Bu zaferle Bizanslılar''ın son direnme güçlerini kıran Türkler, hızla Anadolu içlerine akmaya başladılar. Kendi aralarında başlayan saltanat kavgalarında Kutalmışoğlu Süleyman Şah kendilerine vilayetler verilmediği için isyan eden şehzadeler ve başka beyler de kendi boylarıyla Anadolu&rsquo;da bir yurt tutmaya çalışıyorlardı. 1072 yılında Alparslan''ın ölümü üzerine oğlu Melikşah (1072-1092) tahta geçti. Ama amcası Kavurd onun sultanlığını tanımadı. Kavurd''un başlattığı ayaklanmayı bastıramayacağını anlayan Malikşah, bu sırada Anadolu''nun fethiyle uğraşan Artuk Bey''i yardıma çağırdı.




    Artuk Bey, 1073 yılında Anadolu''dan Melikşah''a yardım etmek amacıyla ayrıldı. Bu arada saltanat iddiasıyla Alparslan''a karşı ayaklanmış olan Kutalmışoğulları''ndan Süleyman Şah ile kardeşi Mansur, Konya''dan İznik''e kadar olan bölgeyi ele geçirerek 1075 yılında merkezi İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti''ni kurarak bağımsızlığını ilan etti.




    Akın akın gelen Türk göçlerinin Batı ve Orta Anadolu''da toplanmalarından yararlanan, Ermeniler, doğuda birtakım prenslikler kurdular. Bizanslılar''ın Malatya-Antakya hattını Türklere karşı korumakla görevlendirdikleri Ermeni komutanı Filaretos, Malazgirt savaşından sonra kendi hesabına hareket etmeye başladı. Frank komutanı Raimbaut ve askerleri ile Toroslar''daki Ermeniler onun yönetimi altında birleştiler. Böylece güçlenen Filaretos, 1074 yılında Bizans imparatoru 7. Michael Ducas''ın Antakya valiliğine atadığı komutan İzak''ı bozguna uğratmaya muvaffak oldu. Daha sonra Muş, Siirt yörelerinde Bizanslılar''a bağlı kalan Ermeni Prensi Thomig ile çatışmaya girişti. Bu savaşlar sırasında Raimbaut öldü ise de Thomig''i saf dışı bırakmayı başardı. 1077 yılında Urfa''yı Bizans valisi Leon''un elinden aldığı gibi, Malatya''da yerleşen Ortodoks Ermeni Gabriel''i de kendisine bağladı. Selçuklulardan çekinen Filaretos, karısını Bağdat''a göndererek Melikşah''dan sağladığı bir fermanla Malatya''da hakimiyetini perçinledi. Fırat boylarında ortaya çıkan Ermeni Vasag''ı da 1079''da öldürten Filaretos, ardından Antakya''daki Rumlar''ı ortadan kaldırdı. Böylece; Malatya, Maraş, Antakya ve Urfa yörelerini içine alan oldukça büyük bir prenslik kurdu. Bu sırada Anadolu Selçukluları güçlenmiş, sınırlarını genişletmeye başlamışlardı. Bu durumdan kaygı duyan Filaretos, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah ile kurmuş olduğu dostluğu devam etmekteydi. Süleyman Şah da, bu dostluğa karşı 1082 yılında doğu seferine çıkarak Kilikya yöresini kendisine bağladı. 1085 yılında Antakya seferine çıktığında Danişmendli Beyi Melik Danişmend Gazi, Malatya üzerine yürüdü, ama kenti alamadı. Filaretos, Melikşah''ın desteğini almak umuduyla Rey''e gitti. Bu gidişten bir sonuç elde edemedi ve kısa bir süre sonra Maraş''ta öldü.




    Süleyman Şah''ın 5 Haziran 1086 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah''ın komutanlarından Tutuş tarafından öldürülmesi üzerine oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan''ın esir edilmeleri Anadolu Selçukluları''nı büyük bir sarsıntıya uğrattı. Süleyman Şah bu sefere çıkarken yerine komutanlarından Ebu''l Kasım''ı bırakmıştı. Bu suretle devletin çökmesini engelledi.




    1092 yılında Melikşah''ın ölümü üzerine İran''dan kaçan I. Kılıç Arslan İznik''e döndü. Onun yönetiminde Anadolu Selçukluları tekrar kısa sürede toparlandılar. Melik Danişmend Gazi ise Malatya''yı ele geçirmek için plan yapıyordu. I. Kılıç Arslan''ın kardeşi Kulan Arslan (Davud) Malatya''yı kuşattığında Melik Danişmend Gazi''nin de şehirde gözü olmasından dolayı oraya girerek Anadolu Selçukluları ile Ermeni Gabriel''i uzlaştırdı. Danişmendliler, Malatya üzerine saldırmak için uygun bir ortam beklerken, 1. Kılıç Arslan 1095 yılında Malatya''yı kuşattı. Anadolu Selçukluları Malatya''yı Danişmendlilerden önce ele geçirmek için kuşatmayı yoğunlaştırdılar. Şehrin Ermeni ve Süryani halkı teslim olma yanlısı idi. 1. Kılıç Arslan, bazı ayrıcalıklar tanıyacaklarına söz vererek Süryani patriğinin desteğini aldı ise de Gabriel onu öldürttü. Bunun üzerine, Anadolu Selçukluları kenti savaşla almaya karar verdiler. Bu sırada, 1. Haçlı seferinin başlaması 1. Kılıç Arslan''ın kuşatmadan vazgeçmesine sebep oldu.




    1. Haçlı seferi sarsıntısı geçtikten sonra, Anadolu Selçukluları ve Danişmendliler toparlandılar. I. Kılıç Arslan Bizanslılar''la uğraşırken, Melik Danişmend Gazi 1098 yılında Malatya üzerine yürüdü, şehir surlarının kuvvetli olması nedeniyle kuşatma uzun sürdü. Danişmendliler şehrin çevre ile bağlantısını keserek, üç yıl beklediler. Muhasaraya yaz aylarında devam edip, kışları tekrar Sivas''a dönüyorlardı. Uzun müddet dayanamayacığını anlayan Gabriel, Antakya Prensi Bohemond''a elçiler göndererek bir anlaşma sonunda, şehri ve güzelliği ile meşhur olan kızı Morfia''yı kendisine vermeyi teklif etti. Bunun üzerine Haçlılar hemen harekete geçtiler. önce bunları sevinçle karşılayan Malatya''daki Ermeni Halk, Haçlılar''ın yaptıkları yağma ve zulümler yüzünden, Danişmendlilerden yana olmaya başladı. Melik Danişmed Gazi, Ermenilerin yardımı ile Haçlılar''ı Malatya önlerinde pusuya düşürerek bozguna uğrattı. Başta ünlü Haçlı Kontu Bhomod ve Richard gibi frank komutanları esir alındı (1100)




    Niksar''da hapsedilen tutsakları kurtarmak için Avrupa''da yeni bir haçlı seferi düzenlendi. Bunun üzerine, Danişmendliler Malatya''yı kuşatmaktan vazgeçtiler. Gabriel de Urfa kontu Bautounin''i Malatya''ya çağırarak himayesine girdi. 1101 yılında Anadolu''ya gelen Haçlı ordularını Anadolu Selçuklu ve Danişmendli kuvvetleri yok ettiler. Melik Danişmed Gazi, yeniden Malatya''yı kuşattı. Şehir kuşatılınca büyük bir kıtlık başladı. Gabriel ve Rumlar, Süryani ve Ermenilerden şüphelendikleri için, onlara zulüm ederek ve mallarına el koyarak bir çoğunu da öldürdüler.




    Süryani halk Malatya Metropoliti Barsabuni''yi Gabriel''e gönderip, onu barışa yaklaştırmak istedi. Bunu kendisine karşı bir tertip zanneden Gabriel Barsabuni ile birlikte birçok ileri gelenleri öldürünce, askerler ve halk gazaba gelerek ihanete mecbur oldular. Şehrin kapılarım Danişmendlilere açarak askerlerin şehre girmesini sağladılar.




    Melik Danişment Gazi askerlerin şevkini arttırmak amacıyla, şehrin zenginliklerinden kendilerine pay verileceğini söyledi. Şehir alınınca ganimetler dağıtıldı. Bununla beraber kimseye dokunmayarak, halkın evlerine ve işlerine dönmelerini sağladı. Bundan başka ülkesinden buğday, öküz gibi zirai ihtiyaç maddeleri getirterek halka dağıttırdı.




    Zindanlarda bulunan insanları hürriyetine kavuşturdu. Gabriel ve ailesi, onun zulmüne uğrayan yerli Hıristiyanlar tarafından işkence ile öldürüldü. Malatya, Danişmend Gazi Ahmet zamanında bir saadet ve bolluk ülkesi oldu. I. Kı1ıç Arslan tarafından kuşatılan ancak, Haçlılar''ın İznik''i kuşatmaları haberi üzerine bırakılan Malatya, artık Danişmend Gazi''nin fethi ile (18 Eylül 1101) Türk beldesi olmuş, daha sonra da Selçuklular ve Danişlmendliler idaresinde kalmıştır.




    Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, öteden beri almak istediği Malatya''nın Danişmendlilerin eline geçmesini iyi karşılamadı. Melik Danişmend Gazi, Niksar''da tutuklu Haçlı komutanlarını fidye karşılığında serbest bırakınca, Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler''in arası açıldı. I. Kılıç Arslan 1103 yılında Danişmendliler üzerine yürüdü. Maraş yöresindeki savaşta I. Kılıç Arslan üstün geldi. Melik Danişmend Gazi''nin 1105 yılında ölümünden sonra Anadolu Selçukluları Malatya''yı kuşattılar. Kenti elinde tutan Melik Danişmend Gazi''nin oğlu Yağısıyan fazla dayanamayacağını anlayınca kenti Anadolu Selçukluları''na teslim etti. Büyük Selçuklu Sultam Mehmet Tapar (1105-1118), Anadolu Selçuklularının büyük ilerleyişini kaygı ile izliyordu. Musul, iki devlet arasında savaş çıkmasına sebep oldu. Büyük Selçuklu Sultam, Musul valiliğini çökermiş''in elinden alıp, çavlı''ya vermişti. çavlı, çökermiş''i öldürünce Musul halkı onun çocuk yaştaki oğlu Zengi''yi vali yaptı. çavlı Musu1''u kuşattığında kent halkı, Malatya''da bulunan I. Kılıç Arslan''a haber göndererek yardım istedi. I. Kılıç Arslan, çavlı''yı Nusaybin''de yendi ve Musu1''a geldi. Kentin valiliğine oğlu Şahinşah''ı, komutanlığına da Bozumuş Bahadır''ı atadıktan sonra, yeni güçlerle Musul üzerine yürüyen çavlı''yı karşılamaya hazırlandı. Savaşta çavlı üstün geldi. I. Kılıç Arslan da öldürüldü. (1107) Musu1''u alan çavlı, Selçuklu şehzadesi Şahinşah''ı esir ederek İran''a götürdü. Bozurnuş Bahadır, I. Kılıç Arslan''ın küçük oğlu Tuğrul Arslan''ı Malatya''ya getirerek Sultan ilan etti. Konya ve yöresinin yönetimini de Hasan bey üst1endi. 1110 yılında İran''dan kaçan Şahinşah, Konya''ya gelerek tahta çıkıp Selçuklu ''ların yeniden toparlanmasını sağladı.




    1115 yılında, Büyük Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar, Porsuk komutasındaki bir orduyu Anadolu üzerine gönderdi. Artuklu beyi Necmeddin İl Gazi ve Malatya Sultanı Tuğrul Arslan ve Atabek''i Belek Porsuk''u yenerek geri çekilmeye zorladılar.




    Bu arada Anadolu Selçukluları arasında taht kavgaları başlamıştı. Şahinşah''ın kardeşi Mesut, kayınbabası Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin''in yardımıyla 1116 yılında, Anadolu Selçuklu tahtını ele geçirdi. Bu sırada, Artuklular ile Malatya Selçukluları, Franklara karşı savaşıyorlardı. Bunu fırsat bilen Mengücük beyi İshak (1118-1142) Malatya Sultanı Tuğrul Arslan''a ait Harput havalisine 1118 yılında bir akın yaptı. Bunun üzerine, 1119 yılında Tuğrul Arslan''ın Atabey''i olarak bu bölgeyi idare eden Belek, Mengücüklü beyliği üzerine yürüyerek Kemah bölgesini ele geçirdi. Trabzon Rum dükası Konstantin Gabras''ın yardımını sağlayan Mengücük beyi İshak geri döndüğünde, Tuğrul Arslan ve Atabeyi Belek, Danişmedli Emir Gazi Gümüştekin ile onlara karşı bir ittifak yaptılar. Gümüşhane''ye balı Şiran havalisinde (1120) yapılan savaşta Konstantin Gabras ile Mengücük beyi İshak yenilerek esir düştüler. Emir Gazi Gümüştekin esirleri, Tuğrul Arslan ve Belek''e danışmadan serbest bıraktığından, Danişmendliler ile Selçuklular''ın arası açıldı.




    1122 yılında Artuklu Beyi Necmeddin İl Gazi öldü. Yerine oğlu Hüsameddin Timurtaş geçti ise de ülkenin asıl yönetimi Malatya Sultanı Tuğrul beyin Atabey''i Belek''in elinde idi. Belek''in gücünden çekinen, Danişmedli Emir Gazi Gümüştekin, Malatya Sultanı Tuğrul Arslan üzerine yürümeyi göze alamıyordu. Ancak, Belek''in 1124 yılında ölümünden sonra, Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin Anadolu Selçuklu sultanı I. Mesud ile Malatya üzerine yürüdü. Yöre bütünüyle işgal edildi ise de Malatya teslim olmadı. Gümüştekin oğlu Muhammed''e kuşatmaya devam etmesini söyleyerek geri döndü. Muhammed, Malatya yakınlarında Samanköy ''e yerleşerek kenti altı ayın üzerinde kuşatma altında tuttu. Malatya''da kıtlık baş göstermesi üzerine, Tuğrul Arslan Haçlılardan yardım istedi. Bu sırada Halep''i almaya çalışan Haçlılar, yardımda geç kaldılar. Tuğrul Arslan annesini de yanına alarak Minşar kalesine çekildi. Malatya''yı, yöreye gelmiş olan Gümüştekin''e teslim etti. (1124)




    Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud, kardeşi Tuğrul Arslan''ı böylece saf dışı bıraktıktan sonra Malatya''yı Emir Gazi''ye terk etti.




    Ancak, Ankara, Kastamonu yörelerine hakim olan kardeşi Melik Arap, babasına ait olan beldenin Danişmendliler''e verilmesine kızdı ya da bunu bahane ederek topladığı kuvveti ile 1126 yılında I. Mesud ''un üzerine yürüdü. Emir Gazi Gümüştekin, o sırada Artuklular''la uğraştığından, Sultan I. Mesud yenildi. Bizans Imparatoru II. Yuannis Komnenos''dan yardım alarak geri dönen I. Mesud kayınbabası Emir Gazi Gümüştekin ile birleşip Melik Arap üzerine yürüyerek onu yendiler. Böylece Anadolu Selçuklu taht kavgaları sona ermiş oldu.




    1134 yılında Danişmend Gazi Gümüştekin öldüğünde, tahta büyük oğlu Melik Muhammed geçti ise de, kardeşleri Ayn Ud Devle ile Yağan onun sultanlığını tanımadılar. Melik Muhammed 1135 yılında Yağan''ı öldürttü, Ayn Ud Devle Malatya''ya kaçtı fakat burada tutunamadı. Melik Muhammed, 1143 yılında öldüğünde, Zunnun, Yunus ve İbrahim adlarındaki oğulları arasında taht kavgaları çıktı. Bu kavgalara Melik Muhammed'' in kardeşleri Yağıbasan ile Ayn Ud Devle de karıştılar.




    Daha önce Malatya''dan ayrılmak zorunda kalan oğlu Ayn Ud Devle, Minsar kalesi beyi Yunus ile birleşerek geri döndü. Kent halkı kendisini hükümdar olarak tanıdı. I. Mesud ise Zunnun''u destekliyordu. Sultan ı. Mesud, Yağıbasan''ı yendikten sonra 1143''te Malatya''yı kuşattı. Kuşatma, Bizanslılar''ın saldırıya geçmesi üzerine kaldırıldı. 1144 yılında, şehri ikinci defa kuşatan I. Mesud, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos''un saldırması üzerine kenti yine alamadı.




    Ayn Ud Devle 1152 yılında ölünce yerine çocuk yaştaki oğlu Zulkarneyn geçti. Sivas''ta hüküm süren Yağıbasan, Zulkarneyn ile I. Mesud''a karşı ittifak yaptılar. Selçuklular''ın Sivas''a yürümesi üzerine, bağışlanması için ricada bulundu. Yağıbasan''ı böylece saf dışı bırakan I.Mesud, Malatya üzerine yürüdü, direnemeyeceğini anlayan Zulkarney, Selçuklu egemenliğini tanıdı.




    1155 yılında I. Mesud ölünce, yerine oğlu II. Kılıç Arslan geçti. Sivas Emiri Yağıbasan, Kayseri Emiri Zunnun ile Malatya Emiri Zulkarneyn, onun sultanlığını tanımadılar. Selçuklu tahtına, Ankara-çankırı emiri Şahinşah''ı geçirmek için ayaklanan ittifak güçlerine yenilen II. Kılıç Arslan, yardım almak umuduyla Bizanslılara sığındı (1162) Bizanslılardan aldığı yardımla geri dönen II. Kılıç Arslan, Artuklu Kara Arslan, Mardin Emiri Necmeddin Alp''i, Dilmaçoğlu beyi Fahrettin Devlet Şah da ona katıldılar. II. Kılıç Arslan batıdan, öbürleri doğudan saldırıya geçince, Yağıbasan kaçmak. zorunda kaldı. (1163) II. Kılıç Arslan, bundan sonra Malatya''yı ele geçirmeye çalıştı. Malatya Emiri Zulkarneyn (1162) de ölmüş, yerine oğlu Melik Nesrettin Muhammed geçmişti. Ancak kardeşi Feridun onu tahttan indirdi. Nasrettin Muhammed de II. Kılıç Arslan''a sığındı.




    Anadolu Sulçukluları bu karışık ortamdan yararlanarak 1171 yılında Malatya''yı kuşattılar. Fazla direnemeyeceğini anlayan Ferudun kentten ayrılarak, II. Kılıç Arslan''ın rakibi atabey Nureddin Mahmut''un yanına sığında. Nureddin Mahmud, Anadolu Selçuklularına karşı savaşı hazırlandığından, 2. Kılıç Arslan kuşatmadan vazgeçti. Malatya yöresinden 12.000 kişiyi sürgün ederek Kayseri''ye döndü. Nureddin Mahmut 1174 yılında ölünce, Anadolu Selçuklularının yanında bulunan Melik Nesreddin Muhammed gizlice Malatya''ya girdi. Kardeşi Feridun''u öldürdükten sonra kente hakim oldu. (15 Şubat 1175) Oteden beri Malatya''yı almak isteyen Anadolu Selçukluları 1178 yılında kenti kuşatınca Nasriddin Muhammed Harput &lsquo;a kaçtı ve Malatya Anadolu Selçuklularının eline geçti.




    II. Kılıç Arslan (1186) yılında ülkesini, yaşlandığı için sağlığında onbir oğlu arasında paylaştırdı. Malatya, Muizeddin Kayserşah''ın payına düştü. Kısa bir süre sonra kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Sivas Emiri Kutbeddin Melikşah, Konya''yı ele geçirip, kendisini veliaht ilan ettirdi ve öbür kardeşlerini saf dışı bırakmaya çalıştı. Baskıdan bıkan Malatya Emiri Muizeddin Kayserşah, 1191 yılında Selahaddin Eyyubi''ye sığındı. Onun desteğini sağladıktan sonra Malatya''ya dönebildi. Kutbeddin Melikşah bu defa Kayseri Erniri Nureddin Sultanşah''ı safdışı etmeye karar vermiş, II. Kılıç Arslan''ı da kendisine katılmaya zorlamıştı. Kayseri''nin kuşatılması sırasında, Kutbeddin Melikşah''ın baskılarından bıkan II.Kılıçaslan Nureddin Sultan Şah''ın yanına kaçtı. Bunun üzerine Kutbeddin Melikşah geri dönerek Konya''da Sultanlığını ilan etti. II. Kılıç Arslan, Nureddin Sultan Şah''ın saltanat hırsı ile yaptığı baskılar yüzünden, Uluborlu Emiri Gıyaseddin Keyhüsrev''in yanına gitti. Onu kendisine veliaht yaparak Konya''yı ele geçirdi. II. Kılıç Arslan, 1192 yılında öldüğünde yerine I. Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Ancak, 1196 yılında Konya''yı alan Tokat Emiri Süleyman Şah, Anadolu tahtına çıktı, I. Gıyaseddin Keyhüsrev de Bizanslılardan yardım almak üzere İstanbul''a gitti. II. Süleyman Şah, ülkede birliği sağlamaya çalıştı. 1200 yılında Malatya''yı ele geçirdi. Malatya Emiri Muizeddin Kayserşah, Eyyubilere sığınmak zorunda kaldı.




    1205 yılında, II. Süleymanşah öldüğünde yerine çocuk yaştaki oğlu III. İzzettin Kılıç Arslan geçti. 1196 yılında tahtı II. Süleymanşah''a kaptıran 1. Gıyaseddin Keyhüsrev geri dönerek Konya''yı aldı ve Sultanlığını ilan etti. Oğullarından İzzettin Keykavus''u Malatya''ya Alaaddin Keykubat''ı Tokat''a, Celaleddin Keyferudun''u Koyulhisar''a Emir olarak atadı.




    Gıyaseddin''in 1211 yılında ölümünden sonra yerine büyük oğlu Malatya emiri İzzettin Keykavus geçti. Kardeşi Alaaddin Keykubad onun Sultanlığını tanımayarak, ayaklandı, sonuçta yenildi. Malatya civarında bulunan Masara (Minşar) ve bilahare de Kezirpert kalesine hapsedildi. I. İzzettin Keykavus''un 1220 yılında ölümünden sonra yerine, I. Alaaddin Keykubat geçirildi. Keykubad, Malatya şehir surlarını onartarak, kentin savunma gücünü arttırdı. Şehri imar eden Keykubad''ın en önemli eserlerinden biri de 1224 yılında yapılan ve Anadolu Büyük Selçuklu Mimari geleneğini temsil eden tek eser Malatya Ulu Camii (Eski Malatya-Battalgazi) dir.




    Keykubad, Fırat boylarında 1226 yılında yeni fetihlere girişti. Adıyaman, Kahta ve çemişgezek kaleleri sultana tabi olmuştur. Kış yaklaştığında, Malatya''dan ayrılarak Antalya''ya hareket etmiştir. Alaaddin Keykubat yerine İzzettin Kılıç Arslan''ın geçmesini istiyordu. Ancak, 1237 yılında öldüğünde, dönemin veziri Sadettin Köpek, hile ile II.Gıyaseddin Keyhüsrev''i başa geçirdi.




    Anadolu Selçuklularının hizmetinde bulunan Harzemşahlı beyler, bu durumu kabullenemediler. II. Gıyaseddin, Harzem beylerinin ve askerlerinin başında bulunan Kayırhan''ı hapsettirdi. Kayırhan''ın hapiste ölümü üzerine Harzernşahlılar, batı ve orta Anadoluyu terk ederek, Malatya''ya doğru hareket ettiler. Masara veya Arapgir yolundan Fırat Nehrini geçtiler, yol üzerinde bulunan bütün vilayetleri yağma ettiler.




    Bu durumda telaşa düşen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kemalettin Kamyar''ı merkez ordusunun komutanlığına tayin edip, Harzemleri geri döndürmek maksadıyla gönderdi. Kemalettin Kamyar Malatya''ya geldiğinde vilayetin subaşısı olan Seyf üd Devle Er Tokuş''u onları takiben Harput''a yolladı. O da Harput Subaşısı Seyfettin Bayram ile birlikte Harzemlilerin de anlaşmaya yanaşmamaları sonucu savaş başladı. Onlar Seyfeddin Bayram''ı bazı askerleri ile öldürdüler, Seyf üd Devle Er Tokuş''u da esir ettiler. Yöre büyük zararlar gördü. Moğol istilasının yaklaştığı sırada Harzemşahları kaybetmek, devletin direnme gücünü büyük ölçüde azalttı. 1240 yılında Baba İshak''ın emri üzerine Türkmenler, sığır, koyun ve diğer mallarını satıp silah satın aldılar; cihad ilanı Türk kabile ve obaları arasında yayılınca, Türkmenler her köşeden karıncalar gibi İsyan''a başladılar, kısa sürede bu isyan büyüyüp genişledi. .





    Malatya Subaşısı Muzaffereddin Alişir, ayaklanmayı bastırmaya çalıştıysa da büyük kayıplar vererek bozguna uğradı. Malatya''ya dönen Muzaffereddin Alişir, yeniden asker toplayarak ayaklananların üzerlerine yürüdü, fakat yenilerek geri çekilmek zorunda kaldı. Devlet bu ayaklanmayı güçlükle önleyebildi.





    Selçukluların bu durumunu gören Moğollar, kararsızlarından sıyrılıp, Anadoluya saldırıya geçtiler. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşında Selçuklular yenilgiye uğrayınca, Sultan II.Gıyaseddin Keyhüsrev, Tokat''a kaçtı. Kösedağ bozgunu üzerine, Malatya subaşısı Reşideddin, yanına adamlarını ve değerli eşyalarını alarak Malatya''yı terk etti. Yöneticisiz kalan Malatya''da Müslüman ve Hiristiyan halk, anlaşıp kent surlarına ve kapılarına muhafızlar görevlendirerek Malatya ''yı dış saldırılardan korudular. Ancak, Moğol isti1ası ürünlerin toplanmasına engel olmakta idi. Moğollarla anlaşma yapıldı ve kentin subaşısı Reşideddin geri döndü. Bu sırada Yasavur Noyan komutasındaki bir Moğol ordusu, Halep''ten sonra Malatya önlerine geldi.




    Moğollar surların dışında kalan halkı öldürüp, ürünleri yaktılar. Subaşı Reşideddin, kent halkından 40.000 Altın toplayarak Moğollar''a verdi ve onların Azerbaycan''a dönmelerini sağladı. Moğolların ayaklanmasından sonra Malatya''da kıtlıkla birlikte veba salgını baş gösterdi.




    1256 yılında Baycu Noyan, Anadolu seferine çıktı. II. İzzettin Keykavus''un Bizanslılara sığınması üzerine, 4. Kılıç Arslan Anadolu Selçuklu tahtında rakipsiz kaldı. 1257 yılında Baycu Noyan''ın Azerbeycan''a gitmesinden sonra geri dönen II. İzzettin Keykavus tahtı ele geçirdi. II. İzzettin Keykavus, Şerafettin Ahmed''i Malatya''ya gönderdi. Moğollara yenilmesi üzerine yerine, cüssesi küçük zekası ve cesareti yüksek Ali Bahadır''ı Malatya''ya gönderdi. Büyük bir kıtlık geçiren ve buğdayın bir yükü 120 dirheme satılan Malatya''da halk Ali Bahadır''ı iyi karşılayarak, Sultan İzettin''in hakimiyetini kabul ettiler. Onun otoritesi ile yollar açıldı ve kıtlığa son verildi. Ancak, Baycu Noyan, Malatya üzerine yürüyünce, Ali Bahadır Kahta''ya kaçtı. Baycu Malatyalılara Kılıç Arslan''ın saltanatını tanımaları için yemin ettirdi ve şehrin altınlarını toplayarak, Bağdat muharasına giderken, Kılıç Arslan''ın emirlerinden Fahrettin Ayaz''ı Malatya valiliğine tayin etti. Baycu, 1258 yılında Anadolu''dan ayrılınca, Ali Bahadır Malatya önlerine geldi. Ettikleri yemine bağlı kalan Malatya halkı, Moğol istilasından da korktuğu için kentin kapılarını kapalı tuttular. Ancak, baş gösteren açlık yüzünden açmak zorunda kaldılar.




    Ali Bahadır, Kılıç Arslan yanlısı Fahrettin Ayaz ile iğdiş başı Muin''i öldürttü. Ali Bahadır Moğollar''ın ilerlediğini öğrenince Malatya''yı terk edip, Sultan İzzettin''in yanına döndü.




    ülke karışıklıklar içinde bunalmıştı. Moğol baskısı giderek artıyor, Anadolu''daki Türkmen boyları da fırsat buldukça ayaklanıyorlardı. İlhanlı hanı, Ocayto, Anadolu üzerindeki İlhanlı egemenliğinin çökmekte olduğunu görünce 1314 yılında Emir çoban''ı Naib tayin eylemişti. Olcayto için Haraç toplayan Mardu ve Cemaleddin, Malatya halkına sürekli baskı uyguladılar. Tecavüze uğrayan Malatya ''lılar bu mülkün 170 yıldan beri kendilerine ait olduğunu, Selçuklu sultanlarının verdiği beratların ellerinde bulunduğunu söyleyerek acı acı yakınıyorlardı.




    Halep Memlük Emiri Seyfettin Tengiz, ordu ile Malatya''ya varınca Cemalettin Hızır, kentin ileri gelenleri ile birlikte onu karşıladı ve bağışlanmaları dileğinde bulundular. Seyfettin Tengiz tarafından affedilen Malatya halkı askerlerin şehri yağmalamalarına müsaade etmemek için kapıya bırakılan muhafızları dinlemeyerek şehre girdiler.




    Selçuklular devrinde Malatya, sanayi ve ticareti ileri, zengin bir şehirdi. Burada kumaş dokuyan tezgah miktarı 12.000 ile 19.000 arasındaydı. İşte Memlük askerleri bu zengin şehri yağmalamaya başladılar. Müslüman Hiristiyan farkı gözetmeksizin kıymetli eşyalarını alarak esir ettiler. Bununla beraber dönüşte müslüman esirleri serbest bıraktılar. Memlükler kentten ayrıldıktan sonra Emir çoban, Malatya''ya gelip düzeni sağladı. Yakılıp yıkılan yapıların onarılmasını emretti. Malatya''nın müdafaası için de 2000 süvari bıraktıktan sonra, 1315 te Tebriz''e dündü. 1318 tarihinden sonra da Anadolu Selçuklu Devleti tarihe karıştı.


    [1]

    Edited by - PoLKeReM Tarih: 21/09/2006 00:50:51

  4. #13

    Genel Yönetici

    Standart




    BEYLİKLER DöNEMİ





    1317 yılında, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir çoban büyük güç kazandı. Oğlu Timurtaş'ı Anadolu valiliğine atadı. 1327'de Emir çoban'ın ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Bey'i bırakarak Memlüklüler'e sığındı. Eratna Bey, 1338 yılında Memlüklülerin egemenliğini tanıdıysa da 1340 yılında bağımsızlığınıilan etti.




    Bu sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış olan, Oğuzların Bozok kolundan Dulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlük1üler'e bağlı olarak Dulkadir Beyliği'ni kurdular. Zeynettin Karacabey, 1340 yılında Memlük1ü Sultanı Melik Nasriddin Muhammed tarafından, Türkmen beyliğine ve Elbistan valiliğine atandı. 1348 yılında Memlüklülere isyan eden Zeyneddin, Melik Zahir unvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Memlüklüler'in üzerine yürümesiyle Karacabey, Eratna beyi Mehmet Bey'e sığındı, Mehmet bey de onu Memlüklülere teslim etti. Karacabey'in yerine Elbistan valiliğine atanan Halil bey kısa sürede Malatya, Maraş ve Harput'u ele geçirdi. Dulkadiroğulları'nın güçlenmesinden kaygı duyan Memlük Sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına Sülibey'i geçirdi.




    Kadı Burhanettin'in 1398 yılında Akkoyunlu Karayülük Osmanbey tarafından öldürülmesinden sonra Yıldırım Bayezit, Malatya ve Elbistan'ı ele geçirmeyi planladı. Memlük sultanı Berkuk'un ölümü ile yerine geçen Ferec'in küçük yaşta olması ve devlet adamları arasında çıkan anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıt'a aradığı. fırsatı verdi. Memlüklüler'den, Malatya'nın kendisine verilmesini isteyen Beyazıt, isteği reddedilince 1399 yılında şehri kuşatarak Malatya'yı ele geçirdi. Darende de . bu tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına Nasıreddin Mehmet bey geçirildi.





    Bu sırada, Anadolu'da Timur istiası başlamıştı. Timur'a karşı bazı düşmanca davranışlarda bulunan Nasıreddin Mehmet, Memlüklülere bağlılığını gösterdi. Ancak, 1401 yılında Timur'un Malatya'yı yakıp yıkması üzerine Timur'un egemenliğini kabul etti. Memlüklüler'le anlaşarak Timur'a karşı birlikte hareket etmek istediyse de Malatya'yı ele geçiren Osmanlılar'a kızgın olan Memlüklüler teklifi kabul etmediler. 1402 Ankara savaşında Osmanlılar'ın yenilmesi üzerine, Anadolu'da beylikler yeniden canlanmaya başladı. Daha sonra Dulkadiroğulları beyliği yüzünden Memlüklülerle Osmanlılar arasında sürekli çatışmalar oldu. Hersek Zade Ahmet Paşa ile Hadım Ali Paşanın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlüklüler'e yenilmesi üzerine, Dulkadiroğlu Ala üd-Devle (1479-1515) Osmanlılara karşı düşmanca bir tutum içerisine girdi. çaldıran Savaşı'ndan sonra (1515) Yavuz Sultan Selim, Sadrazam Hadım Sinan Paşa'yı Dulkadir beyliği üzerine gönderdi. Dulkadir beyi Ala üd Devle, Turna Dağı Savaşı'nda yenilerek dört oğlu ile birlikte öldürüldü. Beyliğin başına Şahsuvar Bey'in oğlu Ali Bey, Osmanlı Hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle 1515 yılından itibaren Malatya, Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu. Şahsuvar oğlu Ali Bey'in 1521 yılında ölümünden sonra Dulkadiroğulları'nın toprakları Beylerbeyliği olarak Osmanlı topraklarına katıldı.


    [1]



    OSMANLILAR DöNEMİ





    Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı yönetimi altında huzur içerisinde yaşadı. 1577 yılında Suriye'de, Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla sayıları 50.000'i aşan asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı Devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı. 1582 yılından sonra İran'la yapılan savaşlar Anadolu'da karışıklıkları daha da arttırdı. Malatya ve Sivas yöresinde ayaklanan Kiziroğlu Mustafa, adamlarıyla buraları haraca bağladı. Onun ölümünden sonra adamları, Malatya'dan Niğde'ye kadar yayılarak ayaklanmalarını sürdürdüler. 1582 yılında, İran'la yapılan anlaşma sonrasında Anadolu askerlerinin büyük bölümü yurtlarına döndü. Osmanlı Devleti bundan sonra Calalileri (asileri) cezalandırma yoluna gitti. Malatya yöresindeki asilerin bir kısmı yakalanarak cezalandırıldı. Geri kalanlar ise ayaklanmalarını sürdürdüler.




    1596 yılında Kiziroğlu Mustafa'nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya'da idi. Onun ve ünlü asilerden Karayazıcı'nın merkezi yönetimle olan çatışmaları, Malatya yöresine büyük zararlar verdi.




    Sivas beylerbeyi Alacaatlı Ahmet Paşa, halka zulümk&acirc;r davrandı. Emri altındaki askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi'nin İstanbul'a gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlara göre Malatyalı Zeynel Bey, Arapgir sancağının Alacaatlı Ahmet Paşa tarafından kendisine verildiğini ileri sürerek, 600 askerle Arapgir'e gelmişti. Kasaba halkı bunları kabul etmemiş, çıkan çatışmada asiler, halktan 200 kişiyi öldürmüşlerdir. Bu sırada yine Alacaatlı Ahmet Paşan'nın adamlarından Kayserili Bali Ağa, müfettişlik taslayarak Arapgir'e geldi, Malatya'lı Zeynel Beyle birleşerek kasabayı haraca bağladı. Arapgir'de 40 gün kalan asiler 300'den fazla evi yıkıp, yakacak olarak kullandılar. Zeynel Bey'in ayrılmasından sonra, Arapgir bu defa da Gerger'de oturan Başı Büyük Hamza Bey ile Kethudasının saldırısına uğradı. Başıbüyük oğlu Hamza bey, 700 zorba ile kasabayı basıp halktan 100 kişiyi öldürdü, Arapgir halkı evlerini bırakıp dağlara kaçmak zorunda kaldı. Kasabada üç aydan fazla kalan Hamza Bey, her yeri yağmalayarak yöre köylerinden topladığı 40.000 hayvanı Gerger'e gönderdi. Dağlara kaçan halkın bir bölümünü de yakalatarak soydu.




    Bu dönemden sonra Malatya'da yer yer ayaklanmalar olduysa da Osmanlı'ya bağlı olarak huzurlu bir yönetim oluşturulmuştur.




    XIX. yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık 4/3'ünü bağlarda geçiren halk, bu yörelerde yerleşme eğilimindeydi. Kent de bu sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya'dan geçen J. Brand, kentin sürekli eşkiya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın hastalıklardan zarar gördüğünü belirtmektedir.




    1838 yılında, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa, karargahını Harput Mezra'dan Malatya'ya taşıyınca, Eski Malatya (Battalgazi) tamamen terk edilmeye başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız Paşa, bağlara göçen halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Malatya'da geçirince kent halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu yöresi (bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip Savaşı için Eski Malatya'dan aydıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönmedi. Malatya'dan geçen İngiliz gezgin, W. F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya'nın yakında kent olmaktan çıkacağını belirtmektedir.




    Yeni Malatya'nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan oluşmaktadır. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de bulunmaktaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti. Malatya XIX. yüzyıl boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde olmuştur.




    1521 yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendi'nin Kavanın-i Al-i Osman risalesine göre, 1609 yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya da bulunmakta idi. Bu durum uzun süre değişmemiştir. Başbakanlık Arşivi, Maliyeden müdevver 9.590 nolu deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya Rakka (Suriye Şehri) eyaletine bağlıydı. Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardı: Kahta, Taşabad, Şuuremaa Bucak, Gerger, Besni, Maşra, Hısınmansur, Samsat, Dostibirke, bu dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı. Darende ise Sivas eyaletine bağlı, Divriği sancağının kazası idi.




    Malatya'da 1518-1530-1560 yıllarında üç defa sayım yapılmıştır. 1530 yılında kent nüfusu 7300 kadardı. 1560 yılında ise 8700'ü bulmuştur. XVI. Yüzyıl ortalarında Malatya'da 32 mahalle vardı.




    Malatya yöresi, Osmanlılar'ın klasik döneminde, Maraş eyaletine bağlı bir Liva (Sancak) idi. 1831 yılındaki idari değişiklikle, Malatya Liva'sı, Maraş Merkez Liva, Samsat ve Gerger Liva'larıyla birlikte Maraş eyaleti sınırları içinde yer almakta idi. .




    1847 yılındaki idari ,bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine bağlandığı görülmektedir. Malatya'nın yanı sıra, Harput eyaletinin diğer Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni'dir.




    1867 yılındaki vilayet nizamnamesi ile, Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve kaza'ya dönüşüyordu. Bu dönemde Malatya kazası, Diyarbakır vilayetinin Mamuret-ül Aziz sancağına bağlı kazası idi.




    1877 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya'mın, Diyarbakır vilayetine bağlı bir sancak olduğunu kaydetmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağımın kazaları, sırasıyla, Akçadağ, Besni, Hısınmansur ve Kahta idi. Arapgir kazası ise Mumuretül Aziz'e bağlı idi.





    1892 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya sancağımın Diyarbakır vilayetinden alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiğini belirtmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarım muhafaza etmekte idi. Cuinet





    1918 yılında Malatya sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. Bugün Malatya'ya bağlı olan Darende kazası ise 1867 yılından sonra Sivas Merkez Sancağı'na bağlıydı. Osmanlı dönemin'in sonunda Müstakil Mutasarrıflık olan Malatya bu durumunu 1924 yılına kadar sürdürmüştür.




    1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazası'mn 133. 244 kişi nüfusu vardı. Cuinet 1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280 olduğunu belirtmektedir.




    Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. maddesi ile ) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir. Malatya Ali Galip olarak bilinen ve Mustafa Kemal'in tutuklanmasını amaçlayan olayın dışında önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondoros Mütarekesi döneminde, Karargahı Diyarbakır olan 13. Kolordu'nun denetimi altında idi. Kolorduya bağlı 12. Süvari ve Topçu alayının karargahları buradaydı. Yöre halkının siyasi eğilimlerini aşiret ilişkileri belirliyordu. 1919 yılında merkezi İstanbul'da olan Kürt Teali Cemiyetinin, Elazığ şubesi aracılığıyla Malatya yöresinde de yoğun çatışmaları vardı. Bu cemiyet 1919 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Malatya, Mutasarrıfı Bedirhanlı Halil Rahmi Bey ve İngilizler 'in Musul'daki siyaset temsilcisi Nowill'in yardım ve gayretleri ile bir ayaklanma için yoğun çaba harcıyorlardı. Bu çalışmaları, Harbiye ve Dahiliye nezaretlerine bildiren birlik komutanları gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek ve kendileri de üzerlerine düşen görevleri yaparak tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.





    CUMHURİYET DöNEMİ





    Uzun süren savaşların yorduğu , maddi ve beşeri kayıpların had safhaya ulaştığı ve umutların tükenmek üzere olduğu bir anda , bu ulusun tarihte bir çok kere yaptığı gibi , tüm ulus kenetlenmiş ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde silkinerek, işgalciler tarafından kendisine biçilen kefeni yırtmış ve modern Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Kayıtsız ve şartsız Halk Egemenliği ile taçlandırılan bu yeni dönem savaşın yaralarının sarılması, hızlı bir ekonomik kalkınma ve muasır medeniyet çizgisini aşmak için yoğun çabaların yaşandığı bir dönem olmuştur. Sosyal, siyasal ve ekonomik alanda yapılan reformlar,tarihten gelen &ldquo;doğru&rdquo; olanı çabuk özümseme yetisi ile halk tarafından özümsenmiş ve adeta toplumsal bir dönüşüm başarılmıştır.




    Bu süreçte Malatya &lsquo;da sosyal ve ekonomik alanda büyük gelişim göstermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında benimsenen devlet eliyle kalkınma sürecinde Malatya &lsquo;da yapılan kamu yatırımları Malatya ilinde sanayinin önünü açmış ve sanayicilere ufuk kazandırmıştır.




    Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. maddesi) il olan Malatya, yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir.




    Mustafa Kemal Atatürk'ün, Cumhuriyetin ilanından sonra yurt çapında başlatılan ekonomik kalkınma faaliyetlerinin gelişimini incelemek üzere gittiği yerler arasında Malatya da bulunmaktadır.




    Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında ekonomik durumu sarsılmış olan Malatya'nın demiryoluna bağlanmış olması ticari kapasitesini artırmıştır. 1939 yılında Malatya Bez Fabrikası ve Tütün Fabrikası kurulmuştur. Bu sanayileşme çabaları sonraki yıllarda gelişerek devam etmiş,Malatya Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye'nin kalkınma çabalarına paralel bir gelişme seyri göstermiştir. İftiharla belirtmek gerekmektedir ki; Malatya'da yetişen İsmet İnönü ve Turgut özal gibi iki önemli şahsiyet cumhurbaşkanlığı makamına kadar gelebilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti &lsquo;nin çağdaş vizyonunda belirleyici olmuşlardır. .




    Atatürk'ün en yakın silah arkadaşı olan İsmet İnönü, Cumhuriyetinizin kuruluş yıllarında önemli görevler üstlenmiştir. Ayrıca çok partili demokratik hayata geçişimizin mimarıdır.




    Diğer cumhurbaşkanımız Turgut özal, sosyal ve ekonomik alanda bir düşünce devrimi yaparak; Türkiye&rsquo;nin çağdaşlaşma sürecinde sıçrama yaratmış ve çağdaş ekonomik modelin uygulanması sonucu değişen çağa ayak uydurabilen Türkiye'nin uluslararası platformda yer ve rol almasını sağlamıştır.




    Tüm topluma mal olmuş bu mümtaz şahsiyetlere duyulan sevgi ve şükran duyguları tüm yurtta olduğu gibi Malatya&rsquo;nın da her köşesine sinmiş olup, aziz hatıraları yaşatılmaktadır.


    [1], Malatya Sancağının 1891 yılında 5 kazası, 9 nahiyesi ve toplam 1240 köyü olduğunu yazmaktadır.

  5. #14

    Genel Yönetici

    Standart


    GENEL DURUM



    Malatya; Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Havzasında ve Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bingöl, Muş, Van çöküntü alanının güneybatı ucunda yer almaktadır. çevresini doğuda Elazığ ve Diyarbakır, güneyde Adıyaman, batıda Kahramanmaraş, kuzeyde Sivas ve Erzincan illeri çevirir.


    il topraklarının yüzölçümü 12.313 km2. olup, 35 54' ve 39 03' kuzey enlemleri ile 38 45' ve 39 08' doğu boylamları arasında kalmaktadır. Malatya, Sultansuyu ve Sürgü çayı vadileri ile Akdeniz'e, Tohma vadisi ile İç Anadolu'ya, Fırat vadisi ile Doğu Anadolu'ya açılarak bu bölgeler arasında bir geçiş alanı oluşturur.



    JEOLOJİK YAPI



    Malatya il alanı, Alp kıvrımlaşması sonrasında şekillenmiştir. Daha sonra III. Jeolojik zamanın sonuyla IV. zamanın başlarında ortaya çıkan tektonik hareketler sırasındaki kırılma ve kıvrılmalarla kimi kesimleri yükselmiş ya da çökmüştür. İl alanında çok şiddetli aşınmalar olmuş, çöküntü alanları alüvyonlarla dolmuştur. Başta Malatya ovası olmak üzere ilin diğer ovaları bu gelişmelerle ortaya çıkmıştır.


    Bu nedenlerle il alanında III. zaman yaşlı kalker ve konglomeralar, volkanik küller çok yaygındır. Malatya ovası, yükseltileri 1500 metreyi aşan dağ sıraları ve platolarla çevrili, geniş bir çöküntü alanıdır. Yükseltisi 915950 metre arasında değişen bu çöküntü alanının kuzeyi beyaz ve yeşil marnlarla kaplıdır. Bu oluşumların üzerinde kuzeye eğimli göl kalkerleri yer alır. Ovanın kuzey doğusunda ise kuzeybatı yönüne doğru uzanan andezit lavları ile tabakalaşmış beyaz ve yeşil marnlar göze çarpmaktadır. çöküntü alanının güneyi III. zaman eosen kalker serileri ile örtülüdür. Kuzeye doğru eyimli bu yapı, il merkezinin güneyinde mikaşistlerle tabakalaşmış, mermerleşmiş, kalkerlere dönüşür. İl merkezi ile Malatya dağlan ve Fırat vadisi arasındaki alana IV. zamanda taşınarak oluşmuş eski alüvyonların altında III. zaman yaşlı gabbrove granodiyoritler uzanmaktadır. İl alanının güneybatı ve batısında III. zaman neojen kalkerleri egemen durumdadır. 5060 metre kalınlıkta yatay tabakalar oluşturan aynı yaştaki konglomeralar Tohma, Sultansuyu ve Kuruçay vadilerine doğru sokulurlar.



    TOPRAKLAR



    Malatya'da hemen hemen tüm büyük toprak türlerine rastlanır. Büyük kesimi dik evim, sağlık ve erozyon nedeniyle sorunlu olan bu toprakların başlıcaları ve özellikleri şöyle sıralanabilir.


    İl alanında değişik yaşlı kireç taşlarının üzerini koyu, organik madde yönünden zengin kahverengi orman toprakları kaplar. Bu olgun topraklar, hafif eğimli kesimlerde kalın, daha eğimli kesimlerde ise ince tabakadır. Bu topraklar yükseltinin 10002000 metre arasında değiştiği ve yıllık yağış ortalaması 7800 mm'nin üzerinde olan alanlarda yayılır.


    Yağış miktarının yeterli olmasına rağmen, ayrışmaya dayanıklı ve yüzeye paralel olarak uzanan kireçtaşı tabakası, derin toprak oluşumunu engellemektedir.


    Malatya dağlarının batı kesimlerinde, değişik şistlerle başkalaşım serileri üzerinde ve orman örtüsü altında kireçsiz kahverengi orman toprakları oluşmuştur. Bu olgun toprakların yapısında serbest kireç yoktur. Topraklar daha eğimli kesimlerde yarı olgun durumdadır. Ayrışma ve organik madde birikimi ile oluşmuş üst toprak dışında pek tabakalanma da yoktur. Bu toprakların yayılım alanında yıllık yağış ortalaması 600 mm'nin üzerindedir. Doğal örtüyü yapraklı ağaçlardan meşe, ibrelilerden bodur ardıçlar ve kızılçamlar oluşturur, ilde orman kuşağından kurak kuşağa geçişte volkanik oluşumlu alanlar, yer yer kireçsiz kahverengi tapraklarla örtülüdür. Bu olgu topraklar, aşınınım pek şiddetli olmadığı kesimlerde de hayli derindir. Yayılım alanında yıllık ortalama yağış 400 mm dolayındadır. Doğal bitki örtüsü alan bakımından olmasa da, nitelik açısından ildeki en önemli toprak grubu alivyonlu topraklardır. Malatya ovası ve bu ovanın devamı durumundaki düzlüklerle Fırat, Tohma, Sultansuyu, Sürgü ve Kuruçay vadilerindeki taban topraklan alivyonlarla kaplıdır.. Bu genç topraklar akarsularla taşınarak yatay biçimde istiflenmiş maddelerden oluşmuştur. Birikinti maddelerinin taşındığı yüksek alanlar genellikle değişik yaşlı kireç taşlarından oluşmaktadır. Arada yer yer dış püskürükler görülür. Bu ne


    denle bütün alivyonlu topraklar kireçlidir. Bu genç toprakların oluşumu için, özel iklim ve bitki örtüsü gerekmez. Kuru ve sulu tarla tarımı yapılan bu topraklarda, tahıl ürünleri sanayi bitkileri, meyve ve sebze yetiştirilmektedir.


    İlde, ovaların çevresindeki az eğilimli alanlarda, yer çekimi ve küçük akıntılarla taşınarak yığılmış maddelrin oluşturduğu kolüvyol topraklar vardır. Alivyonlu topraklarda olduğu gibi yatay tabakalanma görülmeyen bu topraklarda genellikle kuru tarım yapılmaktadır. Bu topraklarda başta tarım ürünleri olmak üzere meyve yetiştirilmektedir.


    ilde, bu toprak grupları dışında az bir alanda kırmızı Akdeniz toprakları hidromorfik alüvyol topraklar vardır. Ayrıca çıplak kayalıklar, ırmak kıyı kumulları ve ırmak taşkını yataklarına da rastlanır.



    YERYüZü ŞEKİLLERİ


    Dağlar



    İl alanının büyük bir bölümü, III. jeolojik devirdeki Alp kıvrımlaşması sırasında şekillenen Güneydoğu Toroslarının kolları, ilin güneyini doğubatı yönünde baştanbaşa kaplar. Güneyde daha düzenli sıralar oluşturan bu dağlar doğrudan Tohma suyu aracılığı ile ya da Fırat'a katılan çok sayıda akarsuyla sıkça parçalanmıştır.



    Malatya'daki Dağlar



    Güneydoğu Torosları, Gaziantep Gölbaşı'nın kuzeyinde yer alan Kapıdere boğazından sonra çeşitli kollara ayrılır. Dağ kütlesinin güney kolunu oluşturan ve batı-doğu yönünde uzanarak Besni, Adıyaman ve K&acirc;hta ile Malatya ovasını dolduran dağlara Malatya dağları adı verilir. Yüksek ve çok dalgalı olan Malatya dağları çeşitli yönlerde inen akarsularla parçalanmıştır. Bu sebeble Malatya dağlarında önemli düzlükler yoktur. Doğanşehir ovasının doğusunda düzenli sıralar oluşturmaya başlayan bu dağlar, Fırat vadisine kadar zaman zaman genişleyerek, zaman zaman daralarak uzanır. Malatya dağlan üzerindeki en önemli doruklar, batıdan doğuya doğru 2100 Korudağ, 2.424 Karakaya Tepe, 2.006 Becbel Tepe, 2.544 Beydağı, 2.150 Kelle Tepe, 2.306 metre yükselti Gayrık Tepedir.



    Nurhak Dağlan



    Sultansuyu vadisinin batısında ve Kahramanmaraş topraklarından il alanına giren Nurhak dağları, Güneydoğu Torosları'mn kuzeye açılan kolunu oluşturur. Vadiye paralel olarak kuzeydoğu yönünde uzanan bu dağlar Tohma vadisi ile bölünür.


    Aynı zamanda, batıya ve kuzeybatıya doğru açılarak, Tohma havzasını batıdan kuşatır.


    Nurhak dağlan üzerindeki en önemli yükseltiler şunlardır. Derbent dağı (2.428 m.) Kepez dağı (2.140 m.) ve Kuşkaya Tepesi (1.922 m.), Akçadağ (2.013 m.).


    Malatya ovası, Tohma vadisi, Darende ve Doğanşehir arasını bütünüyle kaplayan Nurhak dağları ve uzantıları, yeryüzü şekilleri bakımandan Malatya dağlarından değişiktir. Malatya ve Doğanşehir ovalarıyla, Tohma, Sultansuyu vadilerine göre yaklaşık 500 metre yükseklikte çok dağlı bir yeryüzü şekli oluşturan bu dağlar, genellikle volkanik kökenlidir. Bu dağlardan kaynaklanan akarsular, doğuda Sultansuyu'na doğru akarak derin vadiler oluştururlar. Yükseklik çağunlukla 2000 m'nin altındadır.



    Akçababa Dağları



    Tohma vadisi ile Kuruçay vadisi arasında yer alan bu dağlar, Nurhak dağlarının kuzey doğuya doğru sokulan uzantıları durumundadır. Pek yüksek olmayan Akçababa dağları, kuzeybatı yönünde yayılarak geniş bir alanı kaplar. Genellikle çıplak olan bu dağlar güneybatıdan kuzeydoğuya doğru Kuyucakbaşı Tepe (1.734 m.), Akçababah Tepe (1.164 m.), Ahbaba Tepe (1.857 m.) ve Leylek Dağı (2.052 m.) dir.



    Yama Dağı



    Büyük bölümü Sivas il alanında bulunan Yama dağı kütlesi güneye ve güneydoğuya doğru açılarak Malatya'nın kuzeyini bütünüyle kaplar. Batıda Kuruçay vadisine, güneydoğuda Fırat vadisine kadar uzanan Yama dağı ve uzantıları genellikle volkanik yapılıdır. Yüksekliği 1500 metrenin üzerindedir. Bu dağlar geniş, toplu ve yüksek bir kabartı oluşturmaktadır. önemli doruklar dışında bu kesim, genellikle bir plato görünümündedir.


    Bu sıranın en önemli yükseltileri Arguvan'm batısında 1516 metre yükseltili Doyukan tepe, Kozdere'nin doğusunda 2.310 metre yükseltili Hasbek tepe ve Arapgir'in batısında 2.402 metre yükseltili Göl dağı'dır.




    Bundan başka doğuda Venk ve Izollu dağları,



    PLATOLAR



    Malatya il alanında platolar çok geniş yer tutar. Genellikle kalker yapılı olan dağlar, hızla aşınarak orta ve yüksek platolara da dönüşmüştür. Volkanik hareketler sonucu çıkan lavlar dalgalı yapıyı düzleştirerek geniş düzlüklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.



    Güney Platoları



    Malatya dağları üzerinde sıralanan platolardır. Burada, dağlar yüksek ve düzenli sıralar oluşturduğundan kuzey ve batı yamaçlarında çeşitli yükseltilerde alt alta, ya da yan yana dizilmiş platolar vardır. Bu platolar su kaynakları bakımından zengindir.



    Batı Platoları



    Batı platoları, güney platolarına göre daha alçak yükseltide olup, yükseltileri 1500 metrenin üzerine çıkmaz. Yörede dağlar, düzenli sıralar oluşturmayan tek tek kütleler durumundadır. Tohma suyu ve kolları ile parçalanmış ve oldukça derin vadiler arasında sıralanan platolar, genellikle kuru ve çıplaktır. Bu platolar Aygörmez ve Kepez dağlarından, Tohma vadisine, Akçababa dağlarından Tohma ve Kuruçay vadilerine doğru yükselti kaybederek sıralanır.



    Kuzey Platolar



    Malatya'nın en önemli platolarıdır. Yama dağının eteklerinde sıralanan ve Yama Platoları adıyla da anılan yüksek düzlükler Fırat vadisine doğru ilerler. Kuzey platolarının, Sivas sınırlarına yakın kesimleri daha geniş ve düzdür. Bu sebepten buradaki platolar daha küçük ve değişik yükselti basamaklarına dizilmiş taraçalı bir yapıdadır.



    Vadiler ve Ovalar



    Malatya il alanında vadilerin önemi büyüktür, ildeki bütün vadiler Fırat ana vadisine açılmaktadır. Bunlardan özellikle Tohma vadisi, yan vadileri ile geniş bir ağ oluşturur. Bu vadilerin tabanları Fırat vadisine yaklaştıkça genişler ve ilin önemli ovaları ortaya çıkar. Bu vadilerin büyük bir bölümü günüümüzde Karakaya Baraj Gölü alanında kalmıştır. öbür vadiler de yer yer genişleyerek çeşitli yükselti basamaklarında sıralanan büyüklü küçüklü düzlükler oluşturur.



    BAŞLICA OVALAR



    Malatya Ovası, Doğanşehir Ovası, İzollu Ovası, Mığdı Ovası, Sürgü Ovası, Akçadağ Ovası, Yazıhan Ovası, Mandara Ovası, çaplı Ovası, Distrik Ovası ve Erkenek Ovalarıdır.



    Malatya Ovası



    Tohma, Sultansuyu ve Fırat vadileri arasında kalan çok geniş bir alanı kaplar. Ortalama yükseltisi 900 m. olan bu geniş düzlük, kademe kademe yükselen ve 1500 m. ye kadar çıkan platolarla, yüksek dağlarla çevrilidir. Ovanın yüzölçümü 830 km2'yi bulur. Batı-doğu yönünde uzanan Malatya Ovası bir çöküntü alanıdır. Akarsuların alüvyonları ile dolması sonucu oluşmuştur. Akarsuların taşıdığı bu genç dolgu maddelerinin kalınlığı 50 ile 100 metre arasında değişmektedir. Dolgu tabakasının kalınlığı, ovanın kenarlarına doğru incelir.


    Ova genellikle düzdür. Ancak çevreden inen küçük akarsuların vadilerinde derinlik 60-100 m.ye ulaşır. Böylece hafif dalgalı bir yapı oluşmuştur. Malatya Ovası, kalın bir toprak tabakası ile kaplı olup, verimlidir. çok geçirgen olduğundan su tutmaz ve çabuk kurur. Bu nedenle, tarımsal üretim açısından sulama son derece önemlidir. 1975'de Tohma üzerinde yapılan Medik Barajı, Sultansuyu ve Beylerderesi'neden yararlanılarak bazı alanlar sulamaya açılmıştır.



    Doğanşehir Ovası



    Tohma vadisine güneyden açılan Sultansuyu vadisinin her iki yanma sıralanmış, küçüklü büyüklü düzlüklerin tümüne birden Doğanşehir Ovası adı verilmektedir. Ova Suçatı'ndan sonra Doğanşehir'e doğru daralmaya başlar. &icirc;lçe merkezinde yükselti 1.250 metreye ulaşır. Sultansuyu ve kolları ovadan pek derin olmayan yataklarda akar.



    İzollu Ovaları



    Malatya ovasının doğusunda Fırat nehrinin dar ve derin bir koridor oluşturduğu Kömürhan boğazına kadar uzanan kesimindeki, irili ufaklı düzlüklere Izollu ovaları adı verilmektedir. Bunlar, Malatya dağlarından başlayarak kuzeydoğu yönüne uzanarak Karakaya baraj gölüne doğru açılan taraçalı düzlükler durumundadır.



    Erhaç Düzü ile Arga ve ören Yazıları



    Malatya ovasının batıya doğru uzantıları durumunda olan bu düzlükler yer yer dalgalı ovalardır. Sultansuyu vadisi ile Tohma vadisi arasında kalan üçgen biçiminde alanı dolduran bu düzlüklerin yükseltisi, Malatya ovasına göre daha fazladır.



    Mandıra, Tafta ve Milli Yazıları



    Yarı ova nitelikli alanlardan Mandıra düzü, Sultansuyu ile Beylerderesi arasında; ötekileri ise, Beylerderesi doğusunda kalmaktadır. Malatya ovasının güney uzantıları durumundaki bu alanlar, daha yüksek ve daha dalgalıdır.



    Mığdı Düzü



    Ayvalı, Tohma ile Hacılar Tohması vadilerinin birleşme noktasında yer alır. Darende'nin doğusunda ve güneydoğusunda geniş bir alanı kaplayan ovanın yüzölçümü yaklaşık 50 km2'dir. Ovanın orta kesimleri düz olup, kenarlara doğru yükselti artar ve dalgalı bir yapı ortaya çıkar. Genişleyen vadi tabanı akarsuların taşıdığı alüvyonlarla dolması sonucu oluşan toprak, verimli bir durumdadır. Yeşil örtü, yalnızca su kenarlarında söğüt ve kavak ağaçlarından oluşur.



    Fırat Vadisi



    Türkiye'nin en önemli vadilerinden birisidir. çok derin ve sarp olan Fırat vadisi, keskin dirsekler çizerek uzanır. Sarplaşan vadi, bu yapısını Malatya topraklarında Söğütlü çayı vadisi ile birleşene kadar sürdürür. Bundan sonra vadi genişlemeye başlar. Akarsu, çok geniş bir yatakta akmakta iken zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar olurşutur. Göldağı ve Sarıçiçek yaylası hizasından sonra yapı birden değişir. Fırat vadisine doğru eğimli geniş oluklar ortaya çıkar. Bunlar, Tohma ve Kuruçay vadileridir. Fırat vadisinin bu yapısı, Malatya dağları nın doğu ucuna kadar sürer. Burada vadi yeniden daralır. 100 km. den uzun bir boğaza dönüşür. Kömürhan Boğazı adıyla anılan bu boğazdan sonra vadi, il topralarmın dışanı çıkar.



    Tohma Vadisi



    Sivas topraklarından iki kol halinde başlayan Tohma vadisi, Fırat vadisine doğru geniş bir oluk oluşturur. Darende yanından bu kollar genişlemeye başlar. İlçenin doğusunda birleşir. Vadilerin birleşme yerinde geniş bir düzlük oluşur. Mığdı düzü adıyla anılan bu yüksek ovadan sonra vadi, biraz daralarak doğu yönünde uzanır. Sonra güneyden gelen Sultansuyu vadisi ile birleşerek birden genişler ve Fırat vadisine açılır. Genişleyen vadi tabanında, ilin en önemli düzlüklerinden Malatya ve Doğanşehir ovaları ile Erhaç düzü ve Yazıhan düzü sıralanmaktadır.



    Kuruçay Vadisi



    Yama dağının batı eteklerinden başlayan vadi, başlangıç kesimlerinde pek derin değildir. Tohma vadisinde sıkça rastlanan sarp ve dar boğazlar yoktur. Bunun başlıca sebebi yöredeki, aşınarak yuvarlanmış yeryüzü şekilleridir. Ayrıca vadiyi aşan akarsuyun havzası küçük ve akıttığı su miktarı da azdır. Yine Kuruçay vadisi orta bölümünde biraz daralır. Daha sonra tabanı genişleyerek Tohma ve Fırat vadileri ile birleşir. Kuruçay vadisinde ça-pıtlı yazısı ile Yazıhan düzü dışında ovalık alan yoktur.



    çapıtlı yazısı



    Kuruçay vadisinde, Hasançelebi yöresini kaplayan düzlüğe çapıtlı yazısı denir. Akgedik diplerinden Hasançelebi'ye doğru uzanan bu yüksek ovanın boyu 20 km.yi geçer. Genişliği 10 km. ye ulaşır. Ova, genelde düz olmakla birlikte, yer yer hafif dalgalı bir yapıdadır.



    Yazıhan Düzü



    Bu ova, Tohma ve Kuruçay vadilerinin Fırat'a açıldığı noktada yer alır. Malatya ovasından Tohma suyu ile ayrılır. Tohma suyunun kuzeyinde kalan ve Kuruçay vadi tabanını da kapsayan alanın bütününe Yazıhan düzü denilmektedir. Mayatya ovasına göre daha yüksekte kalan Yazıhan düzü su kaynakları kıt olduğundan kuru ve çıplaktır. Tohma suyu ova yüzeyine göre derinde kalmaktadır. Kuruçay ise yaz aylarında kurumaktadır.



    BAŞLICA AKARSULARI



    İlimizin başlıca akarsuları; Söğütlü çayı 17.5 km., Morhamam çayı 22.5km., Kuruçay 67 km.Tohma suyu 52.5 km., Sultansuyu 21.5 km., Sürgü suyu 30 km., Beylerderesi 38 km., Mamihan çayı 10 km., ve Şiro çayı 37 km. dir.



    Söğütlü çay



    Göl dağının güney yamaçlarından başlayan bu vadi pek uzun değildir. önce güneye, sonra güneydoğuya uzanarak Fırat'a açılmaktadır. Vadi yer yer genişleyerek büyük olmasa da tarım açısından önemli ovacıklar meydana getirmektedir. Bunların başlıcaları; Dişt-rik ve Arguvan yazılarıdır. Diştrik yazısı, Söğütlü çay vadisinden Mutmur bucağı vadisine doğru yayılan düzlüğe denilmektedir. Küçük bir ovadır. Uzunluğu ve genişliği 17.5 km.ye ulaşan ova, yer yer dalgalı ve taşlıktır.


    Arguvan Yazısı: Söğütlüçay vadisi Arguvan yakınında genişler, burada uzanan düzlüğe Arguvan yazısı adı verilmektedir.



    Sürgü Vadisi



    Göksu vadisinin başlangıç bölümünü oluşturan bu vadi, Karakaya tepenin güney yamaçlarında başlamakta, 20-30 km. aynı yönde uzadıktan sonra, önce batıya, sonra güneye ve güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek il dışına çıkmaktadır. Daha sonra Göksu vadisi adı altında Adıyaman topraklarını geçip Fırat vadisine açılmaktadır. Vadide ilin tarım bakımından önemli olan Sürgü ovası yer almaktadır.



    Sürgü Ovası



    Malatya çöküntü alanının güneybatı ucunda yüksek bir ovadır. Genişleyen vadi oluğunun akarsuların taşıdığı alivonlarla dolması sonucu oluşan topraklar çok verimlidir. Sürgü çayı üzerine kurulan Sürgü barajından sulanmaktadır. Malatya ovasına göre daha yüksekte kaldığından kışlar biraz sert geçmektedir.



    AKARSULARI



    Malatya ili, Fırat havzası üzerinde yer alır. Havzanın yukarı Fırat bölümünüde oldukça geniş alanı kaplayan il toprakları, yer üstü su kaynakları açısından hayli zengindir.



    Fırat Havzası



    Türkiye'nin en büyük havzasıdır. Su toplama alanı 127.000 km2 dolayında olan havzanın yıllık ortalama su hacmi 28 milyar m3'ü aşmaktadır. Fırat havzasında 4.900.000 hektara yakın ovalık alan vardır. Bunun 1.700.000 hektar yer alan akarsuların en önemlileri Tohma suyu, Kuruçay, Fırat nehri ve Sürgü çayıdır.



    Fırat Nehri



    Keban Barajı'ndan çıkan nehir Malatya'nın Elazığ ile sınırını oluşturacak şekilde güneybatıdan güneydoğuya doğru genişçe bir yay çizerek akar. önce Kuruçay'ı sonra Tohma suyunu alarak akan Fırat, zaman zaman kollara ayrılarak adacıklar oluştururdu. Bu alan günümüzde Karakaya Baraj Gölü sahası içinde kalmıştır. Fırat nehri, Kömürhan mevkiinde Doğu Anadolu'nun en uzun ve en derin boğazlarından biri olan Kömürhan boğazına girerek akmasına devam edip, boğazdan sonra Malatya-Diyarbakır sınırını oluşturmaktadır. Diyarbakır çüngüş ilçesi yakınlarında Karakaya Barajı kurulmuştur.



    Tohma Suyu



    Malatya'nın doğu sınırını oluşturan Fırat nehrinden sonra ilin büyük akarsuyu Tohma'dır. iki koldan oluşmaktadır. En uzun kolu olan Ayvalı, Tohma çayı, Uzunyayla'dan diğer kolu olan Hacılar Tohması ise Tahtalı dağlarından doğar. Bu iki kol Malatya il sınırına girerek Mığdı üzerinde birleşip dar ve uzun Şuğul boğazından geçtikten sonra Malatya ovasından geçerek Fırat nehrine katılır. Tohma suyunun Şuğul boğazından kurtulduğu yerde Medik barajı kurulmuştur. Tohma suyu Malatya ovasından akarken kuzeyde Halavun çayı ile Epreme çayı, güneyde Dipsiz çayı, Sultansuyu, Beylerderesi Horata çayı ile Orduzu çayını alarak Fırat nehrine dökülmektedir. Bu sular Sultansuyu, Doğanşehir ve Malatya ovalarının sulanmasında önemli yer tutmaktadır.



    Kuruçay



    Yama dağı batısından doğan Kuruçay, Hasançelebi, Hekimhan ve Fethiye'yi geçtikten sonra Eğribük yönünde Fırat'a katılır. Yaz aylarında suyu iyice azaldığından bu sudan pek faydalanılamamak-tadır.



    Sürgü çayı



    İlin güneybatı ucunu oluşturan Sürgü yöresinin sularını toplayan bu çay, Malatya yöresinin batı kesimlerinde yer alan Karakaya tepesinin güney yamaçlarından doğar. Sürgü çayı, Göksu ırmağının önemli bir koludur. Sürgü kasabasından sonra, Kapıdere'ye kadar batı yönünden akan çay sonra güneye döner. Burada, Göksu ile birleşen ve Göksu adını alan akarsu, doğuya dönerek Adıyaman il sınırına girerek Adıyaman il topraklarından Fırat'a katılır. Sürgü çayı üzerinde Sürgü barajı kurulmuş olup, bu barajdan geniş bir alan sulanmaktadır. Malatya'nın bu önemli akarsuları dışında ya doğrudan Fırat'a, ya da diğer büyük akarsulara karışan çok sayıda küçük çay ve dereleri vardır. Bunlar: Eğmir, Mircan, Göksu, Aksu, Şiro, Berenge, Söğütlüçay, Sazdere, Şotikdere, Kozluk çayı, Yenice çayı, Setrek çayı, Arapgir çAayı, Davulga, Cevizlisu gibi irili ufaklı akarsulardır.



    BARAJLAR



    İlimizde Sürgü, Medik, Polat ve Sultansuyu barajları olmak üzere 4 baraj bulunmaktadır. Polat ve Sultansuyu barajları sulama amaçlı, Medik Barajı Sulama + Elektrik amaçlı ve Sürgü Barajı da Sulama + Taşkın koruma amaçlı olarak inşa edilmiştir.


    Sultansuyu barajı 1993'te hizmete açılmış olup, en yeni barajımızdır. 1996 yılında çat barajının da hizmete açılması beklenmektedir.



    GöLLER



    Malatya'da önemli bir tabii göl yoktur. Yalnızca dağlık kesimlerden akan suların kaynak alanlarında ve düşük yükseltiri plato basamaklarında yüzeye çıkan suların oluşturduğu küçük göller vardır. Bunlar dışında sulama amaçlı 5 gölet vardır. Bunlardan; Orduzu Sulama Göleti, Orduzu Zorbalı Sulama Göleti ve Hançayı II. Sulama Göleti, Malatya Merkezde, İsaköy sulama göleti Arguvan ilçemizde; bir sulama göleti de Darende ilçemizde bulunmaktadır.



    Karakaya Baraj Gölü



    Malatya merkez ilçesinde 42,



    BİTKİ öRTüSü



    Malatya toprakları önemli bitki örtüsünden yoksundur. Eskiden il alanının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı iken sonucu bu örtü zamanla yok olmuştur. Doğal şartlar ormanların kendi kendisini yenilemesini büyük ölçüde güçleştirdiğinden yer yer bozkırlar ortaya çıkmıştır.


    &icirc;l arazisinin 367.253 hektarı (% 30)'u ormanlık ve fundalıklarla, 125.156 hektarı (% 10)'u ise çayır ve meralarla kaplıdır. &icirc;l topraklarının güneyini boydan boya kaplayan batı-doğu doğrultulu Malatya dağları, meşenin egemen olduğu bozuk nitelikli korular ve baltalıklar iyi nitelikli koru ve baltalıklara dönüşmeye başlar. Malatya dağlarının batı ucunda Sultansuyu vadisine bakan yamaçlarda Doğu Anadolu'da ortadan kalkmakta olan ibrelilerden kızılcıklara rastlanır.


    Malatya dağları üzerinde yer alan platolar ile Malatya ovasına yakın kesimlerede yer alan yarı ova nitelikli düzlükler, zengin çayır otları ile kaplıdır. İl alanının güneybatısını kuşatan dağlar ve platolarda doğal bitki örtüsü hemen hemen ortadan kalmıştır. Daha çok meşelerden oluşan bozuk nitelikle orman kalıntılarından başka canlı örtüye rastlanamaz. Bu örtüye yer yer yabani meyve araçları ile kaynak ve vadi boylarında kavak ve söğütler katılmaktadır. Bitkisel üretim yapılan kesimlerde meyvecilik doğal örtüye göre daha yaygındır.


    Malatya'nın kuzeyini kaplayan dağlar ise örtü bakımından


    Pütürge ile Izollu arasında Şakşak, Pütürge'de Kubbe, Akdoğan; Arguvan-Arapgir arasında çangal Aynaca, Eğerli; Hekimhan yöresinde Demirli, Kızılhisar, Zürbehan; Darende yöresinde Hezanlı, Ademkıran, Alidede, Heyik, Kuduz, Beynamaz dağı; Yeşilyurt yöresinde Karadağ, Karataş, Keklicek, Akseki dağları ile; Akçadağ yöresinde öğlekayası, Kartal Kaya ve Kurugöl gibi dağlarla tepeler vardır.Pütürge ilçesinde 15, Akçadağ ilçesinde 2, Arguvan ilçesinde 6, Arapgir ilçesinde 2 köy olmak üzere toplam 67 köy göl alanı içerisinde kalmış olup, baraj gölü Malatya il sınırları üzerinde 150.875.583 m2'lik bir alanı kaplamaktadır.Pütürge ve Doğanşehir yöreleri kadar olmasa da batıya göre daha da zengin sayılır. Bu yörelerede, çoğu bozuk nitelikli olmak üzere meşenin çoğunlukta olduğu yapraklı ormanlar vardır. Bu kesimde kalın bir toprak tabakası ile meyve ağaçları, söğüt ve kavaklıklar görülür

  6. #15

    Genel Yönetici

    Standart




    Evliya çelebi'nin Gözüyle MALATYA




    Havası ve Suyu: Suyu ve havası gayet latiftir. Denizde ve karada dolaşan seyyahların beyanına göre, havası Tebriz'in iç çekici havasına benzemektedir. Belki daha da üstündür. Havasının güzelliğinden halkı dinç, güçlü, kuvvetli ve rahatına düşkün ve güzel tenlidirler.




    Bağları: Bağları Malatya'da 7 bin 800 bağ ve 600 bostan olup tapu defterinde ve sicilde kayıtlıdır.




    Tarım ve ürünleri: 7 türlü 7 taneli buğdayı olur, Benzeri meğer Harran'da ola... Arpası, pamuğu, çöpü ve ovalarındaki otlakları herkes tarafından aranılır. Bakla ve nohutu gayet meşhurdur. Sanayide beyaz pembe pamuk ipliği ve beyaz pembe pamuk bezi meşhurdur.




    Sebzeleri ve Yemişleri: Dağlarında keremgüv adında kudret helvası olur. Allah'ın emri ile gökten yağar. Meşe ve pelit ağaçlarının yapraklarında bulunur. Bağırsakları temizleyen bir çeşit helvadır. Dağlarında mazı, kırlarında pazı ve ıspanak, lahana vs. sebzeleri boldur. 7 türlü ayvası, 20 türlü elması vardır. Kayısısı, dürbül üzümü ve kirazı çok meşhurdur.




    Bağ ve Yaylaları: çok meşhur bağ ve yaylaları vardır.











    BATTAL GAZİ DESTANI ve BATTAL GAZİ DESTANININ (BATTALNAMENİN) öZETİ





    BATTAL GAZİ DESTANI





    Destanlar tarihin bir şey söylemediği tarihsel dönemlerin ışık tutan yegane kaynaklardır. Destanlar adeta milletlerin masallaştırdıkları tarihleri olup, yaşanan sosyal olayların bıraktığı izler zaman içerisinde, halkın muhayyilesi ile yoğrula yoğrula şekillenir. Zaman ve mekan bakımından değişikliğe uğrasa da toplum hayatında yaşananlara ait izleri hep muhafaza ederler. Destanlar ortaya çıktıkları dönemde halk değerleri içerisinde önemli yere sahip; meziyetleri(yiğitlik, mertlik) öne çıkararak , özellikle milletlerin tarihlerindeki &ldquo;yeni Kuruluş&rdquo; dönemlerinde hasımlarla yapılan mücadelelerde halkın birbiri ile ve vatanları ile kenetlenmelerine hizmet ederler.




    Battal Gazi ve destanı da bu bağlamda yani Anadolu&lsquo;nun Türkleştirilmesi ve Müslümanlaştırılması döneminde Bizans&rsquo;lılarla yapılan mücadelelerin ortaya çıkardığı kahraman ve bu kahramanın yiğitliğini anlatan hikayesidir.




    Anadolu&rsquo;ya Türk akınları 359 yılında Hun akınları ile başlamıştır. VII. Yüzyıl başlarında İslamiyetin doğuşu ile birlikte güçlenen İslam devleti Anadolu&rsquo; akınlar yapmaya başlamış, Abbasiler döneminde İslamı seçen Türklerden oluşturulan İslam ordularının Anadolu akınları VIII. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşarak devam etmiştir.





    1071 yılına gelinceye kadar Anadolu &lsquo;nun doğu sınırları Müslümanlarla Bizaslılar arasınsa sık sık el değiştiren bölgeler olagelmiştir. özellikle Tarsus-Malatya doğrultusunda çizilecek hattın kuzey ve güneyi büyük ölçüde devamlı mücadele sahası olan bir bölge idi.





    İşte Battal Gazi destanı bu tarihsel bağlamda doğmuştur.





    Arap ve Türk edebiyatında özellikle halk romanlarındaki yiğit ve ceng&acirc;ver Battal Gazi ile eski adıyla Akroinon yeni adıyla Seyitgazi kasabasında büyük bir külliyenin içerisinde yatan Abdullah El Battal&rsquo;





    Seyyit Battal Gazi'nin yaşadığı hakkında en küçük bir şüphemiz yoktur. Ancak maceralarının bütünü doğru mudur? Bu soruya şöyle cevap vermekle yetineceğiz: Seyyit Battal Gazi, halk hikayelerinde ve yazarların çeşitli eserlerinde &laquo;Fevkal beşer&raquo; dediğimiz olağan üstü yetenek ve gücü ile tanıtılmış ve yakınlığı. olan bütün olaylar O'na mal. edilmiştir. Gerek manevi, gerekse maddi yönden O'nun varlığı büyüklüğü ortaya koyulmağa çalışılmıştır.





    BATTAL GAZİ DESTANININ (BATTALNAMENİN) öZETİ





    Bir gün Hz. Muhammed ashabiyle otururken vahy gelmediğinden bahisle güzel mevzulardan konuşulmasını ister. Ashabdan Abdülvehhab, Rum vilayetinden bahseder. O anda gelen vahyde bu vilayetin iki yüzyıl sonra Cafer adında bir yiğit tarafından Müslüman edileceği bildirilir. Hüseyin Gazi, peygamber soyundan bir kişidir. Malatya'ya yerleşmiştir Malatya'nın önde gelen kişilerindendir. Bir oğlu vardır ve adı Cafer'dir.





    Hüseyin Gazi, bir av esnasında Rum beylerinden Mihriyayil tarafından hile ile öldürülür. Cafer genç bir delikanlı iken babasının katillerini öldürür ve Serasker olur. Bundan sonra Kayser ordularıyla yapılan iki savaşta Cafer üstün başarılar gösterir ve Malatya beylerinin güvenini kazanır.Kayser, Ahmer komutasındaki bir. başka orduyu Malatya üzerine gönderir. Cafer, Ahmer'le yaptığı ferdi mücadeleyi kazanır. Bunun üzerıne Ahmer, müslüman olur. Kendisine Cafer tarafından &laquo;AHMET&raquo; ismi verilir. Ahmet de Cafer' e &laquo;Battal&raquo; ismini verir


    [4].


    Bu an dan itibaren Battal Gazi Bizanslarla girdiği sayısız savaşta gösterdiği kahramanlıklar destansı bir dille anlatılır.




    Artık Anadolu&rsquo;da müslümanlar açısından Bizans tehlikesi bertaraf edilmiş Battal gazi de Medine&rsquo;ye yerleşmiştir. Ancak Battal Gaziden aman dilemiş Kayser Kanatur, Battala verdiği sözü unutur ve Malatya üzerine ordu gönderir. Ordu şehri yakıp yıkar Battal durumu işitince topladığı ordu ile Kayser &lsquo;le savaşır. Kayser Nesih kalesine saklanır. Battal kaleyi kuşatır. Kale duvarının dibinde dinlenmek amacıyla uzanır ve uyur. Kaleden Battalın uyuduğunu gören Kayser &lsquo;in kızı O&rsquo;na aşık olur. Gelmekte olan Bizans ordusundan haberdar etmek için bir not yazar ve bu notu taşa sararak O&rsquo;na atar.Uyandırmak için &acirc;şığı tarafından atılan taş Battalın başına değer ve Battalı öldürür. Prenses Battalın öldüğünü görünce kederinden kendi hançeri ile kendini öldürür.



    [3]
    ın aynı kişi olup olmadıkları kesin olarak bilinememekle beraber ; Bu büyük destan kahramanının yaşayıp yaşamadığı hakkında her hangi bir münakaşaya lüzum görmüyoruz, z&icirc;ra hem matbuatta, hem halk şiirinde hem de halk geleneğinde Battal Gazi yaşamış ve yaşamaktadır.[2]
    [1]

  7. #16

    Genel Yönetici

    Standart




    GELENEK VE GöRENEKLER





    DOĞUM VE çOCUKLA İLGİLİ GELENEKLER




    Doğum; insan hayatının üç önemli safhasından ilkidir. Doğum-evlenme-ölüm... Bu önemli üç safha etrafında birçok gelenek görenek, adet, töre ve tören oluşturulmuştur.




    Evlenen çiftlerin evliliklerinin en geç 1-2 yılında çocukları olması beklentisi vardır. Bu süre içerisinde çocuk olmayınca, özellikle geleneksel kültürde halk hekimliği ilaçlarına dayalı çeşitli çarelere başvurulduğu, ziyartelere, köy ebelerine gidildiği görülür. Bu uygulamaların yanı sıra doktora başvurmalar da artmıştır. Hamile kadına yörede &quot;İki canlı, hamile, yerikli&quot; adları verilir. Hamilelik süresi içerisinde doğacak çocuğun kız mı, oğlan mı olacağını hamilenin yediği yiyecekler, baktığı, dokunduğu vb. ile ilgili olarak birçok uygulama ve inanışlar mevcuttur.




    Hamile kadın elma yerse kızı, çok tatlı yerse oğlu olur. Rüyasında boynuna altın takılmışsa kızı, el bileğine altın takılmışsa oğlu olurmuş. Hamilelik döneminde baykuşa, yılana, çirkinlere bakamamaya dikkat edilir. çünkü, bakıldığında çocuğun bunlara benzemesi inancı hakimdir. Bu dönemde güzel şeylere bakılmaya dikkat edilir. Kırdan toplanan çiğdem destesi bir metre kadar yüksekten atılır, eğer top yere düşerse oğlan, dağılırsa kız olacağı inancı mevcuttur. Kadının aşerme döneminde canının çektiği yiyecekleri temin etmek için ailesi büyük çaba sarfeder. Doğum yaklaştıkça, çocuk için hazırlıklar da yoğunlaşır. Evde beşik donatma, bebek için yorgan, yastık, yatak, giysiler ve bezler hazırlanır. Doğumu yaptıran kadına &quot;ebe&quot; denilir. çocuğun göbeği kesildikten sonra ya bir cami duvarı dibine, ya da ayak değmeyecek bir yere dua okunarak gömülür.




    Yeni doğan çocuk tuzlanır. Bu işlem çocuğun pişmemesi, terlememi ve çiğ kalmasını önler. Yeni doğan çocuk önceleri &quot;öllük&quot; denilen kırmızımsı bir toprak ile belenir. Bu pratik günümüzde ortadan kalkmıştır. Yeni doğum yapmış kadına yörede &quot;loğusa&quot;, ya da &quot;Dığasken&quot; adı verilir. Loğusa kadına ilk önce undan hazırlanan ve içerisinde pekmez katılarak yapılan kuymak yedirilir. Bu, özel gün yemeği sayılır.




    Doğum yapan kadınla çocuğu, inanışa göre kırk gün dış zararlardan ve tehlikelerden korunur. Kırkgün boyunca yattıkları odanın ışığı söndürülmez. Yastıklarının baş tarafına Kur'an-ı Kerim konulur. İki kırklı kadın birbiriyle karşılaştıklarında iğne değiştirirler ki, kırkları birbirini basmasın. Evde değirmenden un, bulgur Sünnetten bir görünüm




    getirildiğinde çocukla kadın birkaç adım dışarı çıkarılır. Yine yakın bir evden cenaze çıkmışsa, kırkı çıkmamış loğusayla çocuğu cenaze oradan götürülürken dışarı çıkarılır. Bu &acirc;detler kırk basmaması için yapılır.




    Yine kırk basmaması için &quot;kırklama&quot; yapılır. çocuğun yıkanacağı suya yirmi ve kırkıncı günde kırk kaşık şu, ya da kırk tane arpa sayılarak atılır. çocuğun başı üzerinde bir kalburdan su dökülür. Böylece kırk çıkarılır. Kırk çıktıktan sonra çocuk ve anneye zarar verecek etkenler de ortadan kalkmış olur.




    Lohusalık döneminde geleneksel kültür içerisinde anne ve çocuğa zararı dokunacağına inanılan &quot;Alkarısı&quot; adını verdikleri saçı başı dağınık, dişleri iri, parmakları çok uzun çirkin bir yaratığın olduğundan da söz edilir. Buna karşın geçmişte annenin ve çocuğun yatağının çevresine kıl ip bırakıldığı, yastığına iğne takıldığı görülmüştür.




    Böylece alkırısı denilen mahl&ucirc;kun zarar veremeyeceği inanışı yaygınken, günümüzdeki bu tür uygulamalar kalkmış olup, yatılan yerin başucuna Kur'an-ı Kerim konulmaktadır.




    Yeni doğum yapmış lohusayı ve çocuğunu görmeye gitme &acirc;deti vardır. Bu gidişle birlikte giyim eşyası vb. götürülür. özellikle ilk doğumda kadının annesi tarafından beşik donatılır.




    çocuğun ilk dişi çıktığında buğday kaynatılarak hedik yapılır. Bazen hedik taneleri bir ipliğe dikilerek bebeğin boynuna takılır. çağırılan akraba ve komşulara &quot;Diş Hediği&quot; ikram edilir. çocukluk çağı içerisinde birçok geleneklere dayanan uygulamaların varlığı da dikkati çeker. Doğup yaşamayan çocuklara &quot;Tıpkı&quot; oldu derler ve tıpkı çeşmesi denilen suda yıkarlar. Hekimhan'ın Güzelyurt beldesindeki Tıpkı/Tıpka çeşmesine bu gaye ile gidilir. Konuyla ilgili olarak bir kişi yılanın veya yengecin ağzında bir böcek görürse çocuğu doğup yaşamayanın adını seslice söylediğinde yılan veya yengeç ağzındakini bıraktığında Tıpkı'nın geçeceğine inanılır. çocuk yürümede geç kalmışsa, iki ayak bileğine ip bağlanır, hızla biri gelerek ayağındaki bu ipi keserek kaçar buna &quot;Duşak Kesme&quot; denilir. Geç konuşan, konuşma güçlüğü olan çocuklar için ziyaretlere gidildiği görülür.




    Uyumayan, korkan çocuklara &quot;okutulur&quot;; çocuğa korkularının geçmesi için geleneksel bazı pratikler uygulanır. Nazar değmemesi için kulak memesinin ardına kara çalınır. Omuz başına ya da giysisinin iç tarafına nazarlık takılır. Bebeklik çağındaki sancılarına, kulak ağrılarına ve rahatsızlıklara yönelik uygulamalar günümüzde az da olsa devam etmektedir. Şehirleşmenin hızlandığı yörelerde doktora başvurmalar artmıştır.




    SüNNET VE KİRVELİK GELENEKLERİ




    Malatya ve köylerinde din&icirc; vecibeler gereği erkek çocuklarına yapılan sünnet ve geleneksel bir kurum olarak kirvelik önemli bir yer tutar.




    Kirvelik: Yerleşik ve kurumlaşmış bu özelliğiyle, çocuğun sünneti ile birlikte ve hatta kirveliğin kurulmasıyla da daha önceden doğarak pekiştirilmiş yakın dostluklar, ilişkiler bütününü oluşturur. Yörede erkek çocuğu sünnette tutan kirve, çocuğun manevi babası sayılır. Bu kişiye kirve, kivre gibi isimler verilir. Kirveliklerin kurulmasında, seçim ve teklifin geleneksel bir yeri vardır. Kirve, çocuğun babasının sevdiği bir dostu, arkadaşı olabilir. Bu teklif geleneğe göre reddedilmez. Kirvelik &quot;Peygamber Dostluğudur&quot; derler. Onun için kirve olmaya karar verenler, kendilerini artık birbirileriyle akraba sayarlar. çocuklar ise birbirleriyle kardeş sayılır. Bazı yöreler de ise çocuk, kirvenin kızıyla evlenemez. Bu &acirc;detin temelinde çocuğun kanının kirvenin kucağına düşmesi yatar.




    Sünnet: Bebeklik çağı ile 11-12 yaşlarına kadar olan dönemde gerçekleştirilir. Düğüne davet ya okuyucu vasıtasıyla, ya da davetiye gönderilerek yapılır. Sünnet düğünleri çalgılı veya çalgısız yapılır. Mevlüd okutulur. Düğüne davet edilenlere yemek verilmesi &acirc;deti yaygındır.




    Sünnet olacak çocuğun giysisi kirve ta rafından alınır. Kirve çocuğa altın, saat vb. gibi armağanlar getirir. çocuğun babası tarafından kirveye halı, elbise vb: gibi armağan verilir. çocuk otomobille ya da atla gezdirilir. Sünneti, sünnetçi veya sağlık memuru yapar. Son yıllarda doktora yaptırılan sünnetlerde artış görülmektedir. çocuk sünnet edilirken acıyı fazla duymasın diye ağzına lokum verilir. Bazen de çocuk, eline aldığı bir çiğ yumurtayı şaka olsun diye sünnetçinin kafasına atar. Sünnetten sonra çocuğu ziyarete gelirler, çeşitli armağanlar verirler. Sünnetle birlikte iki kirve ailesi arasındaki dostluk ilişkileri daha da pekiştirilmiş olur. Artık sünnet olan çocuk, geleneğe göre erkekliğe ilk adımı atmış sayılır.




    EVLENME &Acirc;DET VE GELENEKLERİ




    Evlenme, hayatın üç önemli safhalarından biridir. Bu dönemlerde doğum, evlenme ve ölüm etrafında birçok gelenek, görenek, &acirc;det, töre ve tören oluşturulmuştur. Malatya'da evlenmeler; görücü us&ucirc;lünün yanı sıra karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak gerçekleşmektedir. Bunların dışında &quot;Kaçmak&quot; yoluyla evlenmeler az da olsa olmaktadır.




    Görücü us&ucirc;lünde isteklerin aileye duyurulması ilk basamağı oluşturur. Gençler, evlenme isteklerini direkt olarak babaya açamazlar. İstekler, ya anne vasıtasıyla, ya da başka vasıtalarla duyurulur.




    Evlenme yaşı, erkeklerde &quot;18 yaş civarında başlar. Bu yaş genellikle ailenin ekonomik durumu, bazı erken evlendirmeyi gerektiren şartlarda ön plana çıkar. Ortalama evlenme yaşı ise askerlik sonrası başlar. Kızlarda ise önceleri 15-16 yaşlarında evlenme yaygınken, bu yaş sınırı 18-19 yaşa çıkmıştır.




    Gençler, evlenme isteklerini duyururken gelenek gereği bazı davranışlarda bulunurlar. Eve geç gelme, bıyık bırakma, huysuz davranışlar gösterme, hastalık bahanesiyle işe-güce gitmeme, pişirilen yemeği beğenmeme gibi davranışların yanı sıra ev eşyası almak, giyimine özen göstermek gibi hareketler sergiler. Genç kızlarda ise bu gibi davranışlara pek rastlanmaz. Davranışları aşikar değil, imalıdır. Hiç olmadık zamanlarda yakınmalar, serzenişler görülür. Evlenme geleneği içerisinde aile tarafından gencin evlendirilmesine kesin karar verilmişse, &quot;Görücü Gezme&quot; ya da bir diğer söylenişle &quot;Kız Bakma&quot; başlar. Evlendirilecek gencin ailesi çocukları için temiz süt emmiş, kendilerine l&acirc;yık bir kız bulmak için düğün, nişan komşu gezmeleri, akraba ve tanıdıklarının tavsiyeleri vb. vesilelerle kız beğenirler.




    &quot;Kız bakmaya&quot; gitmeden önce tanıdıklar vasıtasıyla el altından kız tarafına haber gönderilir. Kız evine gidildikten sonra, genç kız el öper ve misafirlere kahve ikram eder. Bu ziyaret sırasında kız yakından incelenir. Kızın bir sakatlığı var mı, hamarat mı öğrenilmeye çalışılır. Kızın niyeti yoksa görücülere asık suratlı davranır. Ayakkabılarını dağınık bırakır ve yanlarında pek durmaz. Bu görücü gezmelerinde, kız beğenilmişse durum aile içerisinde tekrar görüşülür, danışılır. Kızı istemeye karar verilir. Kız evine haber gönderilir. Aile kızı vermeye niyetli ise, &quot;Kız evi naz evi&quot; deyiminden hareketle kendilerini naza çekerler. Hele bir danışalım-görüşelim hayırlı ise olur, derler, Neticede kız evine gidiş-gelişler birkaç sefer tekrarlanır. Gün kararlaştırılır. Daha sonra kızı istemeye giderler. Her iki tarafın yakın akrabaları bu istemede hazır bulunurlar. Kız istenirken, oğlan ve kız babasını temsilen birer kişiye vek&acirc;let verilir. Oğlan tarafını temsil eden kişi kızı &quot;Allah'ın emriyle, Peygamberin kavliyle&quot; üç kere ister. üçüncü tekrarın sonunda, kız babası &quot;Allah yazdıysa bize diyecek söz yok, biz de verdik&quot; diyerek cevaplar. Orada bulunan hoca dua okuyarak &quot;Allah hayırlı eylesin&quot; der. Bu törenin Malatya köylerindeki adına kız isteme, söz kesme veya el öpme adı verilir. Kız istenildikten sonra, köylerde görülen bir &acirc;det ise gencin kulağının çekilmesi ve bahşiş alınması geleneği vardır. Ayrıca, &quot;Süt hakkı&quot; adıyla kızın annesine hediye verme adeti vardır. Söz kesildikten sonra ağız tatlılığı için şerbet ezilerek dağıtılır. Ardından &quot;başlık&quot; görüşülür. Başlığın, yöredeki adı &quot;Galin&quot; dır. Bu gelenek bazı köylerde devam etmektedir. Birçok yerde ise kalkmıştır. Başlık istenen yörelerde babanın isteği orada bulunanların ricasıyla makul bir seviyeye indirilir. Başlık geleneğinin kalktığı yörelerde liste verme geleneği vardır. Bu listeye istenilen ev eşyaları, altın vb. yazılır. Başlık geleneğinin sürdürüldüğü köylerde kaçırma yoluyla yapılan evliliklerde normal durumda alınan başlığın iki katı miktarda &quot;Kan&quot; adı verilen başlık alma geleneği de görülebilmektedir.




    Söz kesmenin ardından belirlenen bir günde nişan takılır. Bu törene bazı köylerde göreye gitme, şerbet içme gibi isimler verilir. Nişanda oğlan tarafı bir heybe hazırlar, bir gözüne şirincelik denilen çerez konulur, diğer gözüne ise kız ailesine gömlek ve kumaş gibi hediyeler konulur. Şirincelik, misafirlere dağıtılır. Kız anasına götürülen hediyeye ise, &quot;Ana keteni&quot; denir. Kız, nişanda oğlan tarafının aldığı elbiseleri giyer. Büyük teştlerde şerbet ezilerek dağıtılır. Yüzükler kadınlar tarafından takılır. Nişanlılara para ve altn gibi hediyeler verilir. Bundan sonra erkek tarafı nişanlı kızdan söz ederken &quot;bizimgelin&quot; der. Nişanlılık döneminde gençlerin birbirlerini serbestçe görmeleri hoş karşılanmaz. Bu yasaklama şehirleşmenin başladığı yörelerde zayıflamıştır.




    Nişanlılık döneminde kız tarafına dini bayramlarda koç gönderilir. Ayrıca altın, saat, elbiselik gibi hediyeler de götürülür. Bu hediye götürme &acirc;deti erkeğin nişanlısını ziyaretinde de geçerlidir. Nişanlılık dönemi &quot;evli evinde gerektir&quot; düşüncesinden hareketle fazla uzatılmaz.




    Nişandan sonra gelen tören düğündür. Düğünler köylerde hasat sonuna rastlar. Şehirlerde ise bahar ve yaz aylarında yapılır. Düğün günü kararlaştırıldıktan sonra kız tarafından da nişanlı kızla beraber 3-4 kişi alınarak şehre düğün pazarlığına gidilir. Geline, eşya, elbise, altın vb. alınır. Bazı köylerde buna &quot;yük&quot; de denilmektedir. Düğünden önce oğlan tarafından aldığı yün ile kız tarafı yatak yapar. Düğün öncesi bir gelenek de &quot;Yolların sağlanması&quot; adı altında kızın amcasına, dayısına ve erkek kardeşine hediye alınarak onların gönüllerini almaktır. Bunlara emmi yolu-dayı yolu denilir. Bu gönül alma işi bir elma götürülerek de para götürülerek de olur.




    Düğüne davet; köylerde &quot;okuntu' denilen çağırma şekliyle olur. Okuntu dağıtana bahşiş verilir. Bu adet yerini davetiyelere bırakmıştır. Düğünler önceleri çarşamba ve perşembe günleri yapıldığı gibi Cuma, cumartesi, pazar günleri de yapılmaktadır. Düğünün başladığını belli etmek için oğlan evinin damına Türk bayrağı asılır. Bayrağın asıldığı uzun sopanın ucuna bazı köylerde elma konur. Düğünlerde özellikle köylerde davul-zurna çalgısı bulunur. Düğün sırasında özellikle yörenin seyirlik oyunları oynanır. Şehirde ise davul-zurna yerine orkestra ağırlıktadır. Arapgir ilçesinde klarnet, keman cümbüş vb. çalgılar kullanılmaktadır.




    Köylerde; bayraktar, düğün vekili, aşçı, kahveci gibi hizmet grubu misafirlerle ilgilenir. Gelin getirmeye gitmeden önceki gün, kız tarafına &quot;kınacılar&quot; ve &quot;ekmekçiler&quot; gönderilir. Kınada, oyunlar oynanır ve gelin kıza kına yakılır. Kına yakımanda tepsi başlar üzerinde dolaşırken Malatya'nın kına havası olan &quot;Yüksek eyvanlarda bülbüller öter&quot; türküsü söylenir. Gelin kızın önce sağ eline kına yakılır, içerisine bir madeni para konularak dolakla (yazma) sarılır. Sonra diğer eline yakılır. Kınadan bir bölümü oğlan tarafına gönderilir. Kına sırasında &quot;gelin övme&quot; ya da &quot;gelin ağlatma&quot; törenleri yapılır. Bu törenler sırasında çeşitli türküler ve maniler söylenir. Kına gecesinin sabahı oğlan evinde toplanan gelin alayı dağlık yörelerde at ile diğer yörelerde traktör ve otomobil ile gelin almaya giderler. Gelincik adı verilen gelin arabası dikkatle süslenir. Kızın köyüne yaklaşıldığında gelin alayı durdurularak &quot;sapancalık&quot; denilen bahşiş alınır. Ayrıca kız evinin kapısı kapatılarak bahşiş alınır, sonra açılır.




    Düğünden üç gün sonra kız tarafı oğlan tarafına tatlı gönderir. Bir hafta sonra gelinle kocası kız tarafını ziyaret ederler. Buna &quot;Haftasına gitmek&quot; adı verilir. Kız tarafı ise onbeş gün sonra karşı tarafı ziyaret eder. önceleri çok yaygın olarak görülen evin büyüklerine karşı &quot;gelinlik etme&quot; &acirc;deti bugün önemini kaybetmiştir. Gelinlik etmek; kaynana, kayınbaba ve diğer aile büyüklerinin yanında sofraya oturmamak, çok sessiz konuşma gibi davranışlardır.




    öLüMLE İLGİLİ &Acirc;DETLER




    İnsanoğlu doğar, yaşar ve ölür. Bu dönem içerisinde birçok inanç, &acirc;det ve pratiklerin gelişmiş olduğunu görürüz.




    ölümle ilgili inanç ve uygulamalar ölüm öncesi, ölüm sırası ve ölüm sonrası olmak üzere üç bölümde incelenebilir.




    ölüm öncesi: Yöredeki halkın inanışlarına göre ölümün habercisi olarak adlandırılan hayvanlarla ilgili düşünceler bulunmaktadır. Bunlar; köpeğin gereksiz yere uzun uzun uluması, evin damına baykuşun kaçıp ötmesi. Bu gibi durumlar bir kara haberin geleceğine ve ölü olacağına yorumlanır. ölüme yorumlanabilecek rüyalar da vardır: önceden ölen bir yakınının kendisini de yanma çağırması, rüyasında evin orta direğinin yıkılması, evin bir yanının yıkılarak göçmesi, gibi rüyalar ölüme yorumlanır. Hastanın öleceği düşüncesi şu belirtilerle anlaşılır: Gözleri kayar ve soğur, burnu çöker, nefes alıp vermede hırıltı olur, daha önceden ölen bir kimsenin kendisini çağırdığını söyler, gurbette olan çocukları varsa onları sayıklar, su ister, yanındakilerden helallik alır, ağzına köpük yığılır.




    ölüm Sırası:




    Bir kişinin öldüğü, vücudunun hareketsiz ve kaskatı kesilmesinden, göğüs kafesinin inip kalkmasından, bakışlarından ve vücudunun soğumasından anlaşılır. Ayrıca, şu pratiklere de başvurulur, Ağzına ayna tutulur, Aynada buharlaşma olursa yaşadığı, yoksa öldüğü anlaşılır. Ayrıca nabzına da bakılır. ölüm haberi çabuk duyulur, derler. Yakın çevrelerine ya telefon edilerek, haberci gönderilerek ya da camiden duyuruda bulunulur. öldüğü anlaşılır anlaşılmaz çenesi çekilir ve bağlanır. Gözleri açıksa kapatılır. Elleri yanlara getirilir, ayak başparmak uçları bir iplikle bağlanır. Gözü açık ölmüşse bir beklediği var düşüncesiyle ve gözü arkada kalmasın duygusuyla elle sıvazlanarak kapatılır. Temiz bir yatağa alınır, buna 'rahat döşeği' denilir. ölen kişinin üzerindeki giysiler yırtılarak çıkarılır. Bu giysilere ölünün soykası da denildiği olur. Yatakta sağ yanı kıbleye gelecek biçimde bırakılan ölünün üzerine çarşaf serilir. Bazen karnının üzerine, şişmemesi için bir bıçak veya makas konulur. Yatağın etrafında halka biçiminde oturularak beklenir.




    Yakınları tarafından kefen hazırlanır. Kara kazanda su ısıtılır. ölü evinin pencereleri açılarak havalandırılır. Bu arada ölenin giysileri, yatak ve yorganı bir kadın tarafından yıkanır. Bu kadına birkaç kalıp sabun verilir. Akşam gün batımına yakın zamanda cenaze defnedilmez. İnanışa göre, gün batımından sonra yer mühürlüdür, kimseyi kabul etmez inancı hakimdir. Ertesi sabah defnedilir. Bu beklemenin bir amacı da uzaktaki yakınlarının gelmesi içindir. Erkek cenazesini erkekler, kadın cenazesini kadınlar yıkar. Abdesti aldırılır. Yıkama işi &quot;Teneşir&quot; denilen bir tahta kerevet üzerinde yapılır. ölen kişi nişanlı veya yeni gelin ise yanma gelinliğinin konulduğu, saçının ardına kına yakıldığı da olur. Saçları örülür veya boynuna dolanır. Kefenlenen cenaze çam veya kavak ağacından yapılmış kapaklı tabuta veya &quot;Salaca&quot; denen dört kollu tabuta konur. ölen kadın ise tabutun üzerine yazması atılır. Erkek ise giysisi çoğu zaman konulmaz, üzerine bir örtü atılır. 3-4 aylık çocuklar bir kişinin kolları arasında mezara götürülür. Yıkama işlemi bittikten sonra bazı yörelerde kazan ters çevrilir. Gece orada ışık yakılır.




    Cenaze yıkandıktan sonra bekletilmeden mezara götürülme işlemi başlar. Kadının mezarı göğüs hizası yüksekliği kadar, erkek mezarı göbek hizası yüksekliği kadar derinlikte eşilir. Eşilen mezarda başkasına ait kemik çıkmışsa bunlar bir köşeye toplanır. Bazı yörelerde &acirc;det gereği mezara madeni para atılır. (Böylece inanışa göre o yer alınmış sayılır) Cenaze namazı kılındıktan sonra mezara indirilir. Mezar, oradakiler tarafından hızlı bir şekilde toprak atılarak kapatılır. Kapatma işlemi bittikten sonra üzerine su dökülür. Bu inanış bazı yörelerde sorgusunun ve sualinin çabuk ve kolay verilmesi içindir. Mezarın yanında gün batınımdan sonra ateş yakmak geleneği yaygındır. Bunun amacı yabani hayvanlar tarafından cenazeye zarar gelmemesi içindir.




    Mezar Sonrası Yapılan İşlemler: Mezar dönüşü cenaze evine gelinir ve Kur'an okutulur. Kadınlar tarafından ağıtlar yakılır. Yaygın bir gelenek olarak, ölen kimse kadın ise sağlığında komşularından ödünç bir şeyler almıştır ve hakkı geçmesin düşüncesinden hareketle kadınlara sabun, iplik gibi şeyler dağıtılır.




    Daha önceleri mezar dönüşü cenaze çıkan ev tarafından bir yemek verme &acirc;deti vardı. Bazı köylerde bu, bugün de devam etmektedir. ölü evinde üç gün ile yedi gün arası yemek yapılmaz, komşular tarafından getirilir. ölü sahipleri, ikinci günün sabahı mezarı ziyaret ederler. ölü çıkan eve komşu, tanıdık, akraba gelerek başsağlığı diler. Cenaze çıkan evin erkekleri en az bir hafta sakal traşı olmazlar. Kadınlar ise alınlarını siyah veya beyaz bir yazma ile bağlarlar. ölümün üçüncü ya da yedinci günü ölü evi yemek yaparak mevlüd okutur. Helva dağıtılır ve yemeğe köyün tamamı katılır. üçüncü günü ile kırkıncı günü arası hatim indirilir. İnanışa göre elliikinci günde et kemikten ayrılır. Bu günün akşamı Kur'an okutulduğu görülür. ölümden sonra gelen Ramazan ve Kurban Bayramı ölen kişinin &quot;İlk Yas Bayramı&quot;dır. Köylerde bayramlaşma ilk önce bu evlere ve hasta olanlara gidilerek yapılır. İlk yas bayramında mezara gidilerek şeker, leblebi gibi yiyecekler dağıtılır.




    öLü-öLüM-MEZARLIKLA İLGİLİ İNANIŞLAR




    1- Mezarlık, parmakla işaret edilerek gösterilmez, unutularak gösterildiğinde parmak ısırılır.




    2- Gece sakız çiğneyene &quot;ölü eti çiğniyorsun&quot; diye müdahale edilir.




    3- Mezardaki ölünün canına batar düşüncesiyle gece şiş ile çorap örülmez.




    4- Mezar ziyaretinde ağlayıp kendini kaybedenlerin başı üzerine toprak serpilir.




  8. #17

    Genel Yönetici

    Standart


    EKONOMİ











    Tarım:










    a. Arazi Durumu










    Tarım Alanı






    : 425 045 Ha.









    Ormanlık Fundalık






    : 112 705 Ha.









    çayır ve Mera






    : 572 729 Ha.









    Tarım Dışı Arazi






    : 120 827 Ha.









    Toplam Yüzölçümü






    : 1 231 306 Ha









    Tarım Alanlarının Dağılımı










    Toplam Tarım Arazisi






    425 048 Ha.









    Tarla Alanı






    334 745 Ha.









    Tarla Alanı










    - Ekilen Alan






    (178 551)









    - Nadas






    (156 194)









    Sebzelikler






    3 404 Ha.









    Meyvelikler






    78 932 Ha.









    - Kayısı






    (61 903)









    - Diğer






    (17 029)









    Bağlar






    7 964 Ha.









    b. Sulama Durumu


    Malatya'da 425.045 hektar tarım arazisinin, 391 541 hektarı sulamaya elverişlidir. Bunun 198 715 hektarı (%50.75) sulamaktadır.


    Sulanan arazinin; 59 004 hektarı halk sulamaları ile gerçekleştirilmektedir.


    Devlet Su işleri'nin ve Köy Hizmetleri'nin inşaatları devam eden sulama projelerinin de tamamlanması halinde 63 1 94 hektar arazi daha sulamaya açılacaktır. Böylece sulanan arazi miktarı 261 909 hektara yükselerek, sulamaya elverişli arazinin %67'si sulanmış olacaktır.


    c. Bitkisel üretim


    Malatya'da bitkisel üretim ağırlıklı olarak kayısıya dayalıdır. Yıllık ortalama kuru kayısı üretimi 80 ile 100 bin t on civarındadır. İnşaatları devam eden büyük sulama projelerinin de tamamlanmasıyla birlikte kuru kayısı üretiminin %50 civarında artması beklenmektedir.


    Dünya kuru kayısı piyasasının %90'ı Türkiye'ye aittir. Bunun da %70'i Malatya'dan karşılanmaktadır. Kayısıdan her yıl ülke ekonomisine 1 30 ile 150 milyon ABD doları civarında döviz girdisi sağlanmaktadır.


    Ancak pazar olanaklarının genişletilmesi amacıyla, Tarım II Müdürlüğü tarafından ilkin ve toprak koşulları bakımından yetiştirilmeleri mümkün olan tarım ürünlerine ilişkin çeşitlendirme projeleri hazırlanarak bu konuda gerekli çalışmalar başlatılmıştır. Bu proje kapsamında; Yeşilyurt ilçesinde kiraz ve Starking elma, Hekimhan,


    d. Hayvancılık


    Malatya'da hayvancılık, daha çok bitkisel üretimin destekçisi olarak algılanmakta ve sadece hayvancılık yapan çiftçi sayısı sınırlı kalmaktadır. Malatya'da coğrafi yapı nedeniyle yapılan çalışmalarda dağlık olanlarda koyun besiciliğinin yaygınlaşmasına, ovalık alanda ise süt sığırcılığının daha fazla geliştirilmesine önem verilmektedir. Zira mevcut durumda dağlık alanda yapılan küçükbaş hayvancılık yeterince verimli olmamakta, ovada yapılan büyükbaş hayvancılıkta ise istenilen ve beklenen üretimi sağlanamamaktadır.


    Malatya'da arıcılık faaliyeti özellikle dağlık ve ormanlık alanlarda yaygınlaştırılmaktadır.


    öNEMLİ PROJELER


    1. Derme ve çerkezyazısı Sulama; 1992 yılında ihale edilen proje 14 481 ha. sahayı sulayacaktır. Fiziki gerçekleşmesi %82'dir. Proje tutarı 20.6 Trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2001 yılıdır.


    2. Malatya-Sultansuyu Arkıkebir Sulaması; 1997


    yılında ihale edilmiş olup, bittiğinde 2 250 ha. alanı sulayacaktır. Projenin fiziki gerçekleşmesi %17'dir. Proje tutarı 2.3 Trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2001 yılıdır.


    3. Kapıkaya Barajı; 1998 yılında ihale edilen proje tamamlandığında 3.662 ha. alan sulayacaktır. Proje tutarı


    36.2 trilyon TL olup, Fiziki gerçekleşmesi %16'dır. Bitiş tarihi 2003 yılıdır.


    4. Boztepe Projesi (Kuruçay); 1997 yılında ihale edilmiş olup, 10 606 ha. alanı sulayacaktır. Proje tutarı 39.5 trilyon TL ve Fiziki gerçekleşmesi %16'dır. Bitiş tarihi 2004 yılıdır.


    5. Yoncalı Projesi; 12 045 ha. alanı sulayacak olan ve 1995 yılında ihalesi yapılan projenin baraj inşaatı devam etmekte olup, fiziki gerçekleşmesi %41'dir. Proje tutarı ise


    96.3 trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2005 yılıdır.


    6. Gökpınar Sulama İnşaatı; 6 061 ha. alanı sulayacak olan ve 1995 yılında ihale edilen projenin %42'si tamamlanmıştır. Proje tutarı 23.8 Trilyon TL'dir. Bitiş tarihi 2003 yılıdır.


    7. Yarımcahan Sulama Projesi; Karakaya baraj gölünün sağ sahilinde yer alan proje sulama amaçlı olup, tamamlandığında 7 524 ha. alanı sulayacaktır. Karakaya baraj gölünden pompajla temin edilecek suyla Yarımcahan ovası sulanacaktır. Projenin 2000 yılı birim fiyatlarıyla tesis bedeli 1 5.5 trilyon TL, yatırım bedeli ise 21.4 trilyon TL'dir.


    2) Malatya-Adıyaman-Yeşilyurt Karayolu Projesi


    I - Malatya'yı GAP Bölgesine bağlayacak olan Malatya-Adıyaman-Yeşilyurt Karayolu Projesi tamamlandığında 70 km.lik bir kısalma olacaktır. Proje tamamlandığında Malatya'nın hammadde temini ve pazara erişim açısından GAP'ın merkezindeki Şanlıurfa'yla, Adıyaman üzerinden daha hızlı bağlantı kurulabilecektir.


    I1 1 Km'lik projenin Adıyaman tarafındaki 55 Km'lik kısmı tamamlanmıştır. Malatya tarafından ise 22 km'lik bölümü 1991 yılında ihale edilmiş, 1999 sonu itibariyle 2.5 km'lik heyelanlı kısmı hariç 19.5 km. asfalt seviyesinde bitirilmiştir.


    Adıyaman-Malatya bağlantısının sağlanabilmesi için arada kalan 34 km. yolunda projesi hazır olup, maliyeti 10 trilyon TL'dir.


    3) Nemrut Dağı Turistik Yolu Projesi


    Her gelen yıl yerli ve yabancı turistlerin daha çok ilgisini çeken Nemrut ören yerine en kısa ve en kolay yoldan Malatya üzerinden ulaşılmaktadır. Ancak özellikle Tepehan-Nemrut arasındaki yol çok yetersizdir. Bu amaçla 94 Km'lik (Elazığ-Malatya) Ayr.-Tepehan-Ayr.-Nemrut Dağı-(Narince-Gerger) yolunun projesi hazırlanmıştır. Proje tamamlandığında Malatya'nın


    SANAYİ


    Malatya'da il merkezinde yoğunlaşan sanayinin belli bir ivme kazandığı, göreli bir üstünlük yakaladığı ve kentte sanayi oluşumunu birikimli bir döngüsel sürece sokan dışsal ekonomilerin ve üretici hizmetlerin oluştuğu bellidir. örneğin, üretici hizmetlerinin bir kesiminin bir göstergesi olarak alınabilecek serbest meslek ve hizmetlerde oluşan gayri safi katma değer 1987-1997 arası %53 artmıştır. Malatya ili bu faaliyetlerde 1997'de tüm Bölgede yaratılan katma değerin %30'una yakınını yaratır hale gelmiştir.


    Malatya ili sanayide belli bir ivmeyi yakaladığı için tüm Bölge'de en hızlı gelişen ildir. İlin toplam gayri safi katma değeri 1987-1997 arasında üçte bir (%33,82) artmıştır.


    Bu ilerlemeden şu sonuç çıkmaktadır. Malatya sanayileşmede son zamanlarda bir atılım yapmış ve diğer sektörleri, özellikle geri bağlantılı olduğu sektörleri birlikte sürüklemeye başlamıştır. Malatya'nın sanayideki bu ivmesi konusundan çeşitken bir tarımın hakim olduğu bir ovada bulunmasından ve eğitim düzeyi ile ölçülebildiği kadarıyla daha becerikli insan kaynaklarına sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Bunda kuşkusuz girişimciliğin rolü vardır. Malatya son on-beş yıldır gösterdiği sanayi performansıyla, sanayinin belli alt sektörlerinde göreli üstünlüğe sahip olduğunu göstermiştir. Sanayinin çeşitlenmesi ve üretici hizmetlerin gelişiyor olması Malatya'da yığılma ekonomilerinin


    İmalat Sanayinin Sektörel Dağılımı


    geliştiğine de işaret etmektedir.


    Malatya'da 3'ü kamuya, 131'i özel sektöre ait olmak üzere toplam 1 34 adet orta ve büyük ölçekli sanayi tesisi mevcuttur. Bu tesislerin 86'sı Organize Sanayi bölgesinde faaliyet göstermektedir. Ayrıca 42 adet orta ve büyük ölçekli sanayi tesisi de inşaat halinde olup, bunlardan 31'i 1. Organize Sanayi Bölgesinde bulunmaktadır. Organize Sanayi Bölgesinde yapımına başlanmamış olan 4 Sanayi Tesisi ise henüz proje aşamasındadır.


    Seçilmiş Sanayi ürünleri üretimi


    Pütürge, Doğanyol, Kuluncak ve Darende ilçelerinde ceviz yetiştiriciliği, Arapgir, Yeşilyurt, Pütürge ilçeleri ile Merkez ilçeye bağlı Konak Kasabası ve Beydağı civarında üzüm, Kale ilçesinde çilek ve il genelinde yem bitkisi üretimi geliştirilecektir.Pütürge ilçesi ile Adıyaman'ın Kahta ilçesi, Nemrut Dağı üzerinden karayolu ile birbirlerine bağlanarak, böylece Malatya'ya gelen turistlerin GAP bölgesine, Adıyaman'dan gelen turistlerin de Malatya, Elazığ ve diğer Doğu illerine kısa yoldan gitmeleri sağlanmış olacaktır.



    <center>






    Sektörler






    1987








    2000




















    Kamu






    özel






    Toplam






    Kamu






    özel






    Toplam










    Gıda






    2






    4






    6






    1






    57






    58









    Tütün






    1







    1






    1






    -






    1









    Tekstil






    1






    3






    4






    1






    38






    39









    Makine






    -






    1






    1






    -






    15






    15









    Orman Ur.






    -






    2






    2






    -






    4






    4









    Taş. Toprak






    -






    3






    3







    12






    12









    Plastik






    -






    1






    1







    5






    5









    Toplam






    4






    14






    18






    3






    131






    134







    </center>







    <center>






    ürün






    üretim






    Miktar









    Şeker






    47 000






    Ton/Yıl









    Sigara






    17 000






    Ton/Yıl









    Pamuk iplik






    50 489






    Ton/Yıl









    Dokuma






    59 744 000






    M/Yıl









    Un






    176 000






    Ton/Yıl









    Kuru Kayısı






    53 000






    Ton/Yıl









    Kireç






    47 000






    Ton/Yıl







    </center>




    Ya işte MALATYA böyle bi şehir anlat anlat bitmiyor.



  9. #18

    Standart


    madem öyle arkadaşlar herkes kendi memleketini bize tanıtsın polkerem ve monster gibi paylaşın bilgilendirin memleketiniz hakkında

  10. #19

    Standart



    SAMSUNUN ALAçAM İLçESİ ( bizim köy)

    TARİHİ
    İlçe çok eski bir tarihe sahiptir. M.ö. ki devirlerde Frigyalılar, Kimmerler, Lidyalılar ve Persler Alaçam&rsquo;da hüküm sürmüşlerdir.
    M.ö. 5. asırda Orta Asya&rsquo;dan gelen milletliler oraya Zelikus adın vermişler. Danişmentliler döneminde Tralköy adını almıştır. Selçuklular döneminde Tralköy adı Uluköy Olarak değiştirilmiş, 1385&rsquo;te İlhanlılar döneminde ise Alaçam adını almıştır.
    Alçam adının; Kasabanın ortasından geçen uluçay&rsquo;ın kenarındaki Uluçam denilen büyük çam ağaçlarından geldiği ifade edilmektedir.
    Alaçam Anadolu Beylikleri döneminde Eratna beyliğinin devamı olan Kadı Burhanettin Tarafından ele geçirilmiş, ardından Candaroğulları ve İsfendiyaroğullarının hakimiyetine girmiştir(1390)
    1938&rsquo;de ise Osmanlı egemenliğine giren Alaçam Anadolu Türk Birliğinin bozulmasıyla 1402 de tekrar Candaroğullarının eline geçmiştir.
    çelebi Mehmet&rsquo;in Canik bölgesini ele geçirmesiyle Alaçam Osmanlı&rsquo;nın olmuş ve bu hakimiyet II.Murat döneminde sağlanmıştır.
    Osmanlı&rsquo;dan beri Türk kasabası olan Alaçam 1 Eylül 1944 tarihinde Samsun&rsquo;un 8. İlçesi olmuştur.
    COĞRAFİ KONUMU
    Alaçam kuzeyinde Karadeniz, batıdan Yaka kent, Güneyinden Vezirköprü, Doğusundan Bafra İlçeleri ile çevrili şirin bir sahil kasabasıdır. Yüzölçümü 632 km2, denizden Yüksekliği ortalama 15m dir. Samsun &lsquo;a uzaklığı 78 km.dir.
    İlçenin en büyük yükseltileri Katran ve Tin gaz dağları olup, bu dağların etekleri ise yayla durumundadır. Ayrıca kasabanın girişinde göze çarpan Sivritepe 700m yüksekliğindedir. Alaçam&rsquo;ın sahil kesimi doğudan batıya uzanan dar bir ova halindedir. Bu ovayı Ulu çay ikiye ayırır. Ulu çay Alaçamın en büyük akarsuyudur.
    Kızılırmak deltasının batı yakasındaki sulak alanı oluşturan kara boğaz gölünün bir kısmı ilce sınırları içerisindedir.
    İKLİMİ
    Alaçam da tipik Karadeniz iklimi hakimdir. Yazlar serin, kışları genellikle ılık geçer. En sıcak ay ortalaması Temmuz (35 oC) olup, en soğuk ay ortalaması Ocak (-5) dereceye düşer. Alaçamda yazları Meltem, kışları karayel, bazen Yıldız, az olsa lodos, genellikle poyraz rüzgarları esmektedir.
    SOSYO- EKONOMİK YAPISI
    İlçenin ekonomisi genel olarak tarıma dayalıdır. Bunun yanında hayvancılık ve balıkçılık da yapılmaktadır. Tarım ürünlerinin başında tütün gelmektedir. Bunu buğday çeltik ve mısır üretimi takip eder. Ayrıca her türlü sebze ve meyve yetiştiril. Hayvancılıkta ise büyük ve küçük baş hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır.
    İlçenin kırsal alanlarında el körükleri ile sıcak ve soğuk demircilik yapılmaktadır. (Saban, orak, at nalı, kazma, nal çivisi).
    İlçede 800 işçi istihdam eden bir tekel işletmesi mevcuttur.
    ULAŞIM
    Alaçam,Samsun-Sinop devlet karayolu üzerindedir. Bu nedenle ulaşım problemi yoktur. Samsuna uzaklığı 78 km.dir. Ancak kötü hava şartlarında köyleriyle ulaşımı zor olmaktadır.
    Tarihi ve Kültürel Değerler
    İlçede Sivri tepe, Elçi tepe, Gökçe boğaz tepe, Dede tepe höyükleri bulunmaktadır. Sivri tepe, Dede tepe, Gökçe boğaz tepe de Hitit dönemine ait yerleşmeler tespit edilmiştir. Gökçe boğaz tepedeki kazılar 1955 yılında yapılmıştır. Ayrıca Sivri tepe de yapılan kazılarda Milezyenlere (Miletoslular-Milletliler) ait olduğu belirtilen çanaklar, çömlekler bulunmuştur. Bir de Yakakent ve Alaçam&rsquo;ın güneyinde dağlık ve ormanlık alanda tarihi bir kale yer almaktadır.
    Alaçamdaki tarihi eserler arasında 1515 yılında Anadolu Beylerbeyi Şadi Bey Tarafından yaptırılan Şadi Bey camii ve 1887 (Rumi 1303) yılında yapılmış Yeni cami de sayılabilir.
    Geyik koşan türbesi de kesin tarihi belli olmayan tarihi eserlerdendir. Kare planlı olup çatı örtülüdür.İçinde bulunduğu korukla tarihin ve doğanın kucaklaştığı bir mekandır.
    Gezi ve Mesire Yerleri
    İlçenin 2 km. Kuzeyinde deniz kıyısında temiz kumsalı, çınar, Kavak ve Taflan ağaçlarından oluşan güzel koruluğu ile Geyikkoşan mesire yeri yer almaktadır. Burası adın koruluğun içindeki Geyikkoşan Baba türbesinden alır.Bir rivayete göre Geyikkoşan Baba, türbesinin bulunduğu yerdeki tarlayı, ehlileştirmiş olduğu geyikler çifte koşarak sürermiş. Bu nedenle bu koruluğa Geyik koşan denilmiş. Bu yöre hem piknik yeri olarak hemde denize girmek için ideal bir yerdir.
    İlçenin güneyinde Vezirköprü sınırındaki denizden yüksekliği 1.500 m. olan Dürtmen Yaylası da doğal güzellikleriyle görülmeye değer bir mesire alanıdır. Dürtmen Yaylasına ulaşım asfalt yoldan sağlandığı için kolay olmaktadır. Kızılırmak deltasının bin kısmı da ilçe sınırları içerisindedir.
    Belirli Günler
    Geyikkoşan mevkiinde 6 Mayıs tarihinde Hıdrellez şenlikleri yapılmaktadır. Bu şenlikler; Türkiye genelinde amatör ve milli güreşçiler davet edilerek, yağlı pehlivan güreş müsabakaları düzenlenir. Şenliklerin nedeninin 600 yıllık bir efsaneye dayandığı söylenmektedir. Efsaneye göre; Geyik Baba isminde bir Arap ordusu komutanı, 6 Mayıs&rsquo;ta tüm işlerini bırakarak o mevkide koyun, kuzu, inek cinsinden hayvanları kestirerek fakir halka ziyafet verirmiş.
    Dürtmen Yaylası eteklerinde bulunan Hüseyin Dede Türbesi çevresinde de 7 Mayıs ta benzer şenlikler düzenlenir.
    Folklorik Değerler Alaçam ilçe merkezinde halkın %60&rsquo;ı mübadil olduğundan düğünlerde genellikle Rumeli Oyunları (Zigaş, Debreli Hasan, Vardar ovası, Topal Ağa) ağırlık kazanmaktadır. Ayrıca, oynanan Kasap (Horon), Karşılama oyunları vardır. Karlı ve sardık köylerinde ise Kafkas oyunları oynanmaktadır.
    Evlilikler genellikle görücü usulü olmakta. önce kız isteme, sonra nişan, düğün şeklinde gerçekleşmektedir. Düğünden bir gece önce kız evinde kına gecesi, bir gün sonra ise erkek evinde duvak denilen eğlenceler düzenlenir. Kına gecesinde geline kına yakılır, duvakta ise yakın akrabalarca takı takılır. Düğünde davul, zurna eşliğinde oyunlar oynanır, yemekler yenir. Yatsı namazından sonra baklava ikram edilerek misafirler uğurlanır.
    İlçede el sanatları kilim dokumacılığı, hasır örücülüğü, ağaç işleri şeklinde gerçekleşmektedir.

    Alaçam&rsquo;da saz şairi Topal Abidin&rsquo;in yakmış olduğu bir türkü:

    Dere geçer evimden
    Yarim geçti deminden
    Emineyi görünce
    Vuruldum Can evimden

    Aşkı yakar bakanı
    Kalbi eser dumanlı
    Geçer kendini bilemez
    Ne de bilir zamanı.





    Yemekleri
    Tavuk eti ile yapılan Herse, özellikle çerkez köylerinde yapılan Aluş yemekleri; çiğ kıymadan içine baharat katılarak yapılan kapaklı pidesi, Palamut Balığından yapılan Palamut Dolması Alaçama özgü olup, çok beğenilen yemeklerdir. Bahar üzeri yapılan Koyun peyniri oldukça meşhurdur.
    Hamsi pilavı, mantı, keşkek, aşure Alaçam&rsquo;da yaygın olarak yapılmaktadır. Alaçam&rsquo;da ayrıca &ldquo;kasap üstü&rdquo; denilen kendin pişir kendin ye şeklinde et çeşitlerinin yapıldığı mekanlar yaygındır.
    KONAKLAMA VE YEME-İçME
    Alaçam&rsquo;a 2 km. uzaklıkta deniz kenarında Geyikkoşan mevkiinde 25 yataklı otel ve Belediyeye ait 90 adet prefabrik konut yaz aylarında ilçeye gelenlere yazlık konut olarak hizmet vermektedir. Bu tesisler toplam 800 kişi kapasitelidir. Ayrıca Şehir oteli ve yeşil yurt otelleri de mevcuttur. Geyikkoşan mevkii'inde kaliteli yemek ve Karadeniz de çıkan her türlü balık çeşitlerini sunabilecek lokantalar vardır.
    Bunun dışında Göçkün ve toplu köylerinde deniz kenarında bulunan kulübelerde kendin pişir kendin ye sistemi ile her türlü balık bulunur. Alaçamda ayrıca leziz etleri ile meşhur &ldquo;Kasap üstü&rdquo; denilen yerler yaygındır.



  11. #20

    Standart



    maşallah yaaa bu ne tebrikler arkadaşlar


Benzer Konular

  1. Yeni Semt İsimleri
    Konu Sahibi BeRKaY Forum Resim | Şiir | Fıkra
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Temmuz.2008, 14:04
  2. Sanatçı İsimleri (okumayan kalmasın)
    Konu Sahibi kartal1596 Forum Resim | Şiir | Fıkra
    Cevap: 11
    Son Mesaj : 18.Mayıs.2008, 16:34
  3. Cevap: 3
    Son Mesaj : 21.Ocak.2008, 16:41
  4. Şehir isimlerinin tarihi
    Konu Sahibi e.M.R.e Forum Resim | Şiir | Fıkra
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 28.Nisan.2007, 16:43
  5. Ünlülerin Ünlü Olmadan Önceki İsimleri
    Konu Sahibi arosea Forum Resim | Şiir | Fıkra
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 19.Temmuz.2006, 08:43