Hepimizin takık olduğu insan tipleri vardır.

Hatta onlara çeşitli isimler buluruz. Mesela, yalaka, salak, cahil, beceriksiz, köylü, görmemiş, az gelişmiş, görgüsüz, evrimini tamamlayamamış gibi...
Hatta ve hatta çeşitli hayvan türlerini de yakıştırırız bu insanlara, ayı, öküz, sülük gibi.

Ben bu türlerin hepsine “sümük” diyorum.
Mideniz bulanmasın, lütfen.
Ya da bulansın, çünkü bu insanlar mide bulandıracak bir tür...
Neden “sümük”?

Sümük, burnumuzdaki pislik değil mi?
Hani çok rahatsız eder, bazen söküp atmak isteriz.
Kaşıntı yapar, bir kağıt mendil yardımıyla çıkarmak isteriz.
Esprisini yaparız, “Sümüümü çıkarıp bi attım mı yapışır ensene...” diye.
İşte bu “sümük” insanlar da fırlatıldıkları yere yapışırlar.
Bu “sümük”lere genelde çalıştığımız ortamlarda rastlarız. Nedense her iş yerinde en az bir tane “sümük” vardır.
Patronlar yeni bir iş yapacakları zaman, mutlaka bir “sümük” alırlar şirkete. Çok lazım olduğuna inanırlar. İşin garibi büyük ölçüde de haklıdırlar. Çünkü bunlar tuttuğunu koparır.

Ne de olsa bir “sümüğün” tuttuğunu koparana kadar yapışmak, adetidir.
Mesela, n’apar eder, şirketin kuruluş aşamasındaki maddi manevi kredi ihtiyaçlarını karşılar. Üstelik, uzun ve az faizli vadelerle. Kredi istenen şahıslar, kurulacak yeni şirkete olan inançlarından değil, yalnızca “sümük”ten kurtulabilmek için, maddi manevi kredileri verirler. Bu da önemsenmeyecek bir başarı değildir.

Eee, kolay değil, koskoca “sümük”, kolay kolay kimsenin başaramayacağı bir şeyler sağlamıştır şirkete. Kasım kasım kasılarak gezinmeye başlar ortalıkta.

Siz ve “sümük” olmayan iyi eğitimli insanlar, onu kınarsınız. “Ne bu kasılma, kardeşim?” dersiniz çay molalarınızda.

Fakat “sümük”, tümüyle kendine has algılama biçimiyle, kınandığını anlamaz. Hatta oldukça etkilendiğinizi düşünür. Her fırsatta minik minik yazılmaya başlar size ve onu kınayan eğitimli insanlara. O kadar salak bir duruma düşürür ki kendini, aranızda dalga konusu olur. Ama sayın “sümük”, kendine gülünmesini, “Bak, ne güzel güldürüyorum kızları...Komik adamım ben, vesselam.”, olarak algılamada inatçıdır.

“Sümük”ler, evlidir, çocukları vardır, hatta bazılarını zorlasalar torun torba sahibi olacaklardır. Ama her zaman bir ya da birkaç metresi vardır. Metres ilişkisi kuramayacak kadar eşlerinden korkan “sümük”ler, iş yerlerindeki kız arkadaşlarına, “Benim konumumda başka biri olsa asılırdı.”, cümlesini mutlaka kurar.

Sonra siz, “sümük”ten kendi hakkında inanılmaz hikayeler dinlemeye başlarsınız. Bilmem ne üniversitesini, bilmem ne derecesiyle bitirmiştir. Ülkenin en önemli adamlarının yanında yetişmiştir. Hatta askerken komutanlarıyla o kadar güzel arkadaş olmuştur ki, o zaman “Emret komutanım!” dediği insanlar, sivil hayatta kendisinden emir bekler duruma gelmiştir.

Askerliklerindeki bu başarılarını, doğal olarak iş hayatlarına taşımışlardır. Patronları onlara her zaman ayrıcalık tanımıştır. Çok kısa sürede yükselmişlerdir, çünkü inanılmaz yeteneklidirler. Şimdilik emir aldıkları patronların yakın zamanda, emir kulları olacağına inançları vardır.

Ayrıca çok özel bir bilgi birikimleri vardır. Her konuda tartışabilecek kadar yüklüdürler.

Mesela sizin mitolojiye ilginiz mi var? Kazara bunu mu öğrenmiş, hemen Yunan Panteonu’ndan başlar. Siz onlara sabırla, Yunan Tanrıları arasında Mars olmadığını, Mars’ın Roma Tanrısı olduğunu anlatsanız da boşuna. Hemen konuyu ülkemizde yaşayan azınlık haklarına çeker. Siz konunun ne ara değiştiğini anlamaya çalışın, anlayın, azınlık hakları konusunda da yapılan yanlışlıklardan dem vurun, bir bakarsınız ki, geçen gün hangi ünlü şarkıcıyla katıldığı yemeği, o ünlünün özel hayatındaki sıkıntıları anlatıyor size.

“Sümük”lerin hepsi müthiş dedikoducudurlar.
Böyle anlayamadığınız bir hızla konular arasında geçiş yaparak konuşurken “sümük”, siz yoğun terle karışmış kötü parfüm ve akşamdan kalma sarımsak ve alkol karışımı kokuya daha fazla dayanamayıp, uzaklaşma bahanesini bulursunuz. Ama ülkemizde yaşayan insanların hiç temiz olmadığından, bir duş yapmaya bile üşendiklerinden dem vurmuştur, sık sık sayın “sümük”.
Patronun her an çağrılarına cevap verip, istediği zaman yakınında bulunması, “sümüğe” yavaş yavaş bir ayrıcalık sağlar. Patron, zamanla ona işi söyler ve takip etmeyi bırakır. Nasıl olsa “sümük”, bu işi de çözer.
Eee, patron da insandır, rahatı sever.

Patron da ‘bunca emeği geçmiş’ bu “sümük”lere, belli saygınlığı sağlar. Çünkü patron çok iyi bilir ki, “sümük”leri tutmanın en iyi yolu paradan çok, bilmem ne müdürü olduğunun tüm çalışanlara açıklanmasıdır. Ne de olsa “sümük”, patrona da “sümük”lük yaparak bir titr almayı becerir.

“Sümük” nihayet bir titr sahibi olmuştur. Hemen arkadaşlarıyla çay molalarında bir konudan bir konuya hızlı geçiş konuşmalarını en aza indirip, sık sık altındakileri azarlamaya başlar. Ama bu azarlama herkesin duyacağı şekilde, yüksek sesle yapılmadır ki, patron da duysun. Böylece eskiden huzurlu olan çalışma ortamınızı, sürekli bağırtılar alır.

Bağırtılara dayanamayan, her şeyin konuşularak çözmenin, insanlara özgü olduğuna inanan görgülü ve eğitimli insanlar yavaş yavaş işten ayrılmaya başlar. Ayrılmayanlar, zaten “sümüğün” bağıramayacağı güçteki insanlardır.
Derken, yeni insanlar işe alınmaya başlar. Yeni gelenler işe adapte olmaya çalışırken, doğal olarak müdürleri olan “sümük”e sorular sorar. “Sümük”, o soruların cevaplarını bilmez, “Ben mi anlatıcam sana bunları. Bu işleri biliyorsun diye işe aldık seni.”, der. Bu kadar bağırtının üstüne, çay molasında yeni arkadaşa, arkadaşça yaklaşarak, aynı görevde kendisinden önce çalışan kişinin yaptığı hataları sürekli anlatır. Yeni elemanda uslu uslu, ama sürekli olarak bu kendinden önceki ‘kötü hayalet’ insanı dinler. Zamanla ayrılmayanlardan öğrenir ki, kendinden önce çalışan, “sümüğün” anlattığı gibi kötü ve beceriksiz değildir. Ayrılmayanların anlattıklarının doğru olduğunu, zamanla “sümüğün” kendisine olan tavrı da doğrular.

İstediği insanları elinde tutarak kendine özgü bir çalışma ortamı oluşturur. Ama işi bu kadarla bitmez. Sırada o bağıramadığı insanlarla uğraşmak vardır.
Kendi konumundaki insanlarla uğraşmanın en iyi yolu nedir? Tabi ki onların işine müdahale etmek.

Her konuda fikri olduğundan, yeni bir soluk getirmek en uygun, en masum gözükenidir. Hem herkes yeni bir soluk sever, hele patronlar bayılır. Direkt patronla görüşerek yeni fikirlerini açıklar. Patron, zaten işlerin bir şekilde yürümesiyle, karda olmakla ilgilendiğinden, nasıl kar elde edildiğiyle ilgilenmez.

Hisleri son derece güçlü olan “sümük”, patronun bu tavrını zaten bilir. Çalışma arkadaşlarıyla bir araya gelip toplantılar yapıp, önerilerini uzmanlarıyla paylaşmak, tartışmak, uygun fikirleri eleyip görev dağılımı yapmak gibi medeni bir yol izlemektense, direkt işe koyulur. Böylece çalışma arkadaşlarının titrlerini hiçe saymış, onları da çıldırtmış olur.

Titrlerinin önemsenmemesine çıldıranlar, bir “sümüğe” pabuç bırakacak değillerdir. Böylece açık bir savaş başlar. Patrona, “sümüğün” önerilerinin gereksiz, hatta anlamsız olduğunu, “sümüğün” ‘yeni soluğunun’, Amerika’yı tekrar keşfetmek olduğunu anlatmaya çalışırlar. Ama her şey boşunadır. Çünkü sezileriyle, çenesiyle, dedikoduculuğuyla “sümük”, patronu avucunun içine almıştır.

Bu savaşın içinde, eğitimli ve görgülü olan insanlar “sümüğün” haksız olduğunu kanıtlamak için taktikler oluştururlar. Ama boşunadır, çünkü bir “sümük” asla taktikle savaşmaz. İnsana yakışmayacak ama, her zaman bir “sümüğe” yakışacak bir biçimde savaşır. Kendiyle aynı düzeyde veya üst düzeydeki insanlarla savaşırken yalnızca onları bir çukurun dibine iter. Çukurun dibinde olan insanlara yukardan bakan “sümük”, yükseldiğine inanır. Bu inancını hiçbir şey sarsamaz.

Aslında “sümük” insanları çukurun içine iterken, taktik uygulamayacak kadar akıl yoksunudur. Yalnızca sezgileriyle hareket eder. “Sümük” yalnızca kurnazdır ve çok cahildir. Hırslıdır, çünkü yükselme fırsatı verilmiştir eline. Gerek yaşı, gerek cahil olduğunu hissetmesi nedeniyle asla işini kaybetmek istemez. Çalışabileceği topu topu birkaç yıl vardır ve onu da iyice değerlendirmesi gerekir. Gözü hiçbir şey görmez.

İnsanlar “sümüğün” olduğu yerde yükselemezler. Ancak “sümük” izin verirse yükselirler, o da minik bir zam, bir titr, ama aynı işi yapmak koşuluyla olur.
“Sümük”lere söylenecek tek bir söz var. Hırs iyi bir şey değildir, inanma. Sen yalnızca işini iyi yapmaya çalış, hırslanma. Çünkü hırslı, torun torba sahibi hiçbir “sümüğe” rastlanmaz iş dünyasında.

Bir gün senden daha güçlü bir “sümük”, seni o çukurun dibine iter. İş dünyasında bir tek akıllı ve çalışkan insanlara rastlanır yıllar sonra, “sümük”lere değil.

yazar?