2014 YAZ KAMPANYASI

Etiketlenen üyelerin listesi

Tarihi Oyunlar | Sanal Değil Real | 1970 ve 1980 Kuşağının Oyunları

Oyunları bilgisayarla birlikte çıktı sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Sanala doğru hızla ilerleyen oyunların ataları, bizzat atalarımızın oynadığı, yarattığı oyunlardı şüphesiz. Biz de tarihimize sahip çıkmaya çalışan gençler olarak tarihin en eski oyunlarını inceliyoruz. İşte oyun kelimesinin evrimi... Sessiz Tiyatro (Sinema): # Necmi ne diyorsun abi sen? # %'/((%^/((%% # Abi ne diyorsun bişii anlamıyorum? # /^'/^+/(+% # Necmi iyi misin? Bence değilsin dilini mi yuttun be adam

Bu konu 4964 kez görüntülendi ve 9 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Tarihi Oyunlar | Sanal Değil Real | 1970 ve 1980 Kuşağının Oyunları

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 1 kişi oyladı ve 4964 kez incelendi.


Toplam 10 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Tarihi Oyunlar | Sanal Değil Real | 1970 ve 1980 Kuşağının Oyunları

    Oyunları bilgisayarla birlikte çıktı sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Sanala doğru hızla ilerleyen oyunların ataları, bizzat atalarımızın oynadığı, yarattığı oyunlardı şüphesiz. Biz de tarihimize sahip çıkmaya çalışan gençler olarak tarihin en eski oyunlarını inceliyoruz. İşte oyun kelimesinin evrimi...

    Sessiz Tiyatro (Sinema):

    # Necmi ne diyorsun abi sen?
    # %'/((%^/((%%
    # Abi ne diyorsun bişii anlamıyorum?
    # /^'/^+/(+%
    # Necmi iyi misin? Bence değilsin dilini mi yuttun be adam konuşsana !!!
    # Ulan sabahtan beri sessiz tiyatro oynayalım mı diyorum!
    # Abi niye konuşmuyorsun ya?
    # Ulan adı üstünde "Sessiz Tiyatro"
    # Sessiz Sinema olmasın?
    # Sinema beyaz perdede olur bizimki tiyatro.

    Evet, neden bizimki tiyatro; çünkü sessiz sinemanın aslı sessiz sessiz tiyatroya dayanır, o da 1000'li yıllarda ortaya çıkmıştır. Sinematografi teknolojisi gelişip filmler çekilmeye başlayınca, sessiz sinema ortaya çıkmıştır. Teknolojinin çok da fazla gelişmediği yıllarda insanlar, birbiriyle etkileşimli oyun oynama ihtiyacını sessiz tiyatro oyunuyla gideriyorlardı.

    Lafı fazla döndürmeden oyuna girelim. En az iki kişiyle de oynanabildiği gibi aklınızdan zorunuz varsa tek kişi olarak da oynayabilirsiniz. Tek kişilik modunda, kendi kendinize bir tiyatro oyunu seçerek bunu kendiniz tahmin etmeye çalışacaksınız, gerçekten zorlayıcı denilebilir. Multiplayer modunda ise bir arkadaş grubu oturur. Biri ayağa kalkar ve kendisine gelecek olan dünyanın en uzun isimli tiyatrosunu bekler.

    Diğer oyunlara göre daha sakin bir oyundur sessiz tiyatro. Çatışma pek yoktur, hatta hiç yoktur. Oyunlarda kavga çıkarmak bize özel durumlardan meydana geliyor. Oyunun eksi tarafı ise el hareketleriyle bir şey yapamayan, eliyle değil de ağzıyla konuşan ve mızmızlayan kişiler. Bunların oyundan kovalayarak oyunun eksi yanını da atabilirsiniz.

    # ()+^^/&^^&%
    # Necmi yine ne diyorsun abi sen?
    # %+^%&^&/^/%
    # Abi geliyor suratının tam ortasına osmanlı yumruğu haa!!!
    # /^^&/^%&%
    # Aaahhhhh!!!! Ne vuruyorsun bee?!?!
    # Düzgün konuş sen de, ne diyorsun öyle?
    # Yazı bitti diyorum Allah Allah, sen de hiçbir şeyden anlamıyorsun beeaa...


    Doğruluk mu Cesaretlik mi?

    Bu oyun cesaret ister. Bu oyun korkusuzluk ister. Bu oyun doğruluk ister. Ve bu oyun bir kola şişesi ister...

    Adrenalini yüksek bir başyapıttır. Oynamak için, herhangi bir kola şişesi alınır. Etrafına herkes yuvarlak oluşturur. Sonra o hayat değeri taşıyan, insanların kaderine yol veren, insanı ya karizma ya da rezil eden şişe döndürülür. Şişenin ağız tarafı kime gelirse o kişi yanmıştır. Arkadaki tarafı kime gelirse o kişi de soru sorar pis pis sırıtarak: "Hehehe doğruluk mu cesaret mi?" Bu soru dünyanın en zor sorusudur. Doğruluk mu dedin? Yandın!... Hiç bir yerden aklına hayaline gelemeyecek sorular sorulur. Özeline öyle bir girerler ki kim olduğunu unutursun. Arka arkaya makinalı tüfek gibi sorular yağar. Erkek için doğruluk kurtuluştur. Ama kuralar gereği bunu sadece 1 kez diyebilirsiniz, yani bir doğruluk diyeceksiniz, bir de cesaret. Erkek ya da kız için cesaret ölümün ta kendisidir.

    Oyun tek bir sisteme gereksinim duyuyor; umursamamazlık... Eğer ben rezil olsam da bir şey fark etmez diyorsanız bu oyunda çok iyi çalışır sizde. Yine de siz siz, olun sakın ha sakın karşıdakine fazla yüklenmeyin; malum, intikam soğuk yenen bir yemektir...

    Saklambaç

    Splinter Cell, Metal Gear Solid gibi stealth action türü oyunlarının ilham kaynağıdır. Ubisoft çalışanları bir gün kendi aralarında saklambaç oynarken, aralarından biri şu şekilde bağırmıştır: "Durun ulan, DURUUNN!! Biz burda saklambaç oynayacağımız gizlenip, saklanarak adam öldürebileceğimiz bir oyun yapsak ya?!" Splinter Cell'in üretim aşamasının başlaması bu cümlenin ağızlardan çıkışından çok daha fazla sürmez. Bunu onlara yaptıran saklambaçtır...

    Saklambacın temeli taaaa ilk insanlara kadar dayanır. İlk insanlar konuşmayı bile bilmezken karınlarını doyurmak için hayvan yakalarlardı. Bunu yaparken saklanırlardı, tabi ki yakalayacakları hayvan da ebe olurdu. Ardından, ebeyi kesip yerlerdi. Tabi günümüzde bu biraz daha insancıl oluyor. Ama ben hala düşünmüyor değilim, "şu ebe de ne lezzetli bee bi ısırık alsam mı ki? Abim benim bi ıssırayım abi gözünü seveyim abi no'lursun..."

    Saklambaç; adı üstünde birkaç kişinin saklanarak, ebe olan kişinin yumulduğu yere ebeye görünmeden varmaktır. Fakat bu, bu kadar da kolay olmaz; bazen çok ciddi bir mevzuya dönüşebilir. Oyunda yaratık olma özelliği de vardır. Arkadaşının üstündekileri aldıktan sonra ebeye "böhüüü üüü üü göö" şeklinde ses çıkartırca ebe "ulan bu yaratık kim?" der ki aslında bu fedakarlıktır, herkesin kurtulması için yapılan bir fedailiktir, bu bir Kara Muratlık'tır. Atalarımızın cesur, gözü pek, kahraman yaşantısı bu oyuna da yansımıştır görüldüğü üzere.

    Oyunun isterseniz biraz da sistemine inelim. Oyun 4+ yaş istiyor. İngilizce gereksinimi yok, yalancılık gereksinimi çok fazla. Yalancı olacaksın ki ebeyi kandırabilesin, değil mi efenim... Grafikler açısından hayli olumlu şeyler söylemek mümkün. Her şeyden önce çok gerçekçi olduğu kesin. Böylesine eski bir oyunun bu grafiklere sahip olması gerçekten şaşırtıcı. Oyunda atmosfer genellikle düşük, çatışma öğesi ise fazla bulunmuyor. Hatta çatışma unsuru adama göre bile değişebiliyor diyebiliriz.

    Örneğin; topluca saklanırken ebe para karşılığı diğer bir saklananla anlaşır. Saklanan kişi diğerlerinin yanına gider ve kendini ebeye gösterir. Ebe anlaştığı adamı görmemezlikten gelir ve diğerlerinin orda olduğunu anlar oraya doğru gider ve "Fatihhh gördüm lan seni manda çııııkkk, sobeee!!!" diye inletir tüm mahalleyi. Fatih tabi dümeni anlamıştır. "Ulan!!! Ulan!!! Ulan!!! Beni Ali sobeletti lan! Dümen kurdunuz bana lan!" der ve Ali'ye tekme tokat girişir. Görüldüğü üzere adamına göre değişebilen bu oyunun sonu karakolda da bitebilir.

    Oyun, yıllardır ülkemizde orijinal olarak bulunuyor bulunmasına; ancak ülkemizdeki korsan yazılım kullanımının fazlalığı bu oyunu da olumsuz etkiliyor. Şöyle ki, pek çok kişi oyunun yeni yayınlanan yama ve modlarından yararlanamıyor. Yapımcıların belirttiğine göre de oyun mod yapımına açık; öyle ki, 3-4 arkadaşın Saklambaç: Destruction of Ebe add-on'unu geliştirip internet ortamına sunduğu belirtilenler arasında.

    Diğer yandan oyunun filmi çekiyor ki böylesine bir oyun için geç bile kaldılar diye düşünmekteyim. Yönetmenliğini Steven Spielberg'ün üstlendiği film tüm dünyada ve ülkemizde çıkmaz ayın son çarşambasında gösterime girecek. Bu arada başrolde Sam Fisher oynuyor. Kadın rolünde aksiyon oyunlarının unutulmaz ismi Lara Croft bulunuyor.

    Oyunda gözüme çarpan bir-iki olumsuz ayrıntı var. Evvela parmakla ebenin kaça kadar sayacağına karar verirken birisinin kalkıp 10 saniyeyi seçmesi. Ben 10 saniyede çok afedersiniz, gaz çıkartamam; nasıl saklanacağım? Bir de ebeyseniz, karşınızdaki adam pis pis sırıtır kaç tane parmağı seçersen seç, 100'e kadar saydıracaktır. Bu mu? Değil. Bu mu? Değil. Bu mu? Değil. Böyle böyle 100'e kadar gider bu. Mızmızcı arkadaşlar ise oyunun en büyük eksisi.


    "FLAŞ!.. FLAŞ!.. FLAŞ!.. Saklambaç 2'nin test sürümü yayımlandı. Test sürümündeki yapay zekanın düşük olduğu ortaya çıktı. Yapımcılar yapay zekanın full sürümünde geliştirileceğini vurguladı."


    Genel olarak tüm mahallece oynayabileceğimiz bir oyundur saklambaç. Gece oynanması şiddetle tavsiye edilir. Gündüzlü oyunlar genelde ebenin işine yarıyor. Gece ise saklananların işine yarıyor ortası bulunamadı ya o da olur inşallah. Bu ortasını ise yapımcıların dediğine göre geliştirilecek olan bir patch ile düzelteceklermiş ve oyuna denge gelecekmiş. Yanınıza ek olarak, termal kamera, gece görüş gözlüğü, gaz bombası, uyuşturucu iğne, el bombası da alabilirsiniz ekipman olarak. Ama bunları arkadaşlarınıza göstermemeniz önemle tavsiye olunur.

    Uzun Eşşek:

    İçimizde bir yerlerde, hayvanlara duyduğumuz bir özlem vardır kesinlikle. Bu çok açık bir şekilde belli. Onların derdini anlamak, onların duygularını paylaşmak için onları anlamaya çalışırız. Bunun bir çok farklı yönetemi var; bunlardan biri de oyun oynayarak anlamaya çalışmaktır. Bir eşşeğin ne derdi vardı, sırtında yük varken ne hissederdi bunları anlamak için uzun eşşek oyunu oynardık. Tarihi çok kısadır bu oyunun. Hayvan severlerin eşşeğin duygularını anlamaktan yola çıktıkları için haliyle eşşeğe dayanır.

    Oyunda, en az 5 arkadaş bir araya gelir. Biri yastık olur, diğer 4'ü 2'şer grup halinde ayrılır. Bir yastığın önüne eğilir, diğeri onun bacağının arasına girer. Birbirlerine girmiş arkadaşların neresine atlasak da bir yerlerinden "çatırrrtt!" sesi getirsek diye diğer ikisi düşünür ve kendi aralarında fikir alış-verişi yapar. Ve hızlıca koşup atlarlar. Atlayanlardan biri elini veya tek ya da çift parmağını kaldırır. Sözüm ona eşşek olan arkadaşlar ise bu arkadaşın tek mi çift mi yaptığını bilmek zorundadırlar. Bilirlerse eşşek olmayacaklar, bilemezlerse eşşekliğe devam...

    Tabi hem hakem hem de yastık olan, bir yere yaslanmış ve her bir atlamada önündekinin kafasını karnında bir balyoz gibi hisseden kişi ise her zaman adil olmayabiliyor. Önüne eğilmiş kişi, "Lan Can oğlum adam hangi parmağını kaldırırsa bana söyle, oyundan sonra ödeşiriz kafanı yorma sen" der. Tabii paranın kokusunu alan kişi bunu hemen kabul eder. Keşke adil olan kişide ne yapardı diye anlatabilseydim ama ben daha adil olan kişiyi göremedim, hepsi paranın kokusunu alınca yumuşayıveriyorlar.

    Bazen ciddi kazalara da yol açabiliyor bu eşşek olma davası. Hele ki atlayan kişi şişmansa. Zaten takım çıkartıldığında kilolu iseniz hiç merak etmeyin, en iyi olanlar sizi almak isteyecektir.
    Sınıf içersinde oynamak ise ayrı bir güzelliktir bu oyunu. Oyun 6-8 kişi ile oynanır, tüm okul izler. Okulun bunu izlemesi atlayanların ve yatanların gaza gelmesine sebep olur. Atlayan "Allah! Allah!" diyerekten öyle bir atlar ki 3mlik eşeği geçtiği gibi yastığın kafasına oturur. Bu uzun atlamada olimpiyat rekoru bile sayılır. Yatanlar ise artık eşşeklikten çıkmış, o gazla birer beton haline gelmişlerdir. En arkadaki için sorun olmaz; sonuçta herkes o gazla en öndekinin üstüne çıkmaya çalışıyor, arkadaki rahat rahat sırıtıyor. Fakat bazı arkadaşlar 10-15m'den koşarlar. O kadar hızlı gelirler ki görenler araba falan zanneder. Tam eşşeği kuyruğuna geldiğinde durur ve biraz havaya sıçrar ve en arkadakinin tam omurgasına öyle bir atlar ki adam artık eşşek değildir, o artık Notre Damme'ın kamburudur...

    Bazen 2-3 hafta hastanede kalabiliyorsunuz bu oyun sonucunda. Ve sırf fazla kilolu arkadaşlar yüzüne oyunu terk etme ve bir daha oynamama gibi durumlarda söz konusu olabilir. Kilolu olmak bu oyunda çok iyi ama yine de kiloluyla oynamak oyunun bir eksi yanı. "Hadii... Hadiii...Zayıfla gel be kardeşim, zayıfla gel. Ulan öldürmeye yemin mi ettin?" gibi düşünceler akıldan geçer ister istemez, zayıfsanız eğer.

    Uzun eşşek, sistem gereksinimi ise bir hayli yüksek bir oyundur. En başta iyi bir bel ve sağlam bacaklara sahip olmanız gerekir. Ve tabi ki kilo. Ne kadar kilonuz varsa o kadar iyisiniz demektir bu oyunda. Bu oyunda, kilolu insanların komplekse girmelerinin de önlendiği görülür. "Ulan ben kiloluyum uzun eşşekte beni yenebilecek var mı lan!?" gibi sözlerle kasılabilirsiniz.

    Simit

    Türklere barbar derler bilirsiniz. Neden söylediklerini hiçbir zaman anlayamadım. Oysaki biz masum insancıl ve sevecen bir milletiz. Hadi canım kimin için söylüyorsun bu lafları? mı diyorsunuz. Tabi ki dersiniz çünkü sizde bir Simit oyuncususunuz değil mi?

    Simit oyununun tarihi çok uzak bir zaman diliminde değildir. 1929'da olan ve şu anda da 2.si patlak veren küresel krizden kaynaklanmadır. Nasıl? Küresel krizle çoğu insan işsiz kaldı. Birçok kişi farklı mesleklere yönelip yaşamlarını sürdürdüler. Tabi bazı kişilerde simit satarak kazanmaya başladı hayatlarını. Fakat simitçiler sürekli mahallede simiiit simiiit, SİMİĞİİİYYTT diye bağırmaları mahalle halkını sürekli rahatsız ediyordu. Bu böyle sürerken bir gün İstanbul Bağdat Caddesi'nde dolaşan simitçi aynı şekilde feryat eder gibi bağırıyordu. Bu olaya daha fazla dayanamayan Bağdat Caddesi halkı eline taş, sopa, tencere, mızıka, çekiç, pense, kargaburnu, 14–15 anahtar ne varsa alarak simitçiyi kovalamaya başladı. Hem üstüne doğru sinirli bir şekilde gelen halktan kaçan ama bir yandan da eve ekmek götürmek için çırpınan simitçi ise halen simiiiiiiiit diye gıcıklandırır gibi bağırmaktadır. Köşede yakalanan simitçiyi o tarihten beri gören olmadı. İşte bu acı ama gerçek olayın etkisinde kalan halk. Simitçiyi ve eski günleri yâd etmek için simit adlı oyunu çıkarttılar. Böylesine bir oyunu bize ulaşmasını sağladığı için başta simitçiye ve cadde halkına... Öhö! Ne diyorum ben ya?

    Simit oynanışı ve gerçekçiliği bakımından göz sevkinize bire bir etki edecek bir oyundur. O denli yüksek detay grafiklerin 3 kişi gibi düşük bir sistemde çalışması hala çözülemeyen bir sır? Bir mısır piramitleri birde bu çözülebilmiş değil. Oyun içerik olarak ta fazla göz yormuyor. 3 kişiyle bile aksiyonun doruğuna vurabilirsiniz. Peki, nasıl oynanır bu simit? Efendim, ebe sıfatı taşıyan; mahallede sevilen bir insan olmasına karşın ebe moduna girdikten sonra bütün mahallece terörist ilan edilen kişi için yere bir daire oluşturulur. Orası ebe için safe zone, yani güvenli bölgedir. Oraya girdiğinde ebe'nin etrafında bir güvenlik duvarı oluşur kimse ebeye dokunamaz. Daire içerisindeki ebe derin bir nefes alır ki simiiit diyerekten yerinden çıksın ve diğer oyunculara dokunsun. Eğer nefesi kesilmeden diğer oyunculara dokunursa, dokunduğu kişi ebe için ayrılmış bölgeye gidene kadar diğer tüm oyunculardan nefis bir dayak yer, rahatlar... Dokunamazsa aynı işlemi kendi üzerinde itinayla uygulanacağını bilir. Tabi bu, bu kadar basit olmasa gerek? Arada sırada ebe bölgesinden çıktıktan sonra diğer oyuncular daire içine girmeden simit diyerekten bağırır ki ya ebeyi ya da diğer oyuncuları kandırabilsin. Bir keresinde arkadaş ebe bölgesine girdi ve gözüne kestirdiği en yakın arkadaşına öyle bir uçar tekme attı ki adam ikiye katlandı. Gerçekten 160 santimlik adam 80 santim oldu karşımızda. Anlayacağınız üzere ebe dışında kim o daireye ayak basarsa otomatikman ebe oluyor. Bu oyundaki en büyük sistem gereksinimi büyük bir gırtlak ve sağlam bir diyafram arkadaşlar. Ne kadar uzun bağırırsan o kadar uzun oluyor hayatta kalma şansımız. Ki bir keresinde oynarken, arkadaşın biri (arkadaşın biri diyorum ama ben onun Bülent Ersoy olduğuna eminim) öyle bir simiii...t diyerek çıktı ki... Bakın cam bardağa değil. Tüm Paşabahçe fabrikalarına tutsak o sesi, tüm fabrika yerle bir olur vallahi billahi. Beni nerden nereye kovaladı bir görseniz, bırakın küçük dilinizi tüm kafanızı yutardınız. Siniri, gıcığı bir öfkesi mi vardı bana anlamadım. Ben kaçmaktan yoruldum adam kovalamaktan ve bağırmaktan yorulmadı. Mortal Combat'tan tanıdığımız Sonia'da zaten zaman zaman gelir bu arkadaştan ders alır. Yoksa o ses o kadında ne gezer?.. İşin ilginç taraflarından biriside biz aşağıda simit oynarken, sürekli balkonlardan insanların çıkıp simitçi simitçiii 3 tane simit diyerek bağırmaları bizlerin 3–4 saniyeliğine donmamıza neden oluyordu.

    Simit oyununa alternatif olarak çoğu bölgelerde bilinen Zımbırzımba var. Evet, fark ettim bu kadar garip bir isimde oyunu insan utançtan oynayamaz. Bu oyun ise simit oyununa göre sesle değil ayakla oynanıyor. Yani bir kişi ebe bölgesinden zımbırzımba diyerek çıkıyor tek ayağı üzerinde. Zıplayarak ilerliyor ve kaldırdığı ayağını yere değmeden diğer oyunculara dokunmaya çalışıyor. Dokunursa, dokunduğu dayağı yer. Dokunamadan ayağını yere değer ya da o sırada ebe yerine başka bir kişi girip seni kandırırsa... Aslına bakarsanız her şekilde ebe dayak yiyor bu oyunda, yazık... Simit'e ek olarak yapımcıların yeni bir oyun üzerinde çalışmalara başlandığı da kulağımıza gelen haberlerden. Oyunun büyük ihtimal ismi Simit: Revenge olacak. 2. oyunda ebenin daha fazla güçlendirileceği ve bağırma gücünü diyafram ve gırtlak arasındaki telleri rahat çalışır şekilde hem optimize edecekler hem de arttıracakları da yine kulağımıza çalınan bilgilerden. Merakla bekliyoruz...

    Komandoculuk

    Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temel taşı. Türk Ordusu'nun güç kaynağı, iyilerin dostu kötülerin düşmanı, dul ve yetimin bacanağı ga... P-pardon yaa.. Şey. Ne diyecektim? Hah! Komandoculuk! Bu da ne bayat bir isimmiş. Ben bu oyunu oynamadım diyen Türk erkeğini döverler. Ben bu oyunu bilmiyorum diyen adama T.C. kimliği vermezler. Rambo gibi filmlere, CoD gibi oyunlara ilham veren bir başyapıttır. İlk çağlarda insanlar din için, toprak için, para için, şan şöhret için savaşıyorlardı. Lakin çoğu insan savaşmayı bilmiyordu ve bu istem dışı sonuçların doğmasına sebebiyet veriyordu. Geliştirdikleri bu oyun sayesinde erkekler çocuk yaşta şakacıktan(!) dan dan takı takı takı diye savaşırlarken aslında her biri experience kazanıyorlardı. Bu sayede savaşlarda daha verimli sonuçlar alınıyordu. İşte tüm dünya haritasını değiştiren, birçok devletin yok olmasına yeni devletlerin türemesine sebep olan Komandoculuğa bir de biz göz atalım bakalım nasıl oynanıyormuş...

    Komandoculuk, oyun itibari ve zevki açısından minimum 4 kişiyle oynanabilir. Lakin önerilen sistem ihtiyacı 10'dur. Eşit şekilde paylaştırılan askerler grup oluşturur ve belirlenen bölgelere pusu atarlar. Kendi Einstein'lıklarını kullanarak yaptıkları tahtadan, plastikten silahlarla birbirleriyle savaşırlar. Oyunun bilgisayar grafikleriyle yapılacak patlama efektleri olmadığından bunları oyuncuların kendi zihinlerinde de canlandırmaları oyuna farklı bir zevk katıyor. Fakat yine kendi emeklerinizle yapacağınız gerçekçi patlama efektleride oyuna ekleyerek alacağınız zevki tavan yapabilirsini. Yalnız oyunun bu görsel efektlerini rahatça görebilmek için en fazla 0.75 miyop ya da astigmat olmanız gerekmektedir. Aksi taktirde çok sert FPS düşüşleri yaşayacaksınız.

    Belirlenen bir bölgede yapılan savaşların film kalitesinde olmasını isterseniz bir kamerayla bunu destekleyebilirsiniz. Size tavsiyemiz en az 3.2 megapikselli kameraya sahip bir cep telefonu. Sonuçta oyunu oynayınca sonunda ne olduğunu bilmediğimizden ve mızmızlayan vurulduğu halde ölmeyip hatta utanmadan "RAMBO ÖLMEZ LAAAAAYYYYNNN!" diye koşan arkadaşları da bu sayede tespit edebilir. Sonraki multiplayer deneyimlerinizde onları kickleye bilirsiniz. Bunun için konsolu ayarlar menüsünden aktif edin. Oyun esnasında malum tuş olan é" basarak konsolu açınız ya da arkadaşınızın ense köküne Osmanlıyı geçirdiniz mi zaten kendiliğinden açılır konsol perdesi. Daha sonra kiklemek istediğiniz arkadaşınızın adının önünü /kick komutunu ekleyip oyundan atabilirsiniz.

    Örneğin: /kick Stratocaster.(Noluyor! kim? nerde? @Ed)

    9 Aylık: Futbolda estetiğin doğuşu

    Futbol, dünyaya yayılalı yıllar olmuş, tüm gençliği sarmıştı. Floransa dolaylarındaki bir grup genç bir türlü bu oyunu becerememenin ve mahalle maçlarında dışlanmanın ezikliğini yaşamaktadırlar. Mahalledeki çocukların hakaret dolu söylemleri onları bıktırır ve birlikte karar alıp günün belli saatlerinde sürekli antrenman yapmaya başlarlar. Antrenmanlara başladıklarından dokuz ay sonra herkesten gizli yaptıkları antrenmanlarına son verip mahalledeki maçlara yeniden katılmak için mahallenin San Siro'su 'kum sahaya' geri dönerler. Çocuklar dalga geçmek üzereyken bu gençlerden birisi topu alıp sektirmeye başlar, karşılarında bir futbol yıldızı top sektiriyormuş gibi izleyen çocuklar pasın gittiği diğer gençleri izlemeye başlarlar. Aylardır maçlarda görmedikleri bu gençler adeta bir dünya karması olup çıkmışlardır. Sırlarını yıllar sonra kendilerinden sonraki gençlere anlatırlar, cevap basittir: 9 Aylık.

    9 Aylık, sayısız kişiyle oynanır, sınır tanımaz. En başta top sektirilir ve en az sektiren kaleye geçer. Bu sayede gençler top kontrollerini geliştirmişlerdir. Topa dokunup da yere değdikten sonra tekrar dokunan ve top kale sınırından dışarıya giderse topa son vuran kaleye geçer. Gençlerin ayaklarına gelen her topu değerlendirmelerini, çerçeveyi (iki taş arasını) bulan şutlar çekmelerini, sürekli pas yapmaya alışmalarını sağlar bu kural zamanla. Futbolun kurallarıyla benzer olarak, kaleci haricinde elle dokunmak yoktur ve el ile topa müdahale eden kişi kaleye geçer. Kaleci yere değmeden atılan topu havada yakalayıp yere düşürmezse topa en son müdahale etmiş kişi kaleye geçer. Böylece kaleye daha sert, yakalanması daha zor şutlar çekmeyi öğrenir gençler. Her atılan gol ve top kaleye girmeden önce yere değmemek kaydıyla yapılmış her müdahale 1 ay sayılır ve 9 ay sınırına varıldığında kalede bulunan kişi oyundan çıkar. Tek kişi kalana kadar bu düzen devam eder.

    Havada topa dokunma sınırının olmaması yavaş yavaş görsel şölene dönüştürür oyunlarını. Bu şekilde futbol, artistik hareketlerle tanışır. Günümüz oyunlarında L2+ analog gibi kombinasyonlarla yaptığımız, televizyonda Cristiano Ronaldo gibi yıldızlardan izleyince "Vay be!" dediğimiz hareketlerin temeli atılır. Yoksa düz futbol içerisinde kim nerden akıl edip de "Haydi garip bir hareket yapayım, millet de şaşırıp kalsın." diyecek ki?!

    Sonuç olarak, bu oyun günümüzde futbolsever kitlenin genellikle az oyuncu bulunduğunda tercih ettiği, görselliğin ön planda olduğu bir oyundur. Ergenlik dönemindeki gençlerin oynayan kitle arasında büyük yer tutması, 9 Aylık bölümündeki "9" rakamında değişik rakamların belirmesine yol açmış, oyundan atılacak kişiye komik ad-soyad takma gibi adetler doğurmuştur.

    Oyunun günümüz versiyonunun sistem gereksinimleri:

    Oynanılabilir durumda bir top. (Patlak da olabilir)

    Sahadan küçük, bahçeden büyük, toz ya da beton tabana sahip bir alan.

    Saymayı bilen en az 1 kişi. (Hesaplamalar her zaman hatalı yapılır)

    Kale ya da kale yerini tutacak iki adet taş. (Bulabilirseniz 2 kişide olabilir)

    Deterjan. (Kirlenmek güzeldir)

    Akşam ezanı. (Futbol türevi oyunların bitiş düdüğü niteliğindedir akşam ezanları)

    3 Taş: Bir kahramanlık hikâyesi

    Taş Devri’nde toplum anlayışının yeni yeni başladığı dönemler.

    Karanlık dönemden sonraki en karanlık dönemini yaşıyordu dünya. Eğlenceden yoksun geçen yılların acısı çocukları mağara altlarına itmişti, toplum o kadar geri kalmıştı ki çarpık kentleşme bile mevcut değildi henüz. Toplumun büyükleri sefa içinde bin bir türlü yaratık avlayıp akşama yemek çıkarma bahanesiyle eğlenceye doyarken küçük bireyler boş boş etrafa bakıyorlardı. Artık yaşanmaz olmuştu dünya, çocukların bir kahramana ihtiyacı vardı.

    Ve sonunda "O" geldi.

    Bir elinde çimen, diğer elinde 6 adet taş ile ufukta göründü. Çocuklar gölgesinin etrafında doluşmuş, umut dolu gözlerle ona bakıyorlardı. Dünyanın ilk geometricisi ve saymayı çözen kişisi olan bu isimsiz kahraman meraklı bakışları sustururcasına yere eğildi ve çimenleri yere sürtmeye başladı. Yerde şekiller oluşuyor, çocuklar hayretler içinde kahramanlarını izliyorlardı. Çocuklar arasında en güçlü görünenini yanına çağırdı ve eline 3 adet taş bıraktı. Taşları çizgilerin kesiştiği noktalara dizmesi gerektiğini, 3 adet taşın hepsi düz ya da çapraz olarak dizildiği takdirde kazanacağını anlattı.
    İlk denemeler umutsuzluk yaratmıştı bu bilge çocuğun içinde. Yine de yılmadı, günlerce, haftalarca yetiştirdi gençleri. Nihayet çalışmalara başlamasının 3. yılına yaklaşırken birkaç kişi oynayabilir duruma gelmiş, yeni gençlere öğretir olmuşlardı. İlk oynayabilenler arasında büyük savaşlar oldu, kazanamayanlar dünyayı mızıkçılık kavramıyla tanıştırdılar, kazananlar artistlik terimini halk diline sokmayı başardılar. Bilge çocuk onlara her şeyi öğretmişti ancak oyunda mızmamayı, kazanınca hava atmamayı öğretememişti. İnsanoğlu "3 Taş" ile tanışmıştı artık, sürekli gelişiyordu ve evrim sürecinde bir mihenk taşı daha uygarlığın topraklarına katılmıştı.

    Bilge çocuk tarih için ne kadar fazla şey yaptığının farkında bile değildi. Satranç oyununun temelini oluşturduğundan, günümüz sıra tabanlı stratejilerinin atası olan oyunu icat ettiğinden, toplumlardaki çocukların oyunlara meraklı, tembel insanlar olmalarına katkıda bulunduğundan bihaberdi. Tarih değişmişti artık; bir çocuk, bir avuç çimen ve 3 adet taş dünyayı değiştirmeyi başarmıştı.

    Oyunun günümüz versiyonunun sistem gereksinimleri:

    Boyutları aynı ancak farklılıklarını belli edecek 2 renk grubundan oluşmuş üçer adet taş.

    Çimen ya da tebeşir.

    Beton oyun yüzeyi. (Merdiven ya da kaldırım olabilir)

    Ego manyağı olma adayı 2 oyuncu.

    Kavga riskinde oyuncuları ayıracak tarafsız arkadaş(lar)


    Kartopu: Battlefield M.Ö.

    İnsanlığın kış ve dolayısıyla karla tanışması hiç kolay olmamıştı. Kar öncelikle ayrı bir canlı gibi görülüp ondan kaçıldı, inanç kavramı geliştikten sonra tanrıların insanlara kızdığının göstergesi olarak algılandı; kimse karın işe yarar ya da güzel bir şey olduğunu düşünmüyordu. M.Ö. 5000-10000 yılları arasında yaşadığı inanılan bir çocuğun ailesinin tüm çabalarına rağmen o soğuk kış gecesinde sokağa fırlamasıyla başladı her şey. O tarihlerde günümüze göre çok daha çetin geçen kışlar olduğunu ve barınma, ısınma ihtiyaçlarının oldukça zor koşullar altında karşılandığını hesaba katarsak çocuğun yaptığının tam anlamıyla delilik olduğunu öne sürmemiz de yerinde olur. Tek amacı biraz eğlenmek olan çocuk, evlerinin önüne karları toplayarak kumdan kale yaparcasına şekiller üretmeye başladı. Çocuğun nasıl eğlendiğini görünce tüm çocuklar onun yanına koşup daha farklı şekiller üretmeye, oynamaya başladılar. Aileler de durum karşısında çaresiz kalmış ve izlemeye koyulmuştu. Birkaç gün sonra yine çocuklar kar ile oynarken bembeyaz bir kurt onlara doğru yaklaşmaya başladı. Taze etin kokusunu alan kurt yavaş yavaş saldırmaya hazırlanıyordu. Çocuklar sağa sola bakındılar ancak kar yüzünden ne atacak bir taş ne de boyları yetip de dal koparabilecekleri yahut tırmanabilecekleri bir ağaç bulabildiler. Kurt, avlarını köşeye sıkıştırdıktan sonra tam hamlesini yapacakken çocuklardan birisi tüm çaresizliğiyle kurda bir avuç kar fırlattı. Kurt sendeleyince diğer çocuklar da bu durumdan cesaret alıp hep birlikte kurda doğru kartopları atmaya başladılar. Nitekim kurt kaçtı ve çocuklar kurtuldu. Bu olay üzerine kar, uzun yıllar kutsal bir varlık olarak görüldü. Çocukların hayatını kurtaran bu nimetin adı uygarlıktan uygarlığa yayıldı ve çocuklar arasında bir gelenek niteliğinde kartopu savaşları başladı. Bu savaşları kazanan çocuklar uygarlıklarının savaşçılarının aralarına girmeye hak kazanırdı. Kartopuyla yetiştirilip önce taş, sonra ok ve mızrak ile eğitim gören gençler uygarlıklarının öncelikle koruyucuları, daha sonra sözü geçenleri, en nihayetinde de liderleri olma hakkına sahip olurlardı. İşte kartopu geleneğinin başlangıcı bu şekilde gerçekleşti.
    Kartopu geleneksel niteliğini kaybederek de olsa günümüze kadar gelmeyi başardı. Tüm dünya çocukları tarafından her kış oynanan iyi niyetli, eğlenceli bir oyun olma özelliğini korudu. Tabii teknoloji de kartopunun nimetlerinden yararlanmayı ihmal etmedi. FPS ve aksiyon oyunlarındaki el bombalarının, Molotof kokteyllerinin, patates ve soğanın atılırkenki fizik tasarımları öncelikle kartopu oynayan çocuklara bakarak hazırlandı. Bu da yetmedi; Paintball denilen sporun oluşumunda da kartopu oyunu örnek vazifesi gördü. Kısacası kartopu, adeta bir kültür olarak oyun dünyasına kazınmayı başardı.

    Oyunun günümüz versiyonunun sistem gereksinimleri:


    Kış.

    Kar.

    Çocuk.

    Balkondan çağıracak, “Üşüteceksin çocuğum!” diye haykıracak ebeveyn.

    Gözünüze kadar örtecek, nefes almanızı engelleyecek atkı.

    KT7322GTX-SLI-CF marka kartopu eldiveni.

    Evde bekleyen soba ve sıcacık oda.

    CaSh : Mutlu Yıllar inşallah seneler geçtiğinde bunlar okunurken vay bea böyle birşeyde varmıymış diyen çocuklar görmeyiz...
    Yazı ALINTIDIR


  2. #2

    Standart

    yokmu okuyan bi göz atan
    MrZeyd ve BuGi bunu beğendi.

  3. #3

    Standart

    9 aylık hehehe ne günlerdi be...
    MrZeyd bunu beğendi.

  4. #4

    Standart

    İzninizle Ekleme yapmak istiyorum :

    9 Aylık sonunda 9 aylık olan kişi hayata gözlerini açmış ve bu şekilde çocuklar leyleklerden gelmedikleri hakkında fikir sahibi olmuşlardı ve her yeni doğana oldugu gibi onada bir isim verilirdi.
    Daha sonraları herkesin topu alır almaz kaleye abanması ve '' Ampul'un 5 lik '' Kafa nın 3 lük Geri geri vurma hareketinin 2 lik ilan edilmesi ( 18 Ocak 1881) hasebiyle 9aylık olmak yetmemiş sayı önce 18 e ardından genel kararla 21 e yükseltilmişti. e sayı 21 olunca cezanın da ağırlaşması kaçınılmazdı ve sonunda futbol tarihinde bir ilke imza atılarak kaleye arkası dönük yerleştirilen zavallının müstehcen arka bölümüne acımasız şutlar çekilirdi.Burada arkadaşınızın ne kadar acımasız ve aranızda geçen onca şeyden sonra hala sizi arkanızdan vurabildiğini görüp ilk hayat derslerini almaya başlardınız.

    Daha sonra basketbol oynayan kız hastalarının da bunu örnek almasıyla basketbol da da BALIK denen oyun icat edilmiştir.
    abraxas45 bunu beğendi.

  5. #5

    Standart

    teşekkürler

  6. #6

    Standart

    çocukluğum mükemmel geçti diyebilirim bu oyunların hepsini sıkılana kadar oynamışızdır defalarca. oyunların tanımıda harikulade olmuş okurken tekrar o yıllara gittim teşekkürler

  7. #7

    Standart

    Ben burayı çok sevdim.
    Ne güzel eğleniyorsunuz.
    Ben de oynayabilir miyim?
    Herkesin eline sağlık.

  8. #8

    Standart

    harıka walla

  9. #9

    Standart

    harika olmuş.emeğine sağlık

  10. #10

    Standart

    Bilgi için teşekkürler

Benzer Konular

  1. Patton | 1970
    Konu Sahibi Eticon Forum Portal Film
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 19.Mart.2011, 17:05
  2. Real ile dalga geçtiler |İspanya Kral Kupası| |Real Madid| |Alcorcon| 11.11.2009
    Konu Sahibi NeMeSiS Forum Avrupa - Bahis ve Tahminler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 11.Kasım.2009, 14:19
  3. N95 & N81 & N73 için N-Gage oyunları kurulumu & oyunları RESİMLİ Anlatım
    Konu Sahibi BeRKaY Forum Yararlı Bilgiler ve Dökümanlar
    Cevap: 22
    Son Mesaj : 01.Eylül.2009, 23:32
  4. Tarihi Oyunlar
    Konu Sahibi WisEaglE Forum Resim | Şiir | Fıkra
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Ocak.2009, 15:03
  5. Cevap: 3
    Son Mesaj : 21.Ocak.2008, 15:41
+Sedat Yücel