‘Anneciğim, bana kardeşini özleyen çocuğun masalını anlatır mısın?’


Kadın, bir yaşında olan kızı Şehem’e sütünü içiriyordu. Şehem, ikinci çocuğuydu. Daha yeni yeni oturabiliyordu. Sevimli bir çocuktu. Anne ve babasını tanıyor, onlara gülüyordu.
‘Çocuklar böyle işte. Doydular mı, hemen uyurlar.’ dedi.

Kızı uyumuştu. Beş yaşındaki oğlu Ömer’e baktı. Onu göremedi.

‘Ömer!’ diye seslendi.

Ömer’den ses çıkmadı.

‘Galiba yine sokağa çıktı.’ dedi.

Balkona çıkıp sokağa baktı. Komşu çocuklarıyla birlikte sokaktaydı. Seslendi. Oyuna dalmıştı. Tekrar seslendi.

-Ne var anne?

-Oğlum, hadi eve gel. Daha kahvaltını yapmadın. Çabuk gel!

-Oynuyoruz anne. Aç değilim.

-Oğlum gelsene! Bak babana söyleyeceğim.

Ömer babasından çekiniyordu:

-Tamam anne. Geliyorum.

Kalktı, eve doğru yöneldi.

-Üstüne başına bak! Yine her tarafını kirletmişsin. Gel içeri, hadi gel! Yüzünü, elini yıkayayım.

Ömer, kardeşi doğduktan sonra, sık sık sokağa çıkıyor, saatlerce kalıyordu.

Annesi ne yapacağını şaşırmıştı. Oğlunun sokaktan gelmeyişi, mahallenin çocuklarıyla kavga etmesi, kötü sözler öğrenmesi onu üzüyordu. Birkaç kez bunu eşine söylemiş, babası Ömer’i korkutmuştu. Ama yine vazgeçmemişti.

‘Korkutmak çare değil.’ diyordu.

O gün Ömer, yine üzerini kirletmiş bir şekilde eve dönünce, onu banyoya soktu.

-Oğlum, niye sokağa kaçıyorsun böyle? Yemeğini yemeden sokağa çıkıyor, üzerini kirletiyorsun. Kavga ediyor, kötü laflar söylüyorsun. Sen böyle yapınca, baban da sana kızıyor.

-Evde oynayınca kızıyorsunuz ama... Hep Şehem’i seviyorsunuz.

Annesi şaşırmıştı. Ömer’in kardeşini kıskandığını biliyordu; ama bunu ondan ilk kez duyuyordu. Demek ki, sevilmediğini düşünüyordu. ‘Olur mu öyle şey, oğlum!’ dedi. Saçlarını okşadı. Ömer’in açıklaması ilginçti:

-Ama hep Şehem’e yeni şeyler alıyor, onunla oynuyorsunuz. Ben oynayınca, kızıyorsunuz.

Annesi bunu hiç düşünmemişti:

-O daha küçük. Bak konuşamıyor bile. Onu kucağıma alıp sütünü içirmezsem aç kalır. Sen de benim oğlumsun. Ama sen biraz büyüdün. Konuşabiliyor, yürüyebiliyor, yemeğini yiyebiliyorsun. Ben, baban ikinizi de seviyoruz.


Sizden görmediği ilgiyi sokakta arayabilir


Ömer en çok Ahmet amcasıyla anlaşıyordu. Ne yapsa, amcası yine ona kızmıyordu. Evden birisi ona kızdı mı, amcasına kaçıyordu. Amcasını seviyordu; çünkü amcası onunla oynuyordu.

Ömer’in olmadığı bir zaman, amcası, anne ve babasıyla konuştu:

-Herkes çocuk doğurabilir. Bu zor bir şey değil; ama önemli olan, çocuk büyütmektir. Ve bunu herkes yapamıyor. ‘Ömer, yaramaz bir çocuk, sokaktan eve gelmiyor, orada kötü sözler öğreniyor.’ diyorsunuz. Peki siz! Ona bağırıp çağırmaktan başka ne yapıyorsunuz?

Sanıyorsunuz ki, korkunca bir daha yapmayacak.

Ama görüyorsunuz! Babasından korkmasına rağmen, sokaktan gelmiyor.

Büyük bir adam gibi, bir yerde öylece, sakin sakin oturmasını bekliyorsunuz. Oysa o bir çocuk! Oynamak, yaşıtlarıyla birlikte olmak istiyor. Evin içinde oynayınca da, ona kızıyorsunuz. Kardeşine olan ilginizden dolayı, onu artık sevmediğinizi düşünüp sokağa kaçıyor. Çünkü orada yaşıtlarıyla istediğini yapabiliyor. Arkadaşları eğitimsiz olunca, ister istemez onlardan etkileniyor.

Çare nedir?

Korkutmak mı?

Hayır, asla!...

Onu korkutmaya devam ederseniz, size olan güven ve sevgisini kaybedecektir. Sizden korkmaya başlayacak, korktuğu için de evden kaçacaktır. Nereye? Sokağa tabii ki... Sizden görmediği sevgiyi bu sefer arkadaşlarından bekleyecektir. Arkadaşlarından sevgi görünce, huylarını alacaktır. İnsan bu! Sevdiklerine benzemeye çalışıyor.

Ömer’i yeniden kazanmak istiyorsanız, ona daha fazla zaman ayırın. İlginizi gördükçe sizi sevecek, sevince de size bağlanacaktır.


Daha fazla zaman ayırın ve ilgi gösterin


Annesi, çocuğunu kaybetmek istemiyordu. Ömer’e daha fazla zaman ayırmaya başladı. Kardeşinin sütünü içirip, onu uyuttuktan sonra, yanına gidiyor, oyunlarına katılıyordu.

Ömer bir yıl sonra okula başlayacaktı. Onu şimdiden hazırlaması gerekiyordu. Bir gün Ömer’le bunu konuştu:

-Bir yıl sonra okula başlayacaksın. Babana söyledim. Sana bazı kitaplar alacak. Kalem, defter, başka şeyler. Birlikte resim yapabiliriz. Sana hikâye, masal anlatabilirim. Ne dersin?

Ömer buna çok sevindi. Çok geçmeden hazırlıklara başladılar. Ömer kitapların resimlerini boyuyor, annesinin hikâye ve masallarını dinliyordu. En son dinlediği bir masal vardı. Bu masalı çok sevmişti. Masaldaki çocuğu kendisine benzettiği için, sık sık, annesinden bu masalı istiyordu. Her defasında:

- Anneciğim, bana kardeşini özleyen çocuğun masalını anlatır mısın? diyordu. Annesi:

Tabii ki... deyip, anlatmaya başlıyordu:

Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde bir çocuk yaşarmış. Çocuk beş yaşındaymış. Yeni doğmuş bir kız kardeşi de varmış. Anne ve babası, daha çok kardeşiyle ilgilendikleri için, kardeşini sevmiyormuş. ‘Keşke kardeşim olmasaydı.’ diyormuş.

Çocuk bir gün bunu annesine söylemiş. Annesi şaşırmış:

-Olur mu öyle şey, oğlum! Kardeşin olmasaydı, sen yalnız kalacaktın. Yalnız kalınca da canın sıkılacaktı. Canın sıkılmasın diye, Allah, sana bir kardeş gönderdi. Kardeşine baksana!.. Bak, sana nasıl gülüyor.

Çocuk düşünmüş düşünmüş, sonunda annesine inanmış. Kardeşini sevmeye başlamış. Oyuncaklarını çıkarıp ona veriyor, birlikte oynuyorlarmış. Kardeşi de ona bakıp bakıp gülüyormuş. Saçlarını tutup, bağırıyormuş.

Bir gün kardeşi hastalanmış, onu doktora götürmüşler. Evde, babaannesiyle yalnız kalmış. Kardeşini çok özlemiş. Babaannesine, ‘Kardeşim ölmeyecek, değil mi?’ demiş.

Birkaç gün sonra kardeşi iyileşmiş, onu eve getirmişler. Kardeşini kucağına alıp öpmüş, öpmüş. Kardeşi onu görünce, o da sevinmiş, yine saçlarından tutup bağırmış.

...

Ömer sokağa artık çok az çıkıyordu. Annesinin kendisine okuduğu hikâyelerden ve anlattığı masallardan güzel şeyler öğrenmişti. Kardeşini seviyor, defterine resimler çiziyordu. Sokağa çıkmak istediğinde, ‘Anneciğim, sokağa çıkabilir miyim?’ diyordu.

Anne ve babası, Ömer’in son halinden memnundular. Sokakta öğrendiği küfürleri çoktan unutmuş, yeni alışkanlıklar edinmişti. Canı sıkıldı mı, annesine geliyor, ‘Bana bir hikâye okur musun?’ diyordu. Hikâyelerdeki çocukları merak ediyor, onlar gibi olmak istiyordu. Hafta sonları, anne ve babasıyla çarşıya çıkmak, hayvanat bahçesinde gezmek, deniz kenarında yürümek onu mutlu ediyordu.

Son zamanlarda, merak ettiği çok şey vardı; sorular soruyordu. Yıldızları, evde besledikleri kuşun annesini, saksılardaki çiçeklerin nasıl büyüdüğünü öğrenmek istiyordu. Anne ve babası da, sorularını cevapsız bırakmak istemedikleri için, kitap okumaya başlamışlardı. Bunun faydasını da görüyorlardı. Ömer ilgiyi gördükçe, sorularına cevap buldukça sokağa daha az çıkıyor ve sokakta gördüğü bazı kötü davranışları neden yapmaması gerektiğini biliyordu.