Pota Canavarı Kartal
Salı, 14 Mart 2006 14:19
Yine bir haftabaşı ve yine karışık bir menümüz var… Potalaraltında Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın durumuna bakacağız, yeşil sahalar üzerinde Aslan’ın, Karadeniz’de batan iktidar kayığını göreceğiz, Sarı Kırmızı’da yaklaşan ‘’çok renkli’’ seçimlere şöyle bir değineceğiz... Sonda PS’imiz mevcut…







Fenerbahçe, 52 bin kişinin doldurduğu Şükrü Saracoğlu’nun aksine potada bomboş tribünlere oynamaya devam ediyor. Erdemir’i rahat yendikleri maçta da durum bundan ibaretti. Sanırım, artık çok bariz biçimde bir küskünlük var… Abdi İpekçi uzak gibisinden klasik nedenler, takımın basketbolu zevk vermiyor, Galatasaray derbisi hariç büyük maçları kaybetti, Avrupa’da bir şey yapamadı gibi duygusal sebepler olabilir.



Kendi salonlarını biran evvel yapmaları lazım. Belki o zaman, takımın hal ve gidişatı istenen gibi olmasa da, en azından Galatasaray’ın Ahmet Cömert’e topladığı kadarını salona çekebilirler.



Geçelim Cim Bom’a, son 3 sezondur, yaşananlar malum… Yine de, Ahmet Cömert’e taşınmak en azından taraftar açısından iyi bir hamle oldu. Abdi İpekçi’de kaybolacak, sesleri bile duyulmayacak kadar olan bir grup dahi, baskı kurmaya yetiyor. Pazar günü 83-80 kazandıkları Banvit maçında da bunu gördük.



Sarı Kırmızılı takım, geçen sezon Banvit deplasmanında yaşananları unutmadığını gösterdi. Play-out’a kaldıkları karşılaşmada Bandırma’da ‘’Cim Bom Bom kümeye’’ diye anonslar yapılmış, astronomik bir bilet fiyatıyla konuk takım taraftarları içeri alınmamış vs vs vs... Aslında, kaybetse kendisi Play-out’a inecek olan Banvit, bundan kurtulmak için elinden geleni yapıp başarılı olmuştu.



Dolayısıyla, bu sezon psikolojik açıdan, Bandırma takımıyla yapılan maçlar ‘’derbi’’ havasına büründü. İlk devrede deplasmanda da kazanan Galatasaray, 2-0 yaptı. Maça gelince, Sarı Kırmızılılar, iyi başladıkları maçta geriye düştükten sonra, hırsla gelip son periyotta 12 sayı fark yapıp tekrar basit hatalarla kaybedecek pozisyona düştü.



Malik Dixon’ın laubalice yaptığı 6 saniyede rakip sahaya geçmeme hatası ve ardından yanlış şut seçimi yüzünden son 1 dakikada ecel terleri döktüler. Tabii bunda, hırsıyla maçı çeviren adamlardan biri olsa da 9’da 2 üçlük sokabilen Şemsettin Baş’ın inatla atmaya devam etmesinin de payı vardı.



Karşılarındaki takımın da bildik Banvit olmadığını söylemek gerek. Gayet sıradan oyunculardan kurulu olan Bandırma takımı, burada kaldığı sürece herkesin takdirini kazanan ABD’li Coach Tab Baldwin’in ‘’Pardon, beni tekrar Yeni Zelanda Milli Takımı’nın başına çağırdılar; Pero Cameron’cuğumu da alıp gidiyorum byeeee’’ demesinden sonra allak bullak olmuş. Yine savaştılar, 7’de 5 üçlük sokan power-forvet Moore sayesinde ayakta kaldılar, Baldwin’le alıştıkları sert savunmayı yaptılar ama ‘’Külkedisi’’nin saati dolmuştu.



Cameron’un boşluğunu 2. devre çok iyi kullanan Galatasaray, Hüseyin Demiral ve tamamı 2. devrede 13 sayı atan Umut Yenice’nin post-pivot oyunları ve Dixon’ın basketleri, Şemso’nun 2 kritik üçlüğünün yanında sıkı savunma ile kazandı.



Potada son durağımız ''Pota Canavarı'' Beşiktaş’ın Ülker’i devirdiği maç olacak. Açıkça görülüyor ki, Normal Sezon’un kralı Kara Kartal... Galatasaray, Ülker ve Efes Pilsen’i iki kez yendiler, ikinci devrede henüz oynamadıkları Fenerbahçe’yi de Akatlar’da mağlup ettiler. Yani ‘’Büyük’’ rakiplerin hepsini ‘’Süpürdüler’’...



Üstüne üstlük ‘’Kara delik’’ Akatlar’da herkesi yutarken yaparken taraftar ve atmosfer sayesinde kazanıyorlar yorumlarını da boşa çıkarttılar.



Pazar günü Abdi İpekçi’de 5000 ateşli taraftarlarıyla da, tribün dolduramayan ezeli rakiplerine de nazire yaptılar. Gerçi, şu da var, futbolda yaşayamadıkları mutluluğu son 2 sezonda basketbol sayesinde tadıyorlar.



Ülker karşısında maçı baştan bitime 2-3 dakika kalana dek sürekli kontrol eden Beşiktaş, son nefeste az daha can veriyordu... İbrahim Kutluay’ın son şutu sokamaması kadar, ona rahat atış şansı vermeyen Ellis’in çabasıyla kazandılar. Bu arada Kartal’ın maç boyunca ‘’Eşek Arıları’’ gibi savunma yaptığını söylemeliyim.



Siyah Beyazlılar, Turuncular’ın potasının altını sürekli dinamitledi ama maçı verme durumuna da yine orada düştü. Kimani Ffriend’in Gülyabani Gulyas’ı aşma inadı, neredeyse kaybetmelerine neden olacaktı. İlk devre üç, 2. devre 4 kritik hücumda Ffriend ya steps yaptı,ya topu kaptırdı, ya da saçma bir atışla takımı zora soktu.



Coach’ların taktik savaşına gelince, 4 kısa-1 uzun’lar, buna karşılık 2 uzun 3 kısa’lar, çift guardlar, her türlü cinlik vardı... Sonuçta Murat Didin de, Ergin Ataman’ı yendi. Didin'in taraftar ve takımla ile kurduğu iletişim ve duygusal bağ da başarılarında büyük bir faktör.



Ülker’in Real Madrid yenilgisindekine benzer bir biçimde son saniyelerde eline gelen kazanma şansını yine kullanamaması ise enteresandı...



Burada şahaser bir teknik faul de seyrettik... Savunmada faul yapan Mirsad Türkcan, tam da o anda kenara da alınınca sinirlenerek söylene söylene yürümeye başladı... Bu arada ne oldu? Hakem Deniz Kıyak, üstüne alındı, alınganlık gösterdi ve caarrrrttt diye teknik faulü çaldı. Müthişti yani!.. Hakemlere kurallar kadar psikoloji dersi de verilmesi gerekiyor.



Geçelim futbola, geçen hafta ‘’Eyvah Lider Olduk!’’ demiştim, bu hafta kaptırdık. İlk devre o kadar pozisyonu atamazsan, ikinci devre adamların tek ciddi gelişinde golü yersen; Erik’cik de üç forvet yerine Hakan Şükür’ü kenarda tutarsa, sonuç gayet normal. Şükür, futbolu bırakınca ne olacak bilemiyorum ama bir kez daha gördük ki, atamasa bile attırıyor, cezasahası civarında durması bile ortalığı karıştırmaya yetiyor. Neyse, 1 haftalık saltanat bitti. Daha fazlasını ummuyordum.



Seçimlere gelince, şimdilik 6 aday var ve çok renkli bir seçim bekleniyor. Bu tabloda Sayın Başkanımız Özhan Canaydın kazanır... Yine de, yorum yapmak için erken, gerçek adayların kimler olduğunu görmek için 15 Mart’ta sunumların yapılacağı Divan Kurulu toplantısını beklemek gerekiyor. Yoksa şu anda söylenecekler dedikodu kumkumalığı yapmaktan öteye geçmez.



Hani hep denir ya ‘’Millet seçim değil, geçim derdinde’’ diye, işte durum da budur aslında...



PS: J.L.LEWİS’E NEDEN ANNEMİ BABAMI GÖTÜRMEDİM...



Malum, rock’n roll’un yaşayan efsanesi, bir zamanlar ‘’Great Balls of Fire’’ı söylerken piyanosunu ve konser salonunu yakmaya kalkışacak kadar çılgın olan, ‘’Ku Klux Klan’’ yanlısı Jerry Lee Lewis, 71 yaşında İstanbul’dan geçti... Aslında, anneni babamı alıp semosh’la gidecektim... But fakat, son anda caydım. Aklıma, İzmir’deki son konserinde seyrettiğim Ray Charles’ın ‘’bitikliği’’ karşısında yaşadığım hüzün ve acıma hissi geldi. Evet karşınızdaki yaşayan bir efsaneydi ama artık sesinin miyadı dolmuştu. Benzer bir hissiyatı yaşamayayım, ‘’Irkçı Beyaz’’lığını sevmesem de, o çok ciddi görüntüsünün altındaki çılgınlığını, elektro gitar hırçınlığında piyano çalışını, sesini ve şarkılarını çok sevdiğim J.L.Lewis’in cd’deki sesi ve siyah-beyaz belgesellerdeki, hayatını anlatan filmdeki imajıyla aklımızda kalmasını tercih ettim. Konser sonrasında yazılanları okuyup, söylenenleri dinlediğimde ne kadar doğru bir karar verdiğimi de anladım.