2014 YAZ KAMPANYASI

Etiketlenen üyelerin listesi

Karl Raimund Popper- Tarihselciliğin sefaleti

Yazar: KARL R. POPPER Kitap: TARİHSELCİLİĞİN SEFALETİ Çeviren: SABRİ ORMAN Yayınevi: İNSAN YAYINLARI Yayın Yılı: HAZİRAN 1998 Baskı: 2.BASKI Karl R Karl R. Popper, bilim felsefesi, metodolojisi, bilgi teorisi (epistemoloji) ve siyaset felsefesi konularında yaptığı orijinal çalışmalarla bilinen günümüzün tanınmış filozoflarından biridir. Popper, bu çalışmalarında bir yandan quantum fiziği, relativist fizik, biyoloji gibi bilimlerde yapılan çalışmalardan yararlanıp bu çalışmaların

Bu konu 1796 kez görüntülendi ve 2 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Karl Raimund Popper- Tarihselciliğin sefaleti

    5 üzerinden 5.00 | Toplam: 1 kişi oyladı ve 1796 kez incelendi.


Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Folder New Hot Karl Raimund Popper- Tarihselciliğin sefaleti

    Yazar: KARL R. POPPER
    Kitap: TARİHSELCİLİĞİN SEFALETİ
    Çeviren: SABRİ ORMAN
    Yayınevi: İNSAN YAYINLARI
    Yayın Yılı: HAZİRAN 1998
    Baskı: 2.BASKI

    Karl R Karl R. Popper, bilim felsefesi, metodolojisi, bilgi teorisi (epistemoloji) ve siyaset felsefesi konularında yaptığı orijinal çalışmalarla bilinen günümüzün tanınmış filozoflarından biridir. Popper, bu çalışmalarında bir yandan quantum fiziği, relativist fizik, biyoloji gibi bilimlerde yapılan çalışmalardan yararlanıp bu çalışmaların felsefi yorumlarını ortaya koyarken, öte yandan 1. ve 2. dünya savaşlarını yaşayan bir kişi olarak bu savaşların getirdiği problemleri siyaset felsefesi içinde ele almıştır.

    Psikoloji ve müzik, onun bilimsel bilginin gelişim problemini incelemesinde önemli rol oynamıştır. Popper’ı tanıtan ilk eserlerin konusu da bu problemle ilgilidir.

    Popper’a göre bilimin özelliği, doğrulanabilir değil yanlışlanabilir olmaktır. Bilimsel teorilerin olgularla uygunluk içinde olmaları, olgular tarafından doğrulanabilmeleri de gerekir. Fakat bir teorinin bilimsel olma niteliği kazanabilmesi için, bu teorinin mevcut veya mümkün bir olgu tarafından yanlışlamaya açık olması, potansiyel olarak yanlışlanabilir olması gerekir. Bu bakımdan bilimsel olmanın ölçüsü olaylarla uygunluk yani doğrulanabilirlik değil, olgular tarafından çürütülebilirlik veya yanlışlanabilir olarak alınmalıdır.

    Doğrulanabilirliği bilimsel teorilerin kriteri olarak almanın başka bir mahzurlu tarafı da vardır: bir teoriyle dile getirilen bir genellemenin bütün örneklerini gözleyebilmek umumiyetle mümkün olmaz.

    Popper, anlam problemi yardımıyla bilimsel ifadeleri metafizik ifadelerden ayırmak yerine, bilimsel bir ifadenin bilimselmiş gibi duran sahte ifadelerden ayrılması üzerinde durmuştur.

    Popper’a göre sınır-koyma bilimsel teorilerin temel özelliğidir. Çünkü her bilimsel teori, bir takım olguları açıklarken bir takım olguları da kapsam dışında tutar. Yani bazı olguların bir teorinin çerçevesi içinde alınması, yine aynı teori tarafından yasaklanır. Bilimsel bir teori ne kadar çok olguyu kapsamı dışında tutabiliyorsa, gücüde o oranda fazla demektir. Bilimsel teorilerin aksine sahte-bilimsel teoriler, hiçbir sınırlandırma yapmadan, geniş ve çeşitli olgu yığınını açıklamak amacı ve özelliğine sahiptir. Halbuki bilimsel bir teoriye bakıldığında hangi olguların teorinin kapsamı dışında kaldığını tespit etmek mümkündür.
    Bilimsel teorilerin sınır-koyma özelliği, teorilerin bilgi veren içerikleriyle, diğer bir deyişle empirik içerikleriyle de ilgilidir.

    Teoriler, zamanla ortaya çıkan ve teoriyle uyuşmayan çeşitli hadiselere karşı bir takım yardımcı ve ad hoc hipotezler yardımıyla bağışıklık kazanırlar. Bu suretle de yeni olgular karşısında başarıyla test edilmiş olurlar. Böyle bir başarı teoriye duyulan güvenin artmasına ve teoriye dogmatik olarak bağlanılmasına yol açar. Bu durum Popper’a göre gerek bilim öncesi bilgilerin gerekse bilimsel bilgilerin oluşabilmesi için gerekli bir safhadır. Büyük dogmalar yani güvenilirliği büyük teoriler insan zihninin büyük başarılarıdır. Dogmatik düşünce ayrıca, kritik düşüncenin meydana gelebilmesi için bir ön safhadır. Dogmatizm, kritisizm ile birlikte büyük dogmaların yani bilimsel gelişmenin kaynağını meydana getirir.

    Dogmatik düşünce, içgüdüsel olarak düzeni arayan, düzenliliğin mekanizmasını keşfetmek isteyen organizmanın doğuştan getirdiği bir özelliktir. Organizmanın diğer bir özelliği kritik etme yeteneği üzerine kurulmuş olan yaratıcı düşüncedir. İnsan bu özellikleri dolayısıyla ve birtakım tecrübeler yardımıyla teori kurar; birtakım yanılmalar vasıtasıyla da bu teoriyi eleştirip yeni teorilere yönelir. Bu özellik Popper’a göre bir amipten insana kadar bütün canlılarda ortak olup, öğrenme işlemi de tecrübe etme ve yanılma sürecine bağlı olarak cereyan eder.

    Popper’a göre bu süreçle sadece öğrenme işleminde değil teorinin kurulmasında da karşılaşılır: çünkü teori kurma da bir öğrenme işlemidir. Öğrenme, tecrübe etme ve yanılma üzerine kurulmuştur: yani dedüktif bir süreçtir. Diğer bir ifadeyle teori kurma ve öğrenme işlemi, mevcut bir yargıdan, bu yargıyı kritik etme, çürütme, yanlışlama yoluyla yeni bir bilgi elde etme işlemidir. Bu durumda önce teori sonra gözlem gelir. Popper’a göre teori gözleme öncülük eder; teori olmadan gözlem tek başına bir işe yaramaz. Gözleme yol gösteren teoriler bizim tasarımlarımızdır. Tahminler, varsayımlar, hipotezler demek olan teorilerle, gerçek dünyanın dışında başka bir dünya yaratırız, bu teoriler, gerçek dünyayı yakalamada kullandığımız ağlardır.

    Bilgi, realitenin bir kopyası, realiteden alınan bir izlenim değildir. Bilgi, genetik veya psikolojik olarak aprioridir. Popper herhangi bir bilginin apriori geçerli olduğunu kabul etmenin yanlış olacağını söylemektedir.

    Popper, bilimsel teorilerin fiziksel nesnelerle ve ayrıca biyoloji ve psikolojiyle olan ilgisini Dünya 1, Dünya 2, Dünya 3 kavramları vasıtasıyla ele almıştır. Popper’a göre Dünya 1, her türlü canlı, cansız, tabii ve insan eliyle yapılmış nesnelerden ibarettir. Dünya 2 ise, beynin çeşitli fonksiyonları neticesinde ortaya çıkan psikolojik hadiseleri temsil etmektedir. Bilimsel teoriler, Dünya 2 vasıtasıyla ve ancak dolaylı bir şekilde fiziksel nesnelerle ilgi içinde olurlar. Bilimsel teoriler kendi başlarına bir varlık alanını yani Dünya 3’ü meydana getirirler. Popper bu görüşleriyle açıklamalarına sistematik bir bütünlük vermektedir.

    Popper’ın bilim felsefesi dışında üzerinde durduğu diğer alan siyaset felsefesidir. Siyaset felsefesi, bir yönüyle, onun metodoloji konusundaki görüşlerinin uygulandığı bir alan durumundadır. Fakat Popper’ın siyaset felsefesiyle ilgilenmesinin ana nedenlerinden birisi, 1. ve 2. Dünya savaşlarını ve totaliter rejimleri görmesidir.

    Toplumlara en uygun şekilde biçim verebilmek, Popper’ın kullandığı deyimle açık toplumlar da olabilir. Çünkü bu toplumlarda hangi görüşlerin doğru olduğunu tartışma imkanı vardır. Popper’a göre insan toplumları mükemmel değildir. İnsan toplumları dostluğun ve uzlaşmazlığın olduğu toplumlardır. Ancak karınca toplumlarında bu özelliklere rastlanmaz.


    1. TABİATÇILIK ALEYHTARI TARİHSELCİLİK DOKTRİNLERİ

    Sosyolojik kanunlar, yahut sosyal hayatın kanunları, yer ve zamana göre değişirler. Tarihselcilik, düzenli olarak tekrarlanışları gözlemlenebilen bir çok tipik sosyal şartlar olduğunu kabul etmesine rağmen sosyal hayatta görülebilen düzenliliklerin, fiziksel dünyanın değişmez düzenlilikleri karakterinde olduklarını reddeder. Çünkü onlar tarihe ve kültürdeki farklılıklara dayanırlar onlar belirli bir tarihi duruma dayanırlar.
    Tarihselcilik, sosyal kanunların tarihi göreliliğinin, fizik kanunlarının çoğunu sosyolojiye uygulanamaz hale getirdiğini iddia eder. Bu görüşün üzerine dayandığı tipik tarihselci argümanlar genelleme, deney, sosyal fenomenin karmaşıklığı, kesin öndeyinin güçlükleri ve metodolojik özcülün önemine ilişkin olanıdır.

    GENELLEME:

    Tarihselciliğe göre fiziksel bilimlerde genelleme imkanı ve bundaki başarı, tabiatın genel tek biçimliliğini; benzer durumlarda benzer şeylerin olacağı şeklindeki gözleme dayanır. Her yerde ve her zamanda geçerli olduğu kabul edilen bu ilkenin fizik metodunun temelini teşkil ettiği söylenir. Tarihselcilik bu ilkenin, sosyolojide zorunlu olarak kullanışsız olduğunda ısrar eder. Benzer şartlar, ancak tek bir tarihi dönemde ortaya çıkar. Onlar asla bir dönemden diğerine devam etmezler. Bundan dolayı toplumda üzerine uzun dönem genellemelerinin kurulabileceği hiçbir uzun dönem tek biçimliliği yoktur.

    Tarihselci, sosyal tek biçimliliklerin tabii bilimlerinkinden geniş ölçüde ayrıldıklarını savunur. Onlar bir tarihi dönemden diğerine değişirler ve onları değiştiren güçte insan faaliyetidir. Çünkü sosyal tek biçimlilikler tabiat kanunları olmayıp insan yapısıdırlar. Onların insan tabiatına dayandıklarının söylenmesi de insan tabiatının onları değiştirme, hatta kontrol altında tutma gücünün bulunmasından hareketledir. Bundan dolayı, eşya daha iyiye veya daha kötüye götürülebilir.

    DENEY:

    Fizik, deney metodunu kullanır yani o suni kontrolde suni soyutlamaya başvurarak, benzer şartların yeniden meydana getirilmesini ve bunun sonucu olarak da belli etkilerin meydana gelmesini sağlar. Bu metot açıkça şartların benzer olduğu yerde benzer şeylerin meydana geleceği düşüncesine dayanır. Tarihselci bu metodun sosyolojide uygulanma kabiliyeti olmadığını iddia eder. Ona göre, uygulama kabiliyeti olsaydı bile herhangi bir faydası olmayacaktı. Çünkü, benzer şartlar yalnızca tek bir dönemin sınırları içinde gerçekleştiğinden, herhangi bir deneyden elde edilen bir sonucun çok sınırlı bir önemi olacaktı. Dahası, suni soyutlama, sosyolojideki en önemli faktörleri tasfiye edecekti.

    Tarihselci tarafından gerçek bir değeri olan hiçbir deneyin mümkün olamadığı ileri sürülür. Sosyolojide büyük ölçekli deneyler, asla fizikteki anlamlı deney değildirler. Onlar bu yolla bilgiyi ilerletmek için değil, politik başarı sağlamak için yapılırlar. Dış dünyayla bağlantısız bir laboratuarda icra edilmezler ve üstelik onların icra edilmesi, kendi hesabına, toplum şartlarını değiştirir. İlk icra edilişleri nedeniyle şartlar değişmiş olacağından, tıpa tıp aynı şartlar altında tekrarlanmaları asla mümkün olamaz.

    YENİLİK:

    Tarihselcilik büyük ölçekli sosyal deneylerin benzer şartlarda tekrarlanabilme imkanını inkar eder; çünkü ikinci uygulamanın şartlarının, deneyin daha önce yapılmış olması gerçeğinden etkilenmiş olması gerekir. Bu argüman, toplumun, bir canlı gibi, çoğunlukla onun tarihi diye isimlendirdiğimiz bir çeşit hafızaya sahip olduğu düşüncesine dayanır.

    Tarihselciliğe göre toplum da deneyimler geçirir ve onunda kendi tarihi vardır. O kendi tarihinin tekrarlanışlarından ancak yavaş bir şekilde ders alıyor olabilir; fakat geçmişi tarafından kısmen şartlandırıldığı sürece onun öğrenmekte olduğundan şüphe edilemez. Bundan dolayı sosyal tarihte gerçek anlamda tekrarın mümkün olmaması gerekir ve bu demektir ki gerçek enlemde yeni özellikler taşıyan olayların ortaya çıkmasını beklemek gerekir. Tarih kendini tekrarlayabilir. Fakat aynı seviyede asla tekrarlamaz.

    Sosyal yeniliğin bir başka yönü daha vardır. Belirli her sosyal vakanın sosyal hayattaki her olayın, bir bakıma yeni olduğu bu olay diğer olaylarla birlikte sınıflandırılabilir, bazı bakımlardan bu olaylara benzeyebilir fakat yinede o daima çok belirgin bir şekilde kendine özgü kalmaya devam eder.

    KARMAŞIKLIK:

    Sosyal fenomen karmaşıktır fizikte çok daha az karmaşık bir konu ile uğraşırız, buna rağmen deneysel soyutlama metoduyla konuyu suni yoldan daha ileri derecede soyutlarız. Bu metodun sosyolojiye uygulanma kabiliyeti olmadığından iki katlı bir karmaşıklıkla karşı karşıyayız demektir: suni soyutlama imkansızlığından kaynaklanan bir karmaşıklık ve sosyal hayatın bireylerin zihni hayatını önceden var kabul eden tabii bir fenomen olması gerçeğinden kaynaklanan bir karmaşıklık.

    ÖNDEYİNİN KESİNSİZLİĞİ:

    Tarihselcilik sadece sosyal yapıların karmaşıklığından değil, onunla birlikte öndeyiler ile öndeyide bulunulan olaylar arasındaki karşılıklı bağlılıktan kaynaklanan özel bir karmaşıklıktan dolayı, sosyal öndeyinin çok zor olması gerektiğini ileri sürer.

    Tarihselciler sosyal bilimlerin her çeşit sosyal olgu ve olay hakkında bilimsel tahminler yapmaya el verecek kadar gelişebileceği varsayımından saçma sonuçlar çıkacağını ve bundan dolayı bu varsayımın tamamıyla mantıki zeminde kalınarak çürütülebileceğini söylerler. Çünkü eğer bu tür yeni bir bilimsel sosyal takvim yapılmış olsa ve başkaları tarafından da bilinir hale gelseydi hiç şüphesiz onun öndeyilerini alt üst edecek eylemlere sebep olacaktı. Kısacası, kesin ve ayrıntılı bir sosyal olaylar takvimi fikri kendi kendisiyle çelişkilidir. Ve bu sebeple kesin ve ayrıntılı bilimsel ve sosyal öndeyiler imkansızdır.

    OBJEKTİFLİK VE DEĞERLENDİRME:

    Sosyal bilimlerde, gözleyen ile gözlenen yani özne ile nesne arasında tam ve karşılıklı etkileşim vardır. Gelecekteki bir olayı meydana getirebilecek olan eğilimlerin varlığının farkında olmak ve dahası öndeyinin bizzat kendisinin, öndeyiye konu olan olayları etkileyebileceğini bilmek muhtemelen öndeyinin içeriği üzerinde bazı akisler uyandıracaktır. Ve bu akisler sosyal bilimlerdeki öndeyilerin ve diğer araştırma sonuçlarının objektifliğini ciddi bir şekilde zedeleyebilecek türden olabilirler.

    Özel ilgilerin ve çıkarların, bilimsel teori ve öndeyilerin üzerinde bir etkisinin bulunması durumunda yanlı tutumların belirlenebilmesi ve onlardan kaçınılabilmesi şüphe gerektirecek bir şeydir. Bundan dolayıdır ki sosyal bilimlerde, fizikte karşılaştığımız türden objektif ve ideal bir doğruluk arayışına benzeyen pek az şey olduğunu görebiliriz. Sosyal bilimlerde, sosyal hayattaki eğilimler ve çıkarlar sayısınca eğilim ve tavır bulunacağı beklenmektedir.

    BÜTÜNCÜLÜK:

    Tarihselciler, fiziksel bilim metotlarının soysal bilimlere uygulanamayışının derin bir sebebi olduğuna inanırlar. Onlar sosyolojinin bütüncü diye adlandırılan bir tarzda çalışması gerektiğini düşünürler. Çünkü sosyolojinin konuları, yani sosyal gruplar, hiçbir zaman sadece kişilerin toplamı olarak kabul edilmemelidirler. Sosyal grup, üyelerinin basit bir toplamından daha öte bir şey olduğu gibi, üyeleri arasında herhangi bir anda mevcut sadece kişisel ilişkilerden de daha öte bir şeydir.

    Bütün sosyal grupların kendine özgü gelenekleri, kendilerine özgü kurumları ve kendilerine özgü merasimleri vardır. Tarihselcilik, eğer bir grubun şimdiki halini anlamak ve açıklamak istiyorsak ve eğer onun gelecekteki gelişmesini anlamak ve önceden görmek istiyorsak, onun tarihini geleneklerini ve kurumlarını incelememiz gerektiğini iddia eder.

    SEZGİSEL ANLAYIŞ:

    Sosyal grupların tarihini sezgisel yoldan anlamaya çalışmamız gerektiği, tabiatçılık aleyhtarı tarihselci görüşün bir parçasıdır. Ve bu görüş bazen öyle bir metodolojik doktrin haline gelebilir ki her zaman birlikte olmasalar da tarihselcilikle çok yakından ilişkili olduğu söylenebilir.

    Sezgisel anlama doktrininin üç değişik şekli vardır; birincisi, bir sosyal olayın, onu meydana getiren güçler bakımından tahlil edildiği, yani ona karışan bireyler ve gruplar, onların amaçları ve çıkarları ve tasarruf edebildikleri güçler bilindiği zaman anlaşıldığını savunur. Sosyolojinin buradaki metodu, belirli amaçlara yöneltilmiş rasyonel veya irrasyonel faaliyetlerin hayali olarak yeniden inşa edilmesi şeklinde düşünülmektedir. İkinci şekil daha ileri gider, o böyle bir tahlilin özellikle bireysel eylemlerin ve grup faaliyetlerinin anlaşılması hususunda gerekli olduğunu kabul eder. Fakat sosyal olayın anlaşılması için daha fazla şeye ihtiyaç olduğunu savunur. Sosyal hayatı anlamak için, sadece olgusal sebep ve sonuçları, çıkarları ve eylemlerin sebep olduğu karşı eylemleri analiz etmenin ötesine geçmeliyiz. Her olayı, bütün içinde kendine özgü bir rol oynuyor diye anlamamız gerekir. Olay, anlam ve önemini bütün üzerindeki etkisinden alır ve bu sebeple onun anlam ve önemi kısmen bütün tarafından belirlenir. Sezgisel anlam doktrinin üçüncü şekli, 1. ve 2. şekilleri tarafından ileri sürülen her şeyi bütünüyle kabul ettiği gibi daha da ileri gider. O bir sosyal olayın anlam ve önemini anlamak için onun kaynağının, etkilerinin ve durumsal değerinin tahlilinden daha fazla şeye ihtiyaç olduğunu düşünür.

    NİCEL METODLAR:

    Sosyoloji, tarihsel gelişmeyi daha çok nitel bir tarzda, mesela çatışan eğilimlerle amaçlar şeklinde açıklamaya çalışır. Nicel ve matematik metotlarının uygulanabilirliğine karşı ileri sürülen düşünceler hiçbir şekilde tarihselcilere özgü değildir. Ve bu tür metotlar tarihselcilik aleyhtarı görüşlere sahip yazarlar tarafından da reddedilir. Sosyal bilimler, fiziğin matematiksel olarak formüle edilmiş nedensel kanunlarıyla mukayese edilecek hiçbir şeyi bilmez.

    ADCILIĞA KARŞI ÖZCÜLÜK:

    Metodolojik özcüler terimlerin gerçek ve asli anlamını ve bu arada onlar tarafından gösterilen özellerin gerçek veya doğru tabiatlarını açığa çıkaran nafiz bir cevabın verilmesinin, bilimsel araştırmanın ana görevi olmasa da gerekli ön bir şartı olduğuna inanırlar. Metodolojik adcılar, bilimin görevinin, sadece eşyanın nasıl davrandığının tasvir edilmesi olduğuna inanırlar ve bunun, gerektiği her yerde serbestçe yeni terimlerin icat edilmesi veya elverişli olduğu her yerde eski terimleri tanımlanması ve eski anlamlarının sevinçle ihmal edilmesi yoluyla olacağını söylerler. Çünkü onlar kelimelere tasvirin kullanışlı araçları gözüyle bakarlar.

    Sosyal bilimlerde, metodolojik tabiatçıların adcılığa; tabiatçılık aleyhtarlarının özcülüğe taraftar olmaları beklenir. Tabii bilimlerin metotlarının esas itibariyle adcı olmasına karşılık sosyal bilimler metodolojik özcülüğü benimseler.

    Tarihselciler konunun metafizik yanına karşı tavırları ve tabii bilimlerin metodolo-jisine ilişkin düşünceleri bakımından ayrılabilirlerse de, sosyal bilimlerin metodolojisi söz konusu oldukça onların, özcülüğün yanında ve adcılığın karşısında yer almaya eğilimli olacakları açıktır.

    Metodolojik özcülük bilim veya bilgi, değişmeyen ve kendisiyle aynı kalan bir şeyin, bir özün varlığını peşinen kabul eder. Burada tarih, yani değişmenin tasviri ve öz, yani değişme sırasında değişmeden kalan şey, karşılıklı ilişki içindeki kavramlar olarak ortaya çıkıyorlar. Fakat bu karşılıklı ilişkinin bir başka yanı daha vardır: bir anlamda bir öz de değişmeyi ve bu arada tarihi peşinen kabul eder. Çünkü ilgili şey değiştiği halde onda değişmeyen ve aynı kalan bir şey olduğu ilkesi, onun özü demek ise o zaman o şeyin maruz kaldığı değişiklikler onun ve bu sebeple onun özünün değişik yanlarını ve yönlerini veya imkanlarını gün yüzüne çıkarır. Buna göre öz; eşyada saklı bulunan kuvvetlerin toplamı veya kaynağı olarak, değişmeler ise onun özünde saklı kuvvetlerin gerçekleşmesi veya fiile geçmesi olarak yorumlanabilir.


    2- TABİATÇILIK TARAFTARI TARİHSELCİ DOKTRİNLERİ

    Tarihselcilik temelde tabiatçılık aleyhtarı olsa da fiziksel ve sosyal bilimlerin metotları arasında ortak bir taraf bulunduğu fikrine hiçbir zaman karşı değildir. Bu, tarihselcilerin kural olarak sosyolojinin de fizik gibi aynı zamanda hem teorik hem de empirik olmayı amaçlayan bir bilgi dalı olduğu görüşünü benimsiyor olmaları gerçeğinden ileri geliyor olabilir.

    Sosyolojinin teorik bir disiplin olduğunu söylemekle evrensel kanunlar yardımıyla olayları açıklamak ve önceden söylemek zorunda olduğundan gelmektedir. Sosyolojiyi empirik diye tanımlamakla ise, onun deneyimle desteklendiğini, onun açıkladığı ve önceden haber verdiği olayların gözlemlenebilir olgular olduğunu ve gözlemin ileri sürülen herhangi bir teorinin kabul veya reddedilmesinde temel unsurun teşkil ettiği söylenir.

    ASTRONOMİYLE KARŞILAŞTIRMA, UZUN VADELİ TAHMİNLER VE BÜYÜK ÖLÇEKLİ TAHMİNLER:

    Sosyolojik öndeyilerin ayrıntı ve kesinlik bakımından yetersizliklerini kabul etmek hatta bunu vurgulamakla birlikte tarihselciler, böyle tahminlerin yaygınlık alanı ve önemlerinin onların yetersizliklerini telafi edebileceğine inanırlar. Yetersizlikler esas itibariyle sosyal olayların karmaşık olmalarından, onların karşılıklı bağlarından ve sosyolojik terimlerim nitel karakterinden kaynaklanır. Fakat onların sonucu olarak sosyal bilimler belirsizlik zaafını taşısalar da, onun nitel terimleri aynı zamanda ona bir anlam genişliği ve zenginliği sağlar.”Kültür çatışması”, “başarılı giriş”, “dayanışma”, “şehirleşme”, “fayda” bu terimlere verilebilecek örneklerdir. Anlatılan tarzdaki öndeyilere yani belirsizlikleri ve önemleri tarafından dengelenen öndeyilere “büyük ölçekli tahminler” veya “büyük ölçekli öndeyiler” denir. Tarihselciliğe göre sosyolojinin teşebbüs etmek zorunda olduğu öndeyi çeşidi budur.

    Bu tür büyük ölçekli tahminlerin bazı bilimlerde başarılabileceği şüphesiz doğrudur. Önemli ve başarılı büyük ölçekli öndeyilerin örnekleri astronomi alanında bulunabilir.

    GÖZLEMSEL TEMEL:

    Sosyolojinin gözlemsel temeli olayların, siyasi ve sosyal vakaların sadece bir vakayinamesi şeklinde verilebilir. Siyasi ve sosyal hayattaki diğer önemli vakaların bu vakayinamesi, geleneksel olarak tarih denen şeydir. Bu anlamda tarih sosyolojinin temelini oluşturur.

    Tarihselciliğin deneysel metodun uygulanabilirliğini inkar edişiyle ilgili olarak tarihin, sosyolojinin tek empirik kaynağı olduğudur. Böylece tarihselci sosyolojiyi empirik temelini tek başına tarihsel olguların bir vakayinamesinin oluşturduğu ve amacı tahminlerde, tercihen büyük ölçekli tahminlerde bulunmak olan teorik ve empirik bir disiplin olarak görür. Büyük ölçekli tarihi tahminlerin yapılması ve test edilmesi sosyolojinin görevi olmaktadır. Tarihselci sosyolojinin teorik tarih olduğunu iddia eder.

    SOSYAL DİNAMİKLER:

    Tarihselciler sık sık sosyolojinin bir sosyal dinamik üzerine yani sosyal güçler tarafından belirlenmiş hareketlerin teorisi üzerine kurulması gerektiğinde ısrar ederler. Tarihselcilik tarafından düşünülen şekliyle, özü itibariyle nedensel bir teori olduğu için dinamiğe benzer. Tarihselci sosyal değişmeyi meydana getiren ve insanlık tarihini yaratan güçleri analiz etmek zorundadır.

    TARİHSEL KANUNLAR:

    Tarihselciye göre, sosyoloji teorik tarihtir. Onun bilimsel tahminleri kanunlara dayalı olmalıdır ve onlar, yani tarihsel tahminler sosyal değişmenin tahminleri oldukları için de tarihsel kanunlara dayalı olmalıdır.
    Evrensel olarak geçerli sosyal kanunlar, ancak birbirini izleyen dönemleri yekdiğerine bağlayan kanunlar olabilir. Onlar bir dönemden başka bir döneme geçişi belirleyen tarihsel gelişmenin kanunlarıdır.

    SOSYAL MÜHENDİSLİĞE KARŞI TARİHSEL KEHANET:

    Tarihselciliğe göre, sosyoloji geleceği önceden haber verme konusunda problemi çözme yönünde bir girişim gösterir. Buradaki gelecek, bireyinkinden çok, grupların ve insan ırkının geleceğidir. O gelecek şeylerin, kapıya dayanmış gelişmelerin bilimidir. Bazı tarihselcilerin sadece insanlığın gelecekteki yolculuğunun aşamalarını önceden haber vermekle yetindikleri görülmüştür. Fakat bir fikir hepsinde ortaktır: sosyolojik incelemenin siyasi geleceği keşfetmede yardımcı olması gerektiği ve onun böylece uzak görüşlü uygulamalı siyasetin en önde gelen vasıtası haline gelebileceği fikri.

    Kehanetin, pratik değeri önceden haber verilen olay hakkında uyarılmamızda ve böylece onun yolu üzerinden kenara çekilmemizde veya onu hazırlıklı olarak karşılayabilmemizde yatar.

    İkinci çeşit öndeyiler bir mühendislik temeli teşkil etmelerinden dolayı, teknolojik öndeyiler diyebiliriz. Onlar, eğer belli bazı sonuçlar elde etmek istiyorsak, bize atabileceğimiz adımları gösterirler.

    TARİSEL GELİŞME TEORİSİ:

    Sosyal bilim tarihten başka bir şey değildir. Tarihselcilerin sosyolojiyle özdeşleştir-mek istedikleri tarih çeşidi sadece geriye doğru ve geçmişe değil, fakat aynı şekilde ileriye doğru ve geleceğe bakar. O faal güçlerin hepsinin üstünde, sosyal gelişmenin kanunlarının incelenmesidir. Buna uygun olarak ona tarihsel teori veya teorik tarih denilebilir; çünkü evrensel olarak geçerli sosyal kanunlar, sadece tarihsel kanunlar niteliğinde olanlardır. Onlar, görünürdeki sürekliliklerin veya tek biçimliliklerin sözde kanunları değil, sürecin değişmenin, gelişmenin kanunları olmalıdırlar.

    SOSYAL DEĞİŞMEYİ PLANLAMAYA KARŞILIK SOSYAL DEĞİŞMEYİ YORUMLAMA:

    Aklın sosyal hayattaki etkisine bir artış arzu edenlere tarihselciliğin tek tavsiyesi, gelişmenin kanunlarını keşfetmek üzere tarihi incelemeleri ve yorumlamalarıdır. Eğer bu tür yorumlamalar onların arzularına cevap veren değişmelerin baş göstermek üzere olduklarını açığa çıkarırsa, o taktirde arzuları bilimsel öndeyiyle uyuşma halinde olduğundan makul bir arzudur. Eğer baş göstermek üzere olan değişme başka bir yöne yönelmiş bulunuyorsa, o taktirde dünyayı daha makul bir hale getirme isteği bütünüyle gayrı makuldür. Tarihselcilere göre bu taktirde o ütopik hayalden başka bir şey değildir. Aktivizm baş göstermek üzere olan değişmelere ses çıkarmadığı ve onlara yardımcı olduğu taktirde doğru görülebilir.

    ANALİZİN SONUCU:

    Tarihselci benimsenecek en makul tutumun, kişinin kendi değerler sisteminin, kapıya dayanıp zorlayan değişmelerle uyuşacak şekilde ayarlanması olduğunu belirtir. Ahlaki olarak iyi olan, ahlaki olarak ilerleyici olandır. Yani gelecek dönemde benimsenecek olan davranış kalıplarına uyum sağlamada kendi zamanı ilerisinde olandır.

    Ahlaki modernizm veya ahlaki gelecekçilik diye ifade edilebilecek olan tarihselci ahlak teorisi tarihselciliğin tutuculuk aleyhtarı tutumuyla tam bir uyuşma halindedir.

    3- TABİATÇILIK ALEYHTARI DOKTRİNLERİN ELEŞTİRİSİ

    Hem sosyal bilimlerin hem de onların metodunun incelenmesine pratik bir yaklaşım tarzı, tarihselci metotları kullanarak politikacının elinde güçlü bir araç haline dönüştürebile-ceklerini uman çok sayıda tarihselcilik izleyicisi tarafından desteklenmiştir. İşte sosyal bilimler için böyle pratik bir görevin kabul edilmesidir ki, tarihselciler ile onların bazı muhalifleri arasında ortak bir tartışma zemini sağlamaktadır. Popper bu zemin üzerinde tarihselciliği, vaat ettiği sonuçları verme gücünden yoksun sefil bir metot olarak eleştirmektedir.

    SOSYOLOJİYE TEKNOLOJİK YAKLAŞIM:

    Popper lehimci tarzı tamirin tabii bilimlerde olduğu kadar sosyal bilimlerde de pratik sonuçlara ulaşmanın esas yolu olduğunu dile getirmektedir. Sosyal bilimler sosyal ıslahat için yapılan önerilerin eleştirilmesi sayesinde büyük gelişmeler kaydetmiştir. Gerçekte klasik bir yaklaşım olduğu söylenebilecek olan bu yaklaşım, sosyal bilimlere teknolojik yaklaşım veya lehimci tarzı sosyal teknoloji olarak düşünülen şeydir. Teknolojik yaklaşım spekülatif eğilimlerimizi bir disipline sokar. O bizi, teorilerimizi, açık seçiklik ve pratik test edilebilirlik standartları gibi belirli standartlara uydurmaya zorlar.

    Popper’ın analizi tabii ve sosyal bilimler arasındaki gerçekten temel bir benzerliğe dikkat çekmesi gerçeğinde yatar. Tabii bilimlerim kanun ve hipotezlerine benzeyen sosyolojik kanun ve hipotezler bulunduğunu düşünür.

    ÜTOPYACI MÜHENDİSLİĞE KARŞI LEHİMCİ TARZI MÜHENDİSLİK:

    Lehimci tarzı sosyal mühendislik bir amaca veya hedefe ulaşmak için mevcut bütün teknolojik bilgiyi bilinçli bir biçimde kullanan gerek özel, gerekse kamusal her türlü sosyal faaliyeti kavrayan bir terime ihtiyaç olmasından dolayı faydalıdır. Lehimci tarzı sosyal mühendislik, amaçları teknolojinin alanın ötesinde görmesi bakımından fizik mühendisliğine benzer. Lehimci tarzı sosyal mühendisliğin görevi sosyal kurumları tasarlayıp kurmak, yeniden düzenlemek ve mevcut olanları çalıştırmaktır.

    Lehimci tarzı tamir, bir çok aktivistlerin siyasi mizacıyla uyuşmaz onlarında yine bir sosyal mühendislik programı olarak tanımlanan programlarına bütüncü veya ütopyacı mühendislik adı verilir. Bütüncü veya ütopyacı sosyal mühendislik, lehimci tarzı sosyal mühendisliğin aksine kamusal karakterdedir. O, toplumun bütününü yeniden şekillendirmeyi hedef alır.

    ÜTOPYACILIKTA KUTSUZ İTTİFAK:

    Bütüncülük tarihselciliği, en radikal biçimde bir lehimci tipi teknolojiden ayırır ve onun bazı bütüncü veya ütopyacı sosyal mühendislik türleriyle ittifakını mümkün kılar.tarihselcilikle ütopyacılık arasındaki ittifakın en güçlü öğesi her ikisinin de paylaştığı bütüncü yaklaşımdır. Tarihselcilerle ütopyacılara arasındaki başka bir bağlantı yeri toplumun hakiki amaç ve hedeflerinin neler olduğunu bulabileceklerine inanmalarıdır.

    BÜTÜNCÜLÜĞÜN ELEŞTİRİSİ:

    Bütüncüler bütün toplumu imkansız bir metotla incelemeyi planlamakla kalmaz, toplumumuzu bir bütün olarak kontrol etmeyi ve yeni baştan kurmayı da planlar. Devlet gücünün, devlet hemen hemen toplumla özdeşleşene kadar artmak zorunda olduğu kehanetinde bulunurlar. Tarihselci bütünlükçüler çoğu zaman tarihsel metodun toplamlar anlamında bütünleri incelemede yeterli olduğunu iddia ederler. Fakat böyle bir tarih yazılamaz. Her yazılmış tarih bu bütünsel gelişmenin her hangi bir dar veçhesinin tarihidir.

    SOSYAL DENEYLERİN BÜTÜNCÜ TEORİSİ:

    Bütüncü düşünce tarzı özellikle tarihselci sosyal deneyler teorisi üzerindeki etkisi bakımından zararlıdır. Lehimci tipi teknolojici, büyük ölçekli veya bütüncü sosyal deneylerin bilimsel amaçlar için son derece elverişsiz olduğu şeklindeki tarihselci görüşe katılmasına rağmen, hem tarihselciliğin, hem de ütopyacılığın paylaştıkları, sosyal deneylerin gerçekçi olabilmeleri için, ütopyacıların toplumun bütününü yeniden biçimlendirmeye yönelik girişimleri karakterinde olması gerektiği şeklindeki varsayıma şiddetle karşı çıkar.
    Ütopyacılık ve tarihselciliğin, şu görüşte birleştikleri görülür: bir sosyal deney ancak bütüncü bir ölçüde uygulandığı taktirde değerli olabilir. Popper’ın bu görüşe karşı iki itirazı vardır. a- O, gerek bilimsel gerekse bilim öncesi bütün sosyal bilgi için temel teşkil eden lehimci tarzı deneyleri göz ardı eder. b- Bütüncü deneylerin deneysel bilgimize çok şey katması beklenemez. Onlara deneyler denmesi elde edilen sonuçları bulunan sonuçlarla karşılaştırılarak bilgi edinmenin bir aracını ifade etmek için kullanıldığı anlamda onlara deneyler denmesi mümkün değildir.

    Bütüncü planlamayı bilimsel metotlarla bir araya getirmenin güçlüğü daha temellidir. Bütüncü plancı, gücü merkezileştirmenin kolay olduğu, fakat bir çok bireysel kafaya dağılmış olan bütün o bilgileri merkezileştirmenin imkansız ve fakat merkezileştirilmiş gücün akıllı kullanımı için bu bilgiyi merkezileştirmenin gerekli olduğu gerçeğini gözden kaçırır.

    DENEYSEL ŞARTLARIN DEĞİŞKENLİĞİ:

    Tarihselci, sosyal alanda, iradi olarak, tamamen benzer şartları yeniden oluşturama-yacağımızdan, deneysel metodun sosyal bilimlere uygulanamayacağını savunur. Tarihi dönemler arasında farklılıklar bulunduğu doktrini, sosyal deneyleri imkansız kılmaktan uzak olup sadece başka bir döneme geçtiğimizde lehimci tipi deneylerimizi yapmaya devam edeceğimiz, ama bazı sürpriz ve hayal kırıcı sonuçları olacağı şeklindeki varsayımın bir ifadesidir. Gerçekten, eğer değişik tarihi dönemlerdeki değişik tutumlar hakkında herhangi bir şey biliyorsak, bu hayalimizde yaptığımız deneylerin sonucudur.

    Popper’a göre tarihi şartların değişkenliğinin, deneysel metodu toplum problemlerine uygulanamaz kıldığı şeklindeki akla yatkın tarihselci iddianın veya bu durumda toplumu incelemenin tabiatı incelemeden kökten farklı olduğu şeklindeki iddianın herhangi bir temeli var gibi görünmemektedir.

    GENELLEMELER DÖNEMLERLE SINIRLI MIDIR?

    Popper bu kesimde, sosyal bilimlerde bütün genellemelerin veya en azından onların en önemlilerinin geçerliliklerinin ilgili gözlemlerin yapıldığı somut tarihi dönemle sınırlı olduğu şeklindeki tarihselci iddiayı eleştirir.

    Tarihselci iddiayı eleştirmeye, herhangi bir tarihi dönemde yaşayan insanların çoğunu, çevrelerinde gözlemledikleri düzenliliklerin, sosyal hayatın bütün toplumlar için geçerli evrensel kanunları oldukları şeklindeki yanlış inanca yöneleceklerini kabul ederek başlar. Kabul edilmelidir ki, sosyal hayatımızda sadece bizim özel dönemimizin ayırıcı özellikleri niteliğinde olan pek çok düzenlilik olabilir ve bizde bu sınırlılığı gözden kaçırmaya eğilimliyiz. Öyle ki geçerliliğini yitirmiş kanunlara güvenmiş olduğumuzu öğrenebiliriz.

    Tarihselci, çeşitli tarihi dönemler arasındaki farkların önemini olduğundan fazla büyütmekte ve bilimsel hünerin imkanlarını olduğundan küçük görmektedir.


    4- TABİATÇILIK TARAFTARI DOKTRİNLERİN ELEŞTİRİSİ

    Tabiatçılık taraftarı tarihselcilik doktrinlerinin, tabiatçılık aleyhtarı tarihselcilik doktrinleriyle bir çok ortak yanları vardır. onlar da bütüncü düşünceden etkilenmişlerdir. Ayrıca onlarda doğal bilimler metodolojisinin bir yanlış anlayışından kaynaklanırlar. Onlarda tarihselciliğin ayırıcı özellikleri arasında yer alırlar. Özellikle, sosyal bilimlerin görevinin geleceğini önceden haber vermek amacıyla toplumun evrim kanunu açığa çıkarmak olduğu şeklindeki inanç tarihselciliğin merkezi doktrini diye tanımlanabilir.

    Evrensel hipotez bir biyolojik ve paleontolojik gözlemler kalabalığının, ilgili formların ortak bir soydan geldikleri varsayımıyla açıklanmasıdır. Bu hipotez daha çok tikel bir tarihi önerme karakterine sahiptir.
    Bir evrim kanunu olduğuna inananlar tarafından alınabilecek, esas itibariyle, iki tavır vardır; onlar a- bizim evrensel sürecin kendine özgü olduğu şeklindeki iddiamızı reddedebilirler, yada b- kendine özgü olsa da bir evrim sürecinde bir trend veya bir eğilim veya bir yön bulabileceğimizi ve bu trendi dile getiren bir hipotez formüle edip, bu hipotezi gelecekteki deneyimlerle test edebileceğimizi iddia edebilirler.

    Trendler vardır, yada trendlerin varsayılması ekseriyetle faydalı bir istatistiksel bir cihazdır. Fakat trendler kanun değillerdir. Bir trendin var olduğunu ileri süren bir önerme tümel değil varlıksaldır. Belirli bir yerde ve zamanda bir trendin var olduğunu ileri süren bir önerme ise, tümel bir kanun değil, tikel bir tarihi önerme olacaktır.

    İRCA METODU –NEDENSEL AÇIKLAMA- ÖNDEYİ VE KEHANET:

    Tekil olayların açıklanması analizinden birkaç şeyin ortaya çıktığı söylenebilir; birincisi, sebep ve sonuçtan asla mutlak bir şekilde söz edemeyiz, fakat bir olayın bir tümel kanuna nispetle başka bir olayın sebebi olduğunu söylememiz gerektiğidir. Bununla beraber çoğu kere bu tümel kanunlar o kadar olağandır ki, kural olarak, onları bilinçli olarak kullanmak yerine, onları var kabul ederiz. İkinci bir nota, bir teorinin belirli bir olayı öndelemek için kullanılmasının, onun böyle bir olayı açıklamak için kullanılmasının sadece başka bir veçhesi olmasıdır. Ve bir teoriyi, öndelene olayları fiilen gözlenen olaylarla karşılaştırarak test ettiğimiz için, analizimiz aynı zamanda teorilerin nasıl test edilebileceğini gösterir. Bir teoriyi, açıklama, öndeyi veya test etme amaçlarından hangisini kullanacağımız bizim ilgimize bağlıdır.

    Açıklanmış trendlerin veya açıklanmanın eşiğindeki trendlerin modern evrim teorisinde önemli bir rol oynadığı şüphe götürmez. Açıklanmış trendler vardır; fakat onların varlığının devam etmesi bazı özel başlangıç şartlarının varlığının devam etmesine bağlıdır. Trendlerin bulunduğundan şüphe edilemez. Bundan dolayı onları gücümüz yettiğince açıklama yani mümkün olduğu kadar kesin bir şekilde onların altlarında varlıklarını sürdürdükleri şartları belirleme gibi güç bir görevimiz vardır.

    METOT BİRLİĞİ:

    Bütün testler, yanlış teorileri ayıklamaya, yani test tarafından yanlışlandığı taktirde reddetmek üzere bir teorinin zayıf taraflarını bulmaya yönelik girişimler olarak yorumlanabilir. Amacımız gücümüz yettiğince teoriler kurmak içindir ki, gücümüz yettiği kadar onları test etmemiz gerekir; yani onlarda kusur bulmaya, onları yanlışlamaya çalışmamız gerekir. Bu deneyime dayanan tüm bilimlerin metodudur. Popper’a göre bunlar yalnızca tabii bilimler için değil sosyal bilimler içinde doğru olduğunu söyler. Popper bilimsel metodu tümdengelimsel, hipotetik, yanlışlama yoluyla seçici vs. diye yorumlayan bir görüşü savunur.

    Sosyal durumların hepsinde olmasa da çoğunda bir rasyonellik unsuru vardır. insanların pek fazla rasyonel davranmadıkları doğrudur fakat onlar yine de az veya çok rasyonel davranırlar buda onların eylem ve karşı eylemlerinin nispeten basit modellerini kurmayı ve bunları gerçeğe çok yakın tahminler olarak kullanmayı mümkün kılar.

    TEORİK VE TARİHİ BİLİMLER:

    Popper tarihin ayırıcı özelliğinin kanunlar veya genellemelerden çok fiili, tekil veya spesifik olaylarla ilgilenmek olduğu şeklindeki görüşü savunur. Teorik bilimler esas itibariyle tümel kanunlar bulma ve test etme ile ilgilenirken, tarihi bilimler her türlü tümel kanunu olduğu gibi kabul edip bireysel önermeleri bulma ve test etmeyle ilgilenirler.

    Bir tarihselci grup, olguları sadece teker teker saymakla yetinmeyip, onları bir çeşit nedensellik bağlantısı içinde takdim etmeye çalışan tarihin, tarihi kanunların formülasyonuyla ilgilenmesi gerektiğini; çünkü nedenselliğin temelde, kanunla belirleme anlamına geldiğini iddia eder. bir başka grup, kendine özgü olayların yalnızca bir kere meydana gelen ve hiçbir genel nitelik taşımayan olayların bile diğer olayların sebebi olabileceğini ve tarihin ilgilendiği nedenselliğin bu olduğunu ileri sürerler.

    TARİHTE DURUMSAL MANTIK: TARİHİ YORUM

    Tarih bilimleri, onlarla teorik bilimler arasında yaptığımız karşılaştırmanın ışığında düşünürsek, tümel kanunlara ilgi duymayışlarının onları güç bir duruma soktuğunu görürüz çünkü teorik bilimlerde kanunlar, diğer şeyler arasında, gözlemlerin bağlandığı ilgi merkezleri, yada gözlemlerin ona göre yapıldığı bakış açıları görevini görürler.

    Popper’a göre bu güçlükten kurtulmanın yolu tarihe bilinçli olarak önceden düşünülmüş seçmeli bir bakış açısı getirmek, yani biz ilgilendiren tarihi yazmaktır.

    SONUÇ: TARİHSELCİLİĞİN DUYGUSAL ÇEKİCİLİĞİ

    Tarihselcilik, çok eski bir harekettir. Onlar değişme problemini keşfedenlerin ancak kendileri olduğuna gerçekten inanırlar. Kendi dinamik düşünüş tarzlarını, bütün geçmiş nesillerin statik düşünüş tarzlarının karşısına koyarak, kendi ilerlemelerinin; şimdi, gelişmemizin hızını artık tek bir insan ömrü içinde sosyal değişmeyi direkt olarak yaşayabilecek kadar arttıran bir devrim içinde yaşıyor olmamız olgusu tarafından mümkün kılındığına inanırlar.


  2. #2

    Standart

    Paylaşım için Teşekkürler. Konu Editlendi. İlgili Bölüme Taşındı ve Kitap Özetleri Alfabetik Listesine alındı. Paylaşımlarınızın devamı gelir umarım.

  3. #3

    Standart


    devam edecek.........
    TeAcHeR bunu beğendi.

Benzer Konular

  1. Das Kapital I-II-III - Karl Marx - doc [2006] RS
    Konu Sahibi aLiPaCiNo Forum E-Kitap iNDiR | E-Book Download
    Cevap: 40
    Son Mesaj : 29.Mayıs.2013, 15:18
  2. Karl Raimund POPPER
    Konu Sahibi Derya Forum Felsefe Grubu
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 06.Mayıs.2008, 07:42
  3. Türkçe'nin Sefaleti
    Konu Sahibi Derya Forum Türkçe - Edebiyat - Kitap Özetleri
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Şubat.2008, 21:39
  4. Karl Marx
    Konu Sahibi Derya Forum Felsefe Grubu
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 30.Ocak.2008, 22:50
+Sedat Yücel