emlaklik & sedatyucel

Beşiktaş Barcelona

Güntekin Onay’dan müthiş bir yazı.. Barcelona örneğiyle nasıl ders verilir ? Biz, onlar ve başarı... Türkiye'de her hafta bir teknik direktöre 'yol veren' spor medyasına sorsanız, bugün dünyada en iyi top oynayan takımın Barcelona olduğunu söyleyecektir. Peki, Rijkaard'ın göreve başladığı 2003-04 sezonunu hatırlayan var mı? Gelin hafızalarımızı tazeleyelim, belki bazı dersler çıkarırız. Ligin henüz başındayız. Futbolsuzluktan muzdaribiz. Hal böyle olunca televizyon

Bu konu 1206 kez görüntülendi ve 2 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Beşiktaş Barcelona

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 1206 kez incelendi.


Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Standart Beşiktaş Barcelona


    Güntekin Onay’dan müthiş bir yazı.. Barcelona örneğiyle nasıl ders verilir ?

    Biz, onlar ve başarı...

    Türkiye'de her hafta bir teknik direktöre 'yol veren' spor medyasına sorsanız, bugün dünyada en iyi top oynayan takımın Barcelona olduğunu söyleyecektir. Peki, Rijkaard'ın göreve başladığı 2003-04 sezonunu hatırlayan var mı? Gelin hafızalarımızı tazeleyelim, belki bazı dersler çıkarırız.

    Ligin henüz başındayız. Futbolsuzluktan muzdaribiz. Hal böyle olunca televizyon ekranlarında ve gazetelerde "bilirkişiler" saatlerce veya sayfalarca hep bir ağızdan bolca ahkam kesiyorlar: "Bu iş bu teknik direktörle gitmez! Falanca zaten yanlış tercih... 4-1-3-2 değil, 4-3-1-2 oynamalılar!"

    Bunları, hayatlarında bir okul takımını bile çalıştırmamış olanlar söylüyor çoğunlukla... Yorumculuk veya yazarlık yapan teknik adamlar ise daha ılımlı. Onlar genellikle "zaman lazım" diyorlar.

    Hiddink bu işi hiç bilmiyordu, Löw stajyerdi, Scala'nın beyni çürümüştü, Lucescu korkaktı, Del Bosque Yeniköy kasabıydı... Daum hoca falan değildi... Zeman'ın alakası yoktu... Rıdvan Dilmen yetersizdi... Fatih Terim şehir kırosuydu... ErsunYanal'a milli takım 2 beden büyüktü... Mustafa Denizli tembeldi... Şenol Güneş'in karizması yoktu!

    Ekonomik sıkıntılarla boğuşan, en iyi oyuncusu Ribery'i elinden kaçıran, transfer yapamayan ve kimsenin inanmadığı takımı Ferhatlarla, Uğurlarla, Aydınlarla, Saidoularla, Sabrilerle kulüp tarihinin rekor puanını alarak şampiyon yapan Gerets bile bu ülkede tartışılıyor.

    Teknik adamlar mı yetersiz? Medyanın bakış açısında mı tuhaflık var? Oturmamış futbol kültürümüzün parçaları mı çok dağınık?

    * * *

    Ne kadar ilginç! 2. Lig B kategorisinde yardımcı antrenör olmak için bile belli bir futbol geçmişinin üstüne çeşitli kursları bitirmek gerekirken yorumcu ya da yazar olmak için herhangi bir yeterlilik belgesi gerekmiyor.

    Yılların birikimi, deneyimi, emeği iki dudağın arasından çıkan acımasız bir çift laf ile kolayca yerle bir edilebiliyor. Bu kadar basit işte.

    Araştırmadan, yaşamadan, irdelemeden, sorgulamadan yapılan değerlendirmeler ne kadar sağlıklı olabilir ki?

    İnanın bizim medya İspanya'da olsa Barcelona şu anki Barcelona olmazdı. Dünyanın en iyi futbol oynayan takımı daha doğmadan yok olmuş, parçalanmıştı.

    * * *

    Lütfen yazacaklarımı okuyun. Hepsi yaşanmış olaylar. Kendinize sorun. Bizde olsa ne olurdu diye?

    * * *

    Frank Rijkaard 2003-2004 sezonunda Barcelona'nın başına getirildi.

    (Bizde olsa... İlk sözler muhtemelen şöyle olurdu: "Ne tecrübesi var ki? Daha 41 yaşında. Barcelona takımı ona fazla gelir. Hollanda'da geçen sene Sparta Rotterdam'ı küme düşürdü. Başka da kulüp çalıştırmadı. Bu nasıl tercih?)

    Rijkaard'ın takımı ilk sezon beklenen futbol ve sonuçlardan uzaktı. Ligde ilk 7 hafta sadece 2 maç kazandılar. İlk 5 haftada 3 kez berabere kaldıktan sonra 6 ve 7. haftalarda Camp Nou'da üst üste Valencia'ya 1-0, Deportivo'ya 2-0 yenildiler.

    Bundan daha kötüsü olabilir miydi? 7 maçta 12 puan kaybı ve evinde oynadığı 4 maçta tek bir galibiyet bile alamayan bir Barcelona! Puan cetvelinde averajla 11. sırada bir takım.

    (Bizde olsa... Basın Rijkaard'ın ipini çoktan çekmişti. Yönetim de "Biz Ronaldinho'yu bile transfer ettik. Rijkaard bu takımı oynatamıyor. Biz ne yapalım?" diyerek medyanın gazıyla genç teknik adamı göndermişti.)

    8 ve 9. haftalarda alınan galibiyetler baskı altındaki Rijkaard'a biraz nefes aldırdı. Camp Nou'da ilk galibiyet 9'uncu hafta 3-0'la ligin en zayıf takımı Murcia karşısında alındı.

    Düzeliyormuş gibi görünen işler Kasım ayında iyice tepetaklak oldu. Villareal'e 2-1 yenilen Barcelona evinde Bilbao ile berabere kaldı. Ardından Malaga deplasmanında alınan 5-1'lik yenilgi tam bir hezimetti. Rijkaard'ın riskli oyun tarzı ile Barcelona dibe vurmuştu. üstüne üslük Katalan ekibi bir sonraki hafta Real Madrid ile sahasında oynayacaktı. Rijkaard artık iyice tartışılıyordu. Ona inanan kaleler bile birer birer yıkılmıştı. Ancak, Başkan Laporta ve danışmanı Cruyff, Rijkaard'a güvendiklerini açıkladılar. Herkese, her şeye rağmen...

    Olmadı! Barcelona sahasında ezeli rakibi Real Madrid'e de 2-1 yenildi.

    15 maçta 5 mağlubiyet 5 beraberlik! Kaybedilen puan 25 ve üst üste hezimetler..

    (Bizde olsa... Artık yazmaya gerek yok. Olanlar çoktan olmuştu zaten.)

    17. hafta içerde 1-1'lik Celta Vigo beraberliği, 18. hafta Santander deplasmanında alınan 3-0'lık mağlubiyet. Takım artık düşme hattında ve Rijkaard hala görevde! Aman tanrım, bu ne sabır?

    * * *

    Laporta, UEFA kupası 4. turunda Celtic'e elenmelerine rağmen yine de Rijkaard'ı kovmadı. Onunla yaptığı ikili görüşmelere inandı. Yazılanlara, çizilenlere değil... Frank Rijkaard, başkana alınan sonuçlara en çok kendisinin ve futbolcularının üzüldüğünü söyledi. çok çalıştıklarını ve hayalindeki futbolu kısa bir süre içinde oynayacaklarının garantisini verdi. Yüzyılın futbol adamı eski hocası Rinus Michels'in felsefesini, oyun stilini kendisine ilke edinmişti. Aynı ustası Cruyff'un yaptığı gibi...

    Ne Joan Laporta ne de Frank Rijkaard günü kurtarmak için hareket etti. Basına, taraftara kulak asmadılar. Birbirlerine ve kendi doğrularına inandılar ve o "doğruları" hayata geçirebilmek için çok çalıştılar.

    İşte Barcelona o günlerden bugünlere böyle geldi. İki yıl üst üste İspanya Şampiyonu oldular. Şampiyonlar ligini kazandılar, dünyanın en iyi futbol oynayan takımı oldular.

    O günlerde kendilerine inanan çok az kişi vardı. üzerlerinde baskı ve eleştiri ise çok fazlaydı.

    Onlar çalışmaya ve istikrara inandılar. Doğru bildiklerini yaptılar.

    İşte onların ve Barcelona'nın başarı öyküsünün özünde bu yatıyor.

    çok değil 3 yıl önce Barcelona'nın çok önünde olan Avrupa'nın en büyük kulübü Real Madrid ise bugün ezeli rakibini yakalamak için çırpınıyor. O günden bugüne Real Madrid'de Capello göreve gelen 6. teknik adam ve yüz milyonlarca euro harcanarak transferler yapıldı.

    * * *

    İyi bir yönetim, inanılmış hedefler, akılcı bir organizasyon, planlama, doğru insanlarla çalışarak tüm bunları hayata geçirme çabası, zaman, istikrar, ekonomik koşullardan maksimum verim alma, iletişim becerisi, baskılara karşı direnme gücü, bilimsellik ve işbirliği..

    Aslında başarının zincirini oluşturan halkalar o kadar çok ki...

    Hiçbir başarı plansız, programsız, emek sarfetmeden, çalışmadan, acı çekmeden elde edilmiyor.

    Yani yazarlarımızın dediği gibi 4-1-3-2 ile falan bitmiyor iş... O kadar basit değil.

    (Not:Barcelona o malum sezonu Valencia'nın ardından ikinci bitirdi.)

    Güntekin Onay


  2. #2

    Standart

    Vay benim Beşiktaşlı kardeşlerim...Bekleyin bakalım...Derviş misali..

  3. #3

    Standart

    abi başka yapıcak bişi yoq napalım beklices

Benzer Konular

  1. Cevap: 9
    Son Mesaj : 12.Mart.2011, 09:21
  2. Barcelona, THY ile Sponsorluk Anlaşması İmzalamak Üzere
    Konu Sahibi CaSh Forum Magazin Haberleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 02.Kasım.2009, 00:53
  3. Cevap: 2
    Son Mesaj : 01.Haziran.2009, 00:59
  4. Yeni Dört Çekirdekli Amd Opteron (Barcelona) İşlemci
    Konu Sahibi CoDeR Forum Magazin Haberleri
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 10.Eylül.2007, 08:35