2014 YAZ KAMPANYASI

Etiketlenen üyelerin listesi

Osmanlı Devletinde Öşür Vergisi Nedir?

Öşür Vergisi Aşar (öşür) kelimesinin Asurluların altın veya ayn olarak aldıkları "ışru-u" adlı vergiden veya Ibranice "ma'şer" denilen, tapınak yahut krallara verilen onda bir oranındaki verginin adından geldiği ileri sürülmüştür. Bu duruma göre öşür, etimoloji bakımından, İslam'ın çıkışından önceki bazı toplumların vergi statüsünü ifade etmektedir. Islâm, zekât yükümlülüğünü getirirken, bazı arazı mahsullerinden alınacak zekat miktarını da belirlemiş ve buna "öşür" adını vermiştir.

Bu konu 12960 kez görüntülendi ve 1 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Osmanlı Devletinde Öşür Vergisi Nedir?

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 12960 kez incelendi.


Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Yeni Osmanlı Devletinde Öşür Vergisi Nedir?

    Öşür Vergisi
    Aşar (öşür) kelimesinin Asurluların altın veya ayn olarak aldıkları "ışru-u" adlı vergiden veya Ibranice "ma'şer" denilen, tapınak yahut krallara verilen onda bir oranındaki verginin adından geldiği ileri sürülmüştür. Bu duruma göre öşür, etimoloji bakımından, İslam'ın çıkışından önceki bazı toplumların vergi statüsünü ifade etmektedir. Islâm, zekât yükümlülüğünü getirirken, bazı arazı mahsullerinden alınacak zekat miktarını da belirlemiş ve buna "öşür" adını vermiştir. Öşür vergisi daha sonra, mülk arazının bir çeşidine ad olmuş ve müslümanların elindeki öşre tâbi araziye "öşür arazisi[1]" denilmiştir.
    Osmanlı döneminde ise köylülerden, ürettikleri tarım ürünleri için %10 oranda alınan vergi olarak Osmanlı Devleti’nin temel gelir kalemini oluşturmuştur.Çıkan mahsülden onda birini vergi olarak devlete verilmiştir. Eğer arazi para ile sulanıyorsa yirmide biri verilir. Arazi mahsülleri, buğday, arpa, pirinç, darı, karpuz, hıyar, patlıcan, yonca, zeytin, susam, bal, şeker kamışı ve meyveler gibi mahsüllerdir.
    Vergi, esasen ve genel olarak onda bir oranı üzerinden tahsil edilmekle beraber bölgeye, vergi yükümlülüğüne ve ürün türüne göre değişen oranların uygulandığı da olmuş, yüzde elliye varan oranların uygulandığı görülmüştür. Verginin ayni olarak, diğer bir ifadeyle ürünün belirli bir kısmını almak suretiyle tahsil edilmesi, imparatorluk dönemindeki ekonomik ve sosyal yapıya uygun düşmüştür, çünkü pazarın gelişmediği kapalı bir ekonomide, ürünün fiyatının tespiti ve nakde çevrilmesi, dolayısıyla verginin para olarak tahsili çok zor olacaktı. Bu bakımdan aşar, uzun dönem başarılı bir vergi yapısı göstermiştir.

    Öşür Vergisinin Dayanakları
    Öşür vergisi Kitap, Sünnet ve Icmâ delillerine dayanır. Tahıl ve meyvelerde zekâtın gerekli olduğu, Kur'an-ı Kerim'de ifade edilmektedir. "Ey iman edenler, kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin" (el-Bakara, 2/267). Ayetteki; Kazandığınız şeylerden maksat ticaret malları olup, bunların zekâtı söz konusudur. Size yerden çıkardığımız şeylerden maksat ise tarım ürünleri olup, bunların da öşrü kastedilir[2]. Başka bir ayette bazı ürünlerden şöyle söz edilir: "Çardaklı ve çardaksız bağları, tatları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı birbirine benzer ze benzemez şekilde yaratan O'dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin. Devşirildiği ve biçildiği gün de hakkını verin" (el-En'âm, 6/141). Ibn Abbas (ö. 68/687) ve Enes b. Mâlik'e (ö. 91/717) göre buradaki "hak"tan maksat, farz olan zekât olup, bu da, onda bir veya yirmide bir nisbetinde alınır.Hadislerde şöyle buyurulur: "Toprağın bitirdiği mahsulde onda bir zekat vardır"[3].
    "Nehirlerin ve yağmur sularının suladığı mahsullerde öşür (onda bir); hayvanla sulanan mahsullerde yarım öşür (yirmide bir) vardır"[4].
    Öşür yükümlüsünün müslüman olması gerekir. Gayrı müslümlerden öşür vergisi alınmaz. Mümeyyiz ve gayrı mümeyyiz küçüklerle akıl hastalarının ürünleri de, arazı, öşür arazısi olunca öşre tabidir. Çünkü öşür bir ibadet olmaktan çok, nimetin külfeti kabılinden sayılmıştır. Halbuki öşür dışındaki diğer zekât yükümlülerinin âkıl ve bâliğ olmaları şarttır. Bu konuda ibadetle yükümlü olmayanların zekâtla da yükümlü olmayacakları prensibi benimsenmiştir.[5]
    Bunların yanısıra mülkiyet düzeninin miri (başı), arazi rejiminin bir sonucudur. Aşar; Osmanlı mülkiyet rejimini temsil eden zamanın en önemli vergilerindendir.
    Öşür için toprağın öşür arazisi statüsünde bulunması gerekir. Hz. Peygamber devrinde başlayıp giderek gelişen ve çeşitlenen arazi statüleri şunlardır: Mülk, mîrî, vakıf, metruk ve ölü (mevât) arazi. Bunlardan mülk arazi, mülkiyeti ve yararlanma hakkı şahıslara ait olan araziler olup, üçe ayrılır:
    · Süknâ ve tetimme-i süknâ denilen yerler: Evler, arsalar, meskûn mahaller, köy, kasaba ve şehir içindeki topraklardan ibarettir. Bunlar için öşür vergisi söz konusu olmaz. İslâm devleti başka vergi koyabilir.
    · Harac arazisi: Fetih sırasında, gayri müslim olan eski sahiplerinin elinde bırakılan ve haraç vergisine tabi bulunan arazilerdir.
    ·Öşür arazisi: Düşmanla, yapılan savaş neticesinde ele geçirilerek gaziler arasında paylaştırılan arazilerle, isteyerek İslâm'ı kabul eden toplum fertlerinin ellerinde bırakılan topraklardan ve müslümanlar tarafından imar ve ihyâ edilen yerlerden ibarettir.
    Öşür Arazisinin Menşei ve Meydana Geliş Yılları
    ·Silah zoruyla fethedilip sahiplerinden zorla alınan ve savaşçılara veya savaşa katılmayanlara dağıtılan topraklar. Buna Hayber toprakları örnek verilebilir. Hz. Peygamber'in Hayber'i fethetmesi üzerine, yahudilerle araziler için ziraat ortakçılığı sözleşmesi yapılmış; Hz. Ömer devrinde yahudiler bu bölgeden sürgün edilince, araziler beytülmâle ve gazilere intikal etmiştir[6].
    ·İslâmı kendi istekleriyle kabul edenlerin ellerinde bırakılan araziler. Yemen ve Bahreyn toprakları gibi... Hz. Peygamber devrinde Yemen halkı kendiliğinden İslâm'a girdiği için topraklarına dokunulmadı. Resulullah (s.a.s) onlara dinlerini öğretmek üzere Ebû Musa (ö. 44/664) ve Muaz b. Cebel (ö. 18/639)'i gönderdi ve dört çeşit üründen zekât alınmasını emretti. Bunlar; buğday, arpa, kuru hurma ve kuru üzümdür (es-Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, Kahire 1368, I, 294).
    ·Ölü (mevât) araziden müslümanların ihyâ ettiği topraklar.
    Sahipleri öşür arazisi üzerinde dilediği şekilde tasarruf edebilirler. Alınıp satılması, kiralanması, rehin, hibe veya âriyet olarak başkasına verilmesi mümkün ve caizdir. Öşür arazilerinden elde edilen mahsuller öşre tabi olur[7].
    Verginin Tahsil Şekli

    Verginin nakit değil de ürün olarak alınması, dönemin ekonomik şartlarına uygun olan bir yoldu. Zira Osmanlı Devleti'nin gelişmemiş ve kapalı bir ekonomisi vardı. O şartlarda, ürünün bedelinin tespiti ve ürünün satılarak nakte dönüştürülmesi sonrası verginin tahsili son derece zor olacaktı. Bu bakımdan ele alınacak olursa, ilkel bir vergi usulü olmasına rağmen, o dönem için başarılı sayılabilir. Zira zaman, tarımın ön planda olduğu bir zamandır.

    Genellikle iltizam usulüyle tahsil edilmekte idi. Tanzimat döneminde aşar vergilerinin toplanmasında iltizam sisteminden vazgeçildi; muhassıllar tarafından bu vergilerin doğrudan tahsil edilmesinin sağlanmasına gayret edildi. Ama bunda başarılı olunamadı ve vergi gelirinde ciddi düşmeler ortaya çıktı; bunun üzerine iltizam sistemine geri dönüldü.

    Tanzimat yöneticileri, öşür tahsilinde eşitlik bulunmadığı düşüncesi ile öşür sözcüğünün anlamına uygun 1/10 oranında sabit miktarda vergi toplanmasına karar verdiler. 1841 yılından (H.1256) itibaren iltizam usulünün kaldırılması ile muhassıllar aracılığıyla doğrudan doğruya devlet hazinesine nakdi gelir olarak tahsil edilmeye çalışıldı. Ancak istenilen fayda sağlanamadığı için 1843 (H.1258) yılında tekrar iltizam usulüne dönüldü. Mültezimlerin, bir kazanın âşar gelirlerini arttırma usulünü ihale ile üzerlerine aldıktan sonra, kazada tali bölgeler oluşturarak, ikinci derece mültezimlere tahsil ettirme yoluna başvurmaları ve çeşitli usulsüzlükler şikayet konusu olmuştur.

    Bu sistemde üreticinin vergi yükü artarken devletin vergi kaybı büyümüştür. Zaman ve şartlara göre tahsil yönteminde değişiklikler yapılmasına rağmen başarılı olunamamıştır. Zamanla, uygulamasında ve tahsilinde bir takım haksızlıklar yapılmış; vergi, halk üzerinde bir baskı ve zulüm aracı haline gelmiştir. Cumhuriyet döneminde de, 1925 yılına kadar, bu verginin alınmasına devam edilmiştir.

    Öşür vergisinin kaldırılması
    Cumhuriyet Türkiye’sinin 1923-1929 dönemi, ekonomi politikasına damgasını vuran İzmir İktisat Kongresi'nin oy birliği ile alınmış kararlarından biri de 1925'te öşürün kaldırılmasıdır. Aşar; şer'î bir vergi olmanın yanında, Osmanlı Devleti’nde mülkiyet düzeninin miri (başı), arazi rejiminin bir sonucudur. Aşar; Osmanlı mülkiyet rejimini temsil eden zamanın en önemli vergilerindendir.İzmir İktisat Kongresi'yle liberal bir ekonomi tasarlandığı ve liberalizmin temeli özel mülkiyete dayandığından, Öşürün varlığı bir çelişki haline gelmiştir. Yani Cumhuriyet idaresi, Sultan’ın mülkünün sahiplik sıfatını halka intikal ettirince, öşürün alınmasının mantığı da sona ermiştir.[8]
    Öte yandan aşarın kaldırılmasında güdülen ekonomik amaç kanun gerekçesinde şöyle açıklanmaktadır:
    "Bu yasa tasarısında izlenen amaç; tarım ürünlerinin safi hasılatının vergiye tabi tutulması ilkesine ve aşarın serbest tarımı kısıtlayan ilkelerinin ortadan kaldırılması ile halkın gereksinmelerini baskı altına almayacak bir şekilde tahsiline yönelik olmasıdır.[9]"
    Sonuç olarak, insan eliyle yetiştirilen ve ekonomik değeri olan tüm tarım ürünlerinin prensip olarak onda bir veya yirmide bir oranında zekâta tâbi olması daha uygundur. Hadîs-i şeriflerde bazı tarım ürünü çeşitlerinin isim olarak belirtilmesi, "örnek kabilinden" sayılabilir. Amaç, toprakta insan emeğiyle yetiştirilen ürünlerin bir bölümünden yoksul kesimi yararlandırmak ve bu arazilerden yararlananlara bir vergi yükü getirmek olduğuna göre, bu prensibi tüm toprak mahsullerine uygulamak gerekir.

    [1] Şafak, Ali Islâm Arazı Hukuku, Istanbul 1977, s. 105

    [2] es-Serahsî, el-Mebsût, III, II

    [3] es-Serahsî, a.g.e., III

    [4] Sahîh-i Müslim, terc. ve Şerh. A. Davudoğlu, Istanbul 1977, V, 280

    [5] es-Serahsî, a.g.e., III, 4; Ibn Nüceym, el-Bahru'r-Râik, el-Matbaatül-Ilmiyye, (t.y), II, 254

    [6] İbn Hişam, es-Sîre, Mısır 1938, III, 255, 256

    [7] Ebû Yusuf, Kitabül-Harâc, Mısır 1352, s. 62, 63

    [8] Koç, 1981:35

    [9] Mustafa Koç(1981), “Türk Kamu Maliyesinde Kemalist Devrimler”, Maliye Tarihi, Atatürk Özel Sayısı, Ekim, 25-40

    BlackTower ve lucas1 bunu beğendi.

  2. #2

    Standart

    degerli paylasim icin tesekkurler


Benzer Konular

  1. IP Adresi Nedir ? | Ne İşe Yarar ? | Benim IP Adresim Nedir ?
    Konu Sahibi Mysterio Forum CshTR Yardım - Yararlı Bilgiler
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 04.Nisan.2014, 21:34
  2. Cevap: 13
    Son Mesaj : 16.Kasım.2010, 22:26
  3. Osmanlı Padişahları
    Konu Sahibi Derya Forum Tarih & Coğrafya
    Cevap: 38
    Son Mesaj : 23.Eylül.2010, 02:06
  4. Osteoporoz Nedir? Kemik Erimesi Nedir?
    Konu Sahibi Derya Forum Fen Bilimleri
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 28.Ocak.2008, 16:20
  5. Osmanlı tuğraları
    Konu Sahibi WeLcOmeTheENd Forum Resim | Şiir | Fıkra
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 17.Eylül.2007, 19:42
+Sedat Yücel