emlaklik & sedatyucel

Körün Gözü ''Aşktır''

Cılız bir rica sesi geldi kulağına. - Beni karşı kaldırıma kadar geçirebilir misiniz? Stada doğru akıyordu insan seli. Akaretler yokuşunun başında, arkasından gelen bu kibar sesle arkasına döndü ve kör bir adamla karşılaştı. Üzerinde Pumalı Beşiktaş forması, ayağında siyah kot, Adidas marka TRX Runner ayakabı ve bir buçuk metre uzunluğunda, gri renk siyah kayışlı bir kör bastonu. Siyah gözlüklerinin camında kendisini gördü. - Tabii, buyurun dedi. - Siz geçin, beni sağınıza alın,

Bu konu 849 kez görüntülendi ve 1 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Körün Gözü ''Aşktır''

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 849 kez incelendi.


Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Standart Körün Gözü ''Aşktır''

    Cılız bir rica sesi geldi kulağına.
    - Beni karşı kaldırıma kadar geçirebilir misiniz?
    Stada doğru akıyordu insan seli. Akaretler yokuşunun başında, arkasından gelen bu kibar sesle arkasına döndü ve kör bir adamla karşılaştı. Üzerinde Pumalı Beşiktaş forması, ayağında siyah kot, Adidas marka TRX Runner ayakabı ve bir buçuk metre uzunluğunda, gri renk siyah kayışlı bir kör bastonu. Siyah gözlüklerinin camında kendisini gördü.
    - Tabii, buyurun dedi.
    - Siz geçin, beni sağınıza alın, kolunuza tutunup geçerim ben, dedi kör adam.
    Hızlı adımlarla arabaların arasından süzüldüler. North Shield's önündeki yarım kaldırıma bastonunu vurarak çıktı.
    - Teşekkür ederim, zahmet oldu.
    - Rica ederim, maça mı gidiyorsunuz? diye sordu kör adama hayretle.
    - Evet, maça. Beşiktaşımın maçına. Siz de maça gidiyorsunuz sanırım, formanız üzerinizde, yeni formalardan Puma, geçen Trabzon maçında da giymişsiniz, aslında çubuklu formayı tercih ederdim ama bu sene kombineyle verilenler bunlar, idare edeceğiz anlaşılan.
    - Stada gidiyorum, beraber yürüyelim isterseniz, yardımcı olurum. İzin verirseniz bir şey sormak istiyorum, bu formayı ikinci kez giydiğimi nereden biliyorsunuz, üstelik eski bir forma da olabilirdi üzerimdeki.
    - Yeni formaların kol kısmında kabartma var, oradan anladım. İkinci kez giyiyorsunuz, çünkü kumaş değil, sabun tozu kokuyor, buradan da evli olmadığınız ve yaşınızın 30-35 arası olduğu ortaya çıkıyor.
    - Pes doğrusu; nasıl olur?
    - Formayı anneniz yıkamış, çünkü ancak eski kadınlar çamaşırları sabun tozuyla yıkar ve sürdüğünüz parfüm Escape ve bu parfüm doksanların başında kullanılıyordu; bu yüzden 30 ila 35 arası olmalısınız. Sizden küçükler bu parfümü kullanmaz, daha yaşlılar ise koku seçiminde daha radikal olurlar.
    Köftecileri geçtiler. Gelen kokulara göre köftecilerin isimlerini ve hangisi yenir, hangisinde motor bozulur, kimin kıymasında ne var, hepsini söyledi kör adam. Ağaçlara dokundura dokundura geçiriyordu bastonunu, tahminen kaç yıllık oldukları ve hangi belediye başkanı zamanında dikildikleri konusunda tahminler yaparak stadın önüne geldiler.
    - Nerede yeriniz dedi adam.
    - Kapalının deniz tarafı, kale çizgisinden dört şerit sonraki üst sıra koltuk dedi kör adam.
    Bu maçı birlikte seyredelim dedi adam, olurlaştılar. Izdırap kontroller, bastonla giremezsin diyen polisler, turnikeye takılan baston, boşa atılıp burkulan bir ayak bileğinden sonra, koltuklarını bulup, oturdular. Kör adam sırt çantasından bir yüzü naylon, diğer yüzü kadife minderini çıkardı, koltuğa yerleştirdi. Öndeki koltuğu hizaladı, iki elini bastonu üstüne koyarak göğüs hizasında birleştirdi. Stat hoparlörlerinden günün moda parçaları çalıyordu.
    - Stat büfesi el değiştirdiğinden beri bir şey yiyemiyorum, dedi kör adam. Kızarttıkları eti yağlı bir tencereye koyup bekletiyorlar, yağ kokusu siniyor ete, bak buraya kadar geliyor.
    Kör adamı şaşkınlıkla izliyordu, nasıl, neden, niçin, ne zaman demek istiyordu ama o denli bir hayranlık duymuştu ki, sormak saygısızlık olur diye düşünüyordu. O sırada kör adam söze girdi.
    - Şimdi diyeceksin ki, bu kör papazın işi ne buralarda?
    - Yok estağfurullah!
    - Önemli değil, yaşı başı alınca takmıyorum bunları, gençken dokunurdu. Manisa Salihli'nin bir köyünde doğmuşum. Babam tütün ekerdi, biraz da bağımız vardı. Doğuştan kör olduğum için çiftçilik yapamazdım ama çok güzel tütün dizer ve kırardım. Başka hiçbir işe yaramayacağım anlaşılınca, babam beni İzmir Bornova'daki körler okuluna yazdırdı. Babam çiftçiydi ama gençliğinde futbol da oynarmış, benim de futbolcu olmam için göbek bağımı Alsancak Stadı'na gömmüş ama... Hasta da Beşiktaşlıdır. Zaten onun omuzlarında gittim Alsancak Stadı'ndaki Beşiktaş maçlarına. Altay, Altınordu ile ne zaman oynasa Beşiktaş biz, köyden çıkar, burunlu Magirus'larla İzmir'e taşınırdık. Hey gidi günler. Ama babam takım tercihim konusunda hiç baskı yapmadı. Kapkara bir dünyam olduğu için, bir rengi tutturduk amorti hesabı ben de Beşiktaşlı oldum. Körler okulunda zil bağladığımız topun peşinden, seyredenlere komedi olma pahasına çok top koşturduk. Körler okulunu bitirince, üniversite için istanbul'a geldim. Makine fakültesi istedim ama kör makineci bir işe yaramaz diye İstanbul Teknik Matematik Mühendisliği'ne kaydımı yaptırdım. Amacım kör çocuklara matematik öğretmekti. Çünkü sizin hesap makinesiyle yaptığınızı, kör çocuklara yaptıramazsınız. Ama kör bir çocuğun matematik hafızası, gören bir çocuğa göre daha iyidir. Üniversitede, MateKartalmatik diye grubumuz vardı ve iç saha-dış saha demeden Beşiktaş'ın maçlarına gitmeye başladık. İnönü'de sorun yoktu da, deplasmanda kavga çıkınca en çok dayağı ben yiyordum; üstelik polise de ben yakalanıyordum. Bir seferinde ****'in maçında fena talan olmuş, nümayiş sonrası tabi bu kör kulunuz yine polisin elinde. Kör olduğuma inanmak istemiyorlar, numara yaptığımı söylüyorlar basıyorlar dayağı. Neden sonra bende ağız burun dağılmış, bin özür, bin pişmanlık poliste. Aldırmıyorum da bir seferinde Beşiktaşlılıktan değil, siyasi bir mevzudan içeri almışlardı, kör olduğumu biliyorlar, kimse beni dövmek istemiyor, birisi ben yaparım dedi söndürdü ışıkları, çözdü elimi "gel dedi, kim kime dum, duma". Dövdüm adamı, ne de olsa, karanlığa deplasmana gelmişti. Gıkı çıkmadı. Velhasıl üniversite, ardından yüksek lisans, doktora derken kaptırmışım, yardımcı doçent olarak buldum kendimi. Hayata faul yaptığımı anladım, benim misyonum üniversite hocalığı değil, kör çocukların yanıydı. Bir gecede sildim her şeyi, saat gece yarısına geliyordu, Sur Seyahat'e atladığım gibi Diyarbakır'a gittim. Oradaki körler okuluna gittim ve hocalığa başladım. Canavar gibi çocuklar vardı orada, zeki, pırıl, pırıl ama kör. Oralarda daha bir zordur kör olmak. Okuyabilenlerin şansı vardı ve bu şansı iyi değerlendirmek zorundaydılar. Değerlendirdik, çoğu okudu. Avukat oldular, öğretmen oldular ama daha önemlisi insan oldular... Gizli gizli de Beşiktaşlı yaptım hepsini, hepsi şimdi hasta Beşiktaşlıdır. Yöreden güzel bir kızla evlendim, iyi baktı bana. Çocuk istemedim. Onun da kör doğma riskini, doğmamasını sağlayarak engelledim. Şimdileri bunu bencillik görüyorum ama o zamanlar körlüğümden utanıyordum. İstanbul'dan uzaktım ama Beşiktaş'tan uzak kalamadım. Diyarbakır'da, Malatya'da, Antep'te nereye yakınlaşıyorsa Beşiktaş, ona koşuyordum. Ama artık kafi gelmiyordu. Uzun yıllar geçti ve İnönü'nün kokusu burnumda tütmeye başladı. Emekliliğimi isteyip, İstanbul'a geldim. Beşiktaş'ta bir ev aldım. Şimdileri antrenmandı, maçtı kaçırmıyorum. Ama yaş ilerledi, deplasman yapamıyorum.
    Adamın boğazına bir şeyler düğümlendi. Bir kör bu kadar büyük olabilir miydi? Maç başladı. Adam maçı seyretmiyor kör adamın neler yaptığına bakıyordu. Top nereye giderse, kafasını o tarafa çeviriyordu. Bu hareketinden dumura uğrar vaziyette, kuşkulandı. Adamın kör olmayıp, onu kafaya aldığını düşündü.
    - Sen nasıl anlarsın topun ne tarafta olduğunu be adam ?
    Kör adam güldü, sol kulağını gösterdi. Kulağında walkman kulaklığı vardı.
    - Radyodan maçı dinliyorum. TRT'nin spikerleri güzel anlatıyor. Bastonumun hizası deniz tarafındaki kaleden itibaren dördüncü tarama çizgisine denk gelir. Önümdeki koltuk arkasına çentikler attırdım. Baston soldaki en dip çentiğe geldiğinde, top deniz kenarındaki kalede demektir. Üçüncü çentik orta saha, altıncı çentik yeni açık tarafındaki kale. Radyoda anlatılan pozisyona göre kafamı çeviriyorum. Pozisyonu yüreğimde canlandırıyorum. Benimkisi göz aldatmacası değil, yalnız gönül oyunu.
    Adam hayretler içinde kalmaya devam ediyordu. Kendisi de kulaklığını taktı. Bir yandan maçı dinliyor, bir yandan maçı seyrediyor, diğer yandan kör adamın hareketlerini takip ediyordu. TRT spikeri başka bir şehirden gol haberi geldiğini ve o stada bağlanılacağını duyurdu. Şaibe deplasmanda öne geçmişti, spiker golün nasıl olduğunu anlatırken, adam bir anda sendeledi, kan beynine hücum etti.
    "Kör adam topu takip etmeye devam ediyordu"

    e.M.R.e ve CuBeRa bunu beğendi.

  2. #2

    Standart

    eline sağlık
    WisEaglE bunu beğendi.

Benzer Konular

  1. Child's Eye | Çocuk Gözü | 2010
    Konu Sahibi Eticon Forum Portal Film
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 10.Mart.2011, 09:56
  2. Toyota'nın gözü Raikkonen'de
    Konu Sahibi FBeyza Forum Milli Takim ve Diger Spor Aktiviteleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.Ekim.2009, 11:19
  3. Adamın gözü dışarıdaysa...
    Konu Sahibi ZuZu Forum Kadının Dünyası (Burçlar, Yemek Tarifleri, Makyaj, Moda)
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 31.Temmuz.2008, 11:35
  4. Detroit'in gözü Maggette'de
    Konu Sahibi e.M.R.e Forum Basketbol
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Temmuz.2008, 13:00
  5. Gözü 100 ler kulübünde
    Konu Sahibi sCe Forum Galatasaray-1905
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 24.Temmuz.2006, 16:28