OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE OKUL ÖĞRETMEN VE AİLE İŞBİRLİĞİ NASIL OLMALI



BÖLÜM I

Çocukların geleceğini belirleyecek olan toplumsal ve ahlaki değerlerin aktarılması, yaşamın ilk yıllarında başlar . Temel bilgi ve beceriler bu dönemde kazanılır.

3-6 yaş çocuklarının eğitimin gerçekleştiren okul öncesi eğitim kurumunu, annenin yokluğunu giderecek bir kurum olarak değil, annenin tek başına çocuğun üzerindeki ilk yıllardaki rolüne katkıda bulunan ve bu rolü yaygınlaştıran bir kurum olarak değerlendirmek gerekir. Anaokulu kurum olarak ailenin dışına atılan ilk adım olarak düşünülmelidir. Anaokulu, çocuğa bilgi aktarmaktan çok, çocuğun içinde var olan yeteneklerin serpilip gelişmesine yardımcı olur. Çocuk anaokulunda en iyi oyun ortamını bulur, işbirliğini geliştirir, yaşıtlarıyla ilişkiye girerek birlikte yaşamayı öğrenir. Ayrıca çocukları ilkokula hazırlayan birer kuruluş niteliğinde olmaları anaokullarmm önemini daha da artırmaktadır. Araştırmalar, okulöncesi kurumda eğitim görerek ilkokula başlayan çocukların, diğerlerine göre daha katılımcı, girişken ve uyumlu olduğunu göstermektedir. İşte bu nedenlerden dolayi, annesi çalışsın ya da çalışmasın her çocuğun okulöncesi eğitime ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir gelişim için, 3 - 6 yaş arası, bir okul öncesi eğitim kurumunda eğitim gereklidir. (Yavuzer, 1996; Oğuzkan ve Oral, 1992). Evet eğitim gereklidir, ancak nasıl bir eğitim? Salt çocuğu içine alan bir eğitim? Okul öncesi eğitimi; planlı ve programlı yapıldığında bir eğitim sürecidir Eğer verilen eğitimin evde de devam etmesi amaçlanıyor ise; okulöncesi eğitim programı hazırlanırken sadece çocuk değil, çocuğun ailesi de bu programın içinde düşünülmelidir. Son yıllarda okulöncesi eğitim hedefleri saptanırken sadece çocuğu değil aiIeyi de hedef alınanın gerekliliği vurgulanmaya bağlanmıştır. Zaten bu durum 15. Milli Eğitim Şura'sında alınan 'Aile Katılım Programları' ve 'Ana Baba Okulları' yaygınlaştırılmalı kararı ile de belirtilmiştir. Çünkü aile çocuğun hayalının her alanında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Küçük çocuklar bütünsel olarak ailelerine bağlıdırlar. Çocuğun ailesinin önemi kavranmadıkça ve ailelerle verimli çalışılacak stratejiler geliştirmedikçe programlar çocukların gereksinimlerini karşılayamaz. Kurumlarla aileler arasındaki bütün bilgi alışverişi, ebeveynlerin çocuklarının yaşamlarındaki en önemli etki olduğu kavramına dayanmalıdır (Bredekamp, 1987). Nitelikli bir kurum,. çocuğun yaşamında ailenin ne denli önemli yer tuttuğunu bilir. Programını aileye sadece çocuğu ile ilgili bilgilerin anlatıldığı değil, ailenin de içinde olduğu ve katkıda bulunabileceği bir biçimde düzenler (NAEYC, 1983). Ancak böyle bir düzenleme ile çocukların dünyaları 'ev' ve 'okul' diye adlandırılan birbiriyle ilişkisiz ikiye bölünmüş mekanlar olmaktan çıkarak, uyumlu ve tutarlı bir bütünlük hissetmelerine olanak sağlayacaktır (Hendrick, 1991). Bu durum çocuk için okul ile ailenin hatta çevrenin işbirliği ve ortaklık içerisine girmelerini zorunlu kılmaktadır. Eğer eğitimciler çocukları sadece bir öğrenci gibi görür ise, aileyi de okuldan ayrı bir birey olarak görebilirler. Bu durum, aileden bekleneni yapması yani okula giden çocuğun eğitimini okula bırakması demektir. Eğer eğitimciler öğrencilerini çocuk olarak görür ise, hem ailesini hem çevreyi okul ile birlikte çocukların gelişimi ve eğitimi için ortak, işbirlikçi olarak görürler. Ortaklar sorumluluk alarak, ilgi göstererek ve paylaşarak, çocuklar için birlikte çalışıp daha iyi program ve fırsatlar yaratabilirler. Okul-aile ve çevre işbirliğini geliştirmek için birçok sebep vardır. Bunlar; okul programını ve havasını geliştirmek, aile desteği ve hizmetini sağlamak, ebeveyn liderliğini ve becerilerini artırmak, çevrede ve okulda diğer ailelerle iletişim sağlamak ve öğretmenlere çalışmalarında yardımda bulunmaktadır. Bütün bunlardan amaçlanan, işbirliği yaratılmasının ana sebebi; çocukların okulda ve ilerki yaşamlarında başarılı olmaların sağlamaktır (Epstein, 1995). Bazı okullarda hala, 'aileler yapması gereken işleri yaparsa biz de kendi işimizi yaparız' diyen bazı aileler vardır. Bu sözler işbirliği kurmayı reddeden sözcüklerdir. Diğer taraftan bazı eğitimciler 'aile ve çevre desteği olmaksızın çalışmalarımı yapamam', bazı ebeveynler ise 'çocuğuma yardımcı olmam için okulda neler yapıldığını bilmeye gerçekten gereksinim duyuyorum' demektedirler. Bu sözler ise katılımcı olacak, işbirliğine davet edici sözcüklerdir. Tüm bu söylenenler okul ve aile için eğitimsel gelişmenin -yükselmesindeki etkenlerdir (Epstein, 1995). Akademik olarak çocuğa mükemmel fırsatlar veren ancak aileleri önemsemeyen okulların olabileceği gibi, aileleri önemseyen, onları programına dahil eden ancak akademik becerileri mükemmel olarak sunamayan okullar da olabilir. Okulda verilecek eğitimin yararlı olabilmesi için öncelikle aileleri önemseyerek onlarla olumlu iletişim içine girilmesi gerekmektedir. Ailelerle olumlu iletişim sağlama biranda gerçekleşmeyip, her ailede farklı sürede gerçekleşebilir. Okulöncesi eğitime anne-babanın katılabilmesi için öncelikli olarak, okul tarafından onların program hakkında bilgilendirilmeleri, hatta yazılı olarak programın verilmesi gerekmektedir. Bu tip bilgiler çocuklar için mümkün olan en iyi düzenleme ve uygulama hakkında bilinçli bir karar vermede aileleri güçlendirecektir. Program hakkında verilen yazılı bilgiler aile ve okul arasında iyi bir iletişim ve anlaşma için sağlam bir temel oluşturur. Okul ve aileler karşılıklı olarak zorlukları en aza indirmek için hem evde hem de okulda çocuk yetiştirme uygulamaları hakkında bilgi alışverişinde bulunmalıdırlar. Çocuk anaokulundaki programa başlar başlamaz artık anne-babada ister istemez içindedir. Bu noktada öğretmenler anne-baba ile bilgilerini paylaşırlarsa, okulda sağlanan uygun eğitim ortamının evde de sönmeye uğramadan devamını sağlamış olurlar. Diğer yandan da anne-babanın çocuk eğitimi konusunda karşılaştıkları zorluklara ve onların kaygılarına birlikte çözüm ararlar. Uzun vadede bakıldığında çocuk eğitiminin sorumluluğunu daha yoğun olarak anne-baba taşımaktadır. Onların daha okulöncesi dönemden başlayarak eğitim programına aktif olarak katılımı, çocuğun çeşitli öğrenmeleri üzerinde de çok olumlu ve kalıcı etkiler yaratmaktadır.(Bredekamp, 1987; Kurşin,1991). Nitelikli bir okul; ailenin her isteğine teslim olmamalı, ancak çocuğun yaşamındaki en önemli olgu olan aileyi anlamalı, saygı duymalı ve iyi bir iletişim kurmak için çaba sarfetmelidir. Aileler, okullarda her zaman kibarca karşılanmalıdır. Ebeveynler ve diğer aile üyeleri, çalışan ve çok az boş zamanı olanları dikkate alınmak suretiyle çeşitli şekillerde programda aktif görev almaya teşvik edilmelidir. Çocukları etkileyen günlük_olayları paylaşmak için yazılı veya sözlü iletişim sistemi kurularak uygulanmalıdır. Çocuğun fiziksel ve duygusal durumundaki değişiklikler düzenli bir şekilde rapor edilmelidir. Bu tip bilgi alışveriş sistemleri çocuklar hakkındaki önemli bilgileri ailelerine bildirmeye yardım eder. Aileleri de çocukları hakkında bilgi vermek için olumlu bir iletişim kurmaya teşvik eder. Yılda en az bir kez, evde ve okulda çocukların gelişimlerini, başarılarını veya karşılaştıkları zorlukları tartışmak için konferanslar düzenlenmelidir. Konferanslar günlük bilgi alışverişinin yerini tutmaz ancak, çocukların gelişimini derinlemesine tartışma, ailelere soru sorma, düşüncelerini açıklama ya da program hakkında önerilerini anlatma olanakları sağlar. Ayrıca aileler okulun uyguladığı program hakkında; telefon, bülten, mektup, düzenli bilgi notları ile bilgilendirilmelidirler (Bredekamp, 1987; NAEYC, 1983). Ailenin okulöncesi eğitime katılmasının anlamı bir eğitimciden diğerine değişebilir. Bu tanımlardaki ortak nokta, aile ve okul arasındaki ilişkinin ailenin çocuğun eğitiminde daha etkin rol almasını sağlamak fikridir. Gordon ailenin katılımı için beş farklı rolden bahsetmektedir. • Ailenin gerek evde gerekse kurumda çocuğun eğitici rolünü üstlenmesi, • Velilerin diğer velilere ev ziyaretleri yaparak program içinde görevli olarak çalışması, • Velilerin kurumla ilgili kararların verilmesinde ve idari faaliyetlerde rol alması, • Velilerin çocukların gelişimi için gerekli bilgileri öğrenmeleri ki burada veli hem öğrenci, hem de dinleyici rollerini üstlenmiş oluyor. • Velilerin sınıf içinde ya da okulla ilgili diğer faaliyetlerde gönüllü olarak yardımcı olmaları. Velilerin üstlendiği bütün bu roller çocuğun gelişiminde etkili olabilecek tüm aile faktörlerini olumlu etkileyecek ve aileyi çocuğun gelişiminde etkili kılacaktır (Eryorulmaz, 1993). Okulöncesi eğitim kurumlarında aileleri eğitimin bir parçası haline getirmek için çeşitli çalışmalar yapılabilir; • Ailelere aylık bültenler yollayarak; öğrenilen şarkı, bilmece ve bulmacalardan, oyunlardan örnekler verilebilir. • Ailelerin istek ve arzularını, eleştiri ve önerilerini yazarak bırakabilecekleri bir dilek kutusu oluşturulabilir. • Bir pano oluşturularak duyurular, ilginç olaylar, etkinlikler ve çalışmalar buraya asılabilir. • Belirli gün ve haftalarda veli grupları yuva içi etkinliklere katılmak üzzere çağrılabilir. • Ailelerin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda seminerler düzenlenebilir, çeşitli tartışına konuları ile aileler farklı konularda fikir alışverişi yapabilirler. • Okuldışı etkinlikler ve geziler, önceden ailelere bildirilerek onlar da bu gezilere davet edilebilir. • Ailelere her dönem sonunda yapılan çalışmaların özetleriyle birlikte çocuklarının genel durumunu değerlendiren bir rapor sunulabilir. • Anne ve babalar hatta diğer aile bireyleri eğitim programına katkıda bulunmak üzere kaynak kişi olarak davet edilebilir. • Aile ve okul arasındaki bilgi alışverişini sağlamak, aile ile daha yakın ilişkiler kurmak, şikayet ve problemleri çözmek için veli toplantıları düzenlenebilir (Dikmen, 1991). Sonuç olarak, okul ve ailenin işbirliği içerisine girmesinin geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlıklı gelişim ve eğitimleri üzerinde tartışmasız etkileri vardır. Bu nedenle biz eğitimciler bu konunun ne denli önemli olduğunu ebeveynlerden daha fazla bilen bireyler olarak; • Olumlu iletişim ve ilişkileri başlatacak, • Okul-aile işbirliğini sağlayacak, • Ebeveynleri okul programının içerisine dahil edecek, • Yapılan çalışmaları değerlendirerek yeni çalışmalara ve uygulamalara yol açacak bireylerin bizler olduğumuzu hatırımızdan çıkarmamamız gerekmektedir. Aile katılımı, ailelerin kendileri, çocukları ve erken çocukluk programına yarar sağlayacak doğrultuda yeteneklerini ortaya koyma süreci (Morrison, 1988, s.419) ya da aileleri destekleme, onlara eğitim verme ve eğitime katılımlarını sağlamada sistematik bir yaklaşımdır. Aynı zamanda çocukların toplam deneyimini, ev ve merkez arasında artan sürekli iletişim yoluyla arttırmaya yarayan ders programlarını ailelerin katılım ve katkılarıyla zenginleştirme görevini üstlenen, bilgi paylaşma ve ilişki kurma işlemidir (Catron, 1993, s.48). AİLE KATILIMININ AMAÇLARI • Anne-babaya eğitim vererek ailenin okul öncesi eğitimine destek olabilmesini sağlayıp, çocukların en iyi şekilde büyüme ve gelişmelerine yardımcı olmak ve daha sonraki dönemlerde okul başarısını olumsuz yönde etkileyebilecek etkenleri azaltmak (Mağden,1993, s.173 ), • Öğretimi çok daha etkili hale getirmek, • Katılımcı öğrenim için aileyi teşvik etmek, • Aile içinde ve okul yapısında değişiklikler yapmak, • Eğitimsel reformları kolaylaştırmak (Galton-Blyth, 1989, s.314), • Çocuğun bilişsel, duygusal ve sosyal gelişiminde aileyi desteklemek, • Çocuğun, ailedeki öğrenme ortamına katkıda bulunmak, • Çocuğun tüm gelişimine katkıda bulunmak, • Çocukta olumlu değişikliklerin devamlı olmasını sağlamak, • Ailenin, kendi çocuğunun hayatında ne kadar önemli rolü olduğunu pekiştirmek, • Problemleri önlemek ve alternatif disiplin yöntemleri sunmak, >Q - • Aileye, çocuğun ev ortamında kazanabileceği deneyimler hakkında bilgi vermek şeklinde özetlenebilir (Eryorulmaz, 1993, s.91). KURUMSAL OKUL ÖNCESİ EĞİTİME AİLENİN KATILIMI Çocuk eğitiminin öneminin artmasıyla birlikte evde de nitelikli bir eğitim verilmesi gerektiği bilincine varılmıştır. Çocuğun öğrenmesinin büyük miktarının yaşamının ilk yıllarında daha hızlı olduğunu kanıtlayan pek çok araştırma vardır. Aileyi okul öncesi eğitim programının bir parçası haline getirmek, çocukların gelişimi açısından üzerinde durulan önemli bir konu haline gelmiştir (Seçkin-Koç, 1997, s.5). Çocuğun yakın çevresi onun gelişiminde ve bakımında önemli rol oynar. Çocuğa sağlanan yakın çevrenin etkin olabilmesi, aile üyelerinin tutum ve davranışlarına bağlıdır. Aile her dönemde çocuğun gelişimi ve eğitiminden sorumlu olmuştur. Ancak bu rol, geleneksel toplumlarda, sanayi toplumlarına göre daha yoğun ve yaygın bir biçimde görülür. Geleneksel aile modelinde bir taraftan toplumun değer normlarını, diğer taraftan da bilgi ve becerileri öğreterek çocuk yaşama hazırlanırdı. Bilim ve teknolojinin etkisi altında ortaya çıkan hızlı toplumsal değişmeler aile sisteminde, aile üyelerinin rol ve işlevlerinde de önemli değişmelere yol açmıştır. Böylelikle ailenin, içinde eğitim de olmak üzere bazı temel işlevlerinden bir çoğunu başka toplumsal kurumlar üstlenmiştir. Çocuğun eğitiminde sorumluluğu bulunan okul kurumunun varlığı giderek gelişmesine karşılık, bu durum ailenin yeni sorumluluklar üstlenmesini de beraberinde getirmiştir. Bu konuda ortaya çıkan en önemli sorumluluk da çocukların eğitiminde okul ile sıkı bir işbirliği içinde olma sorumluluğudur (Yılmaz, 1994, s.7). Kaçınılmaz olarak anne-baba-çocuk ilişkisi öğretmen-çocuk ilişkisinden daha yakıp ve güvenlidir. Çocuk, anne-babasına güvenli bir ev ortamı ve sürekli bir sevgi ve sıcaklık sağlayıcı kişiler olarak bakmaktadır. Çocukların öğretmenleri sınıfta sıcak ve sempatik olmak ve bazen anne-baba rolünü oynamak zorundadır. Öğretmenin tutumu farklı olmalıdır. Anne-baba rolü kabul edilmeyi vurgular, öğretmenin rolü ise objektifliği gerektirir. Roller arasındaki önemli farklılıklar ailelerin, ev-okul öğrenim programlarında yer aldıklarında gözardı edilmemelidir (Chazan-Laing-Harper, 1987, s. 160-161). Farklı kültür zeminine sahip, farklı çocuk yetiştirme tarzlarını benimseyen anne-babaya bu konuda en büyük destek öğretmenler ve okuldur. Öğretmenler ve anne-baba arasında anlayışlı bir zeminde oluşan olumlu ve aktif bir iletişim, çocuğu ilk eğitim dönemi için en uygun öğrenim ve eğitim ortamını oluşturur. Ailelerin daha okul öncesi dönemden başlayarak eğitim programına aktif olarak katılımı, çocuğun çeşitli öğrenmeleri üzerinde çok olumlu ve kalıcı etkiler yaratır (Kuşin, 1991, s.74). Görüldüğü gibi ailenin öğrettikleri ve yakın çevreden alınan bilgiler, çocuğun r yaşamını önemli ölçüde etkiler. Bununla birlikte çocuk için gerekli olan en etkin ^ eğitim aile ve öğretmenin birlikte çalışmasıyla gerçekleşir (İsmen-Yıldız, 1996, s.30). Çünkü aileleri bilinçlendirmek, onlara çocuklarının eğitiminin bir parçası olduklarını hissettirmek ve kendilerine güvenmelerini sağlayarak çocuklarıyla birlikte bu eğitimin içine almak gerekir (Bergman, 1990, s. 12 ). Catron'a göre ise, erken çocukluk programına ailelerin katılımı çocuklar, aileler ve programın gereklerinin karşılanmasına yardımcı olur. Çocuklar farklı meslek gruplarına, kültürel geçmiş ve fikirlere sahip geniş bir yetişkin grubuyla ilişkiye girme şansı bulurlar. Ailelerin programdaki çeşitli etkinliklere katıldıkları zaman çocuklar kendilerini daha güvenli ve destekleyici bir ortamda hissederler. Çalışan anne-babalar katılımları için fırsat ve teşvik doğduğunda çocuklarına daha fazla zaman ayırabilir, kendilerini dinleyen öğretmenlerden çocuklarıyla ilgili bilgi alışverişi yapar, çocuk bakımı sorunları ile ilgili öneriler alırlar. Böylece anne-baba rolleri teşvik edilerek desteklenmiş olurlar. Programda diğer ailelerle iletişim ve etkileşim fırsatları olduğunda da aileler için destek ve teşvik oluşur (Catron, 1993, s.48). Katılımın Sağlanması Aile katılımının sağlanması kurum açısından önemli bir gelişmedir.Kurum amaçlan doğrultusunda ailelerin ne yapabileceklerini çok iyi planlamalıdır. Katılıma başlanmadan önce, somlar hazırlanarak ön araştırmanın yapılması katılımın tam ve doğru olarak planlanmasını sağlar (Edwards-Knight, 1996, s. 112-. 118). Ailelerle çalışmak önceden saptanmış olan işbirliğinin temellerine bağlıdır. Eğer aileler ve öğretmenler birbirlerine karşı saygılı davranırlar, herkesin ayrı ve farklı önemli yetenekleri olduğunu kabul ederse çocukların öğrenimlerini ve düşüncelerini temelden destekleyebilirler (Nutbrown, 1994, s. 140). Morrîson a göre aile katılımının 3 boyutu 1- Görev Yönelimi: Aile katılımını sağlamada en ortak ve geleneksel yol görev yönelimidir. Bu boyut, okul veya sınıf programım desteklemek için belli görevleri yerine getirmeyi hedeflemelidir. Burada, öğretmenler ve idare, ailelerin öğretmen, yardımcı, sayman, gezi sorumlusu ve muhasebe yardımcıları olarak katılımlarım sağlamaya çalışırlar./Bu yol çoğu öğretmenin ideal bulduğu katılım türüdür. Aile katılımı dendiği zaman akla gelen, en çok kullanılan yöntemdir. 2- Süreç Yönelimi: Süreç yöneliminde, aile okulun çalışmasında önemli olan belli etkinliklere katılmaya teşvik edilir; müfredat programının düzenlenmesi, kitap seçimi ve incelemesi, komitelere üyelik, öğretmen seçimi gibi... Profesyonel eğitimcilerin bazen bu sorumlulukları ailelerle paylaşmada isteksiz olması, ailelerin uzun hazırlanma ve desteğini gerektiren bir katılım türü olması nedeniyle süreç yönelimi yaygın olarak kullanılmamaktadır. 3- Gelişimci Yönelim: Ailelere kendileri, okul, çocuklar ve diğer ailelere yarar sağlayacak, aynı zamanda da aile katılımını arttıracak yeteneklerin geliştirilmesinde yardım eder (Morrison, 1988, s.419 ). Adams'a göre ise, ailelerle özel aktiviteler, etkinlikler, partiler, piknikler düzenlenebilir. Anne-babalarla karşılıklı görüşmeler ayarlanabilir, Bu görüşmelerdeki konuşmalar özellikle çocuğun üzerinde yoğunlaşır, ancak ailenin ihtiyaçları ile de ilgilenmek gerekir. Bunların yanı sıra sınıf aktivitelerinden haberdar etmek için broşürler vermek, çocuğun sınıfta yaptıklarını gösteren video kasetleri izletmek, ayrıca çocuğun çalışmalarını ve bu çalışmaların içeriğini arkalarına kısa notlar ekleyerek eve göndermek aile katılımını kolaylaştırır (Adams, 1989, s.2). Katılımın Bir Boyutu Olarak Okul-Aile İşbirliği Günümüz toplumlarında okul, artık yalnızca bilgi aktaran bir kurum değildir. Bugün okul bir yönden çocuk ve gençlerin hayata hazırlanmalarında ve sosyalleşme sürecinde önemli rol oynarken, aynı zamanda anne-babaların eğitimi konusunda da yardımcı olmak zorundadır. Eğitimdeki devamlılık ilkesi göz önünde bulundurulduğunda, okulun çocuk, genç ve yetişkini eğitme rollerine, aile ile işbirliği boyutunun da katılması, önemli bir noktadır. Her çocuk, okula geldiği zaman, yetiştiği aile ortamından izler taşır. Okul eğitim-öğretim görevini yerine getirirken aile ortamının çocuk üzerindeki etkilerine dayanmak ve onlardan hareket etmek zorundadır. Aile ortamının çocuk üzerindeki etkisi, okulun eğitim anlayışına çok uygun olabilir ya da tanı tersi, okul tarafından istenmeyen türde olabilir. Bu durumda amacı, "çocuğun çok yönlü eğitimi ve öğretimini" güçlendirmek olan okulun, bu işlevini yerine getirebilmesi için gerekli önlemleri alması gerekir. Aslında ailenin asıl istediği "çocuğun en iyi şekilde yetiştirilmesidir". Bir başka ifade ile aile de okul da aynı hedef için, çaba harcamaktadır. Oysa "Eğitim Sürekliliği" ilkesi, çocuğun evde aldığı eğitimle okulda aldığı eğitimin uygunluğu halinde, sonucun daha iyi olacağı yönündedir. Okul-aile işbirliği boyutunda dikkat edilmesi gereken önemli nokta ; ailelerin okulla yapacağı işbirliğinin ve okulun imkanlarını geliştirme yolunda harcayacakları maddi ve manevi çabaların, sınıftaki öğretmenin işine veya okulun işleyişine müdahale etme şekline dönüşmemesidir. Bu konuda, özellikle yönetici ve öğretmenlerin aile ile kuracakları ilişkileri çok iyi ayarlamaları gerekmektedir. Okulla işbirliği yapmak başka, okulun işleyişine müdahale etmek başka şeydir. Genelde yapılan araştırmalar; her iki tarafın da görevlerinin sınırlarını, ne yapacaklarını bilmeleri halinde önemli sorunların ortaya çıkmadığı yönündedir (Oktay, 1993,s.l5-19). AİLE KATILIMINI ENGELLEYEN FAKTÖRLER Aile katılımını engelleyen faktörleri tespit etmek için yapılan çalışmalar sonucunda' Öğretmenlerin; • Aile katılımı etkinliklerini planlamanın çok zaman aldığına inanmaları, • Aileleri programa katılımları için nasıl teşvik edeceklerini bilmemeleri, • Katılım programım nasıl yürüteceklerini bilmemeleri, • Ailelerin kendi sınırlılıklarını aşacaklarını ve bunun karışıklığa yol açacağını düşünmeleri, • Ailelerin önemli bilgileri arkadaşlarına aktarıp kendilerini zor durumda bırakacaklarına inanmaları (Katz, 1986, s. 99 ), • Hem ailelerde hem de öğretmenlerde görülen iş stresi, • Ailelerin öğretmen ve çocuk arasındaki ilişkiyi kıskanması (Catron, 1993, s. 49), • Okulun bürokrasisi (ailelere göre) (Katz, 1986, s.99) olduğu bulunmuştur. Ensari ve Zembat'ın 1996 yılında yapmış oldukları bir araştırmanın sonuçlarına göre; • Ailelere göre yöneticilerin (olumsuz) tutumları, • Yöneticilere göre ailelerin işbirliğine karşı ilgisizlikleri, • Zaman yetersizliği, • Ekonomik koşullar, • İletişim bozukluğu aile katılımını engelleyen faktörler arasındadır (Ensari-Zembat, 1999, s. 192) AİLE KATILIM PROGRAMI ÖRNEKLERİ Bloomingdale Aile Katılım Programı Bu programda aileler, okula programın düzgün bir şekilde işlemesine yardımcı olmak ve çocuk eğitimini öğrenmek için gelir. Aile katılım programın amacı, ailelerin programın her aşamasına aktif katılımım sağlamaktır. Programa başlamadan önce kurum tarafından sorumluluklarının açıklandığı rjir el kitabı anne-babalara dağıtılmış programa uyumu sağlamak ve programın uygulanışını kolaylaştırmak için düzenli olarak yapılan toplantılarla personel ve anne-babalar eğitilmişlerdir. Aileler bütün bir gün sınıfta öğretmene yardımcı olmuş ve kurumun diğer işlerinde görev almıştır. Anne-babaların program için gerekli materyalleri hazırlaması, birbirleriyle iletişim kurması için ailelere ayrı bir oda hazırlanmıştır. Programda her gruba bir veya iki anne-baba yardım etmiştir. Programda ailelerin sınıfta bulunmalarının üç temel nedeni; 1. Sınıftaki eğitimin muntazam bir şekilde yürütülmesi için ailelerin öğretmenlere yardım etmesi, 2. Programın ailelerin sınıfta bulunmalarını zorunlu kılması, 3. Anne-babaların sınıfta bulunarak çocuğunun büyüme ve gelişimi konusunda bilgi sahibi olmasıdır. Anne-babaların sınıfta bulunması öğretmenler ve çocuklar arasındaki bağı kurması ve çocuğun kendini güvende hissetmesi açısından da önemlidir. Burada önemli olan, öğretmenlerin ne yaptıklarını değil, nasıl yaptıklarını sınıftaki anne-babalara düzenli toplantılar düzenleyerek anlatmasıdır. Toplantılar ayda bir kere ya da isteğe bağlı olarak daha sık düzenlenebilir. Toplantılarda ailelere karşılaştıkları zorlukları, yaşadıkları duygu ve düşünceleri, merak ettikleri sorulan sormaları için fırsat verilmiştir. Bloomingdale aile katılım programı çocukların gelişimini olumlu etkilemiş ve önceleri kurumda karışıklığa neden olan katılım, süreç içerisinde ailelerin ve öğretmenlerin sınırlılıklarım öğrenmeleriyle düzelerek etkili bir şekle dönüşmüştür (Auerbach-Roche, 1971, s.23-35 ). Fospa Aile Katılım Programı 4 yaş için Minesota'da gerçekleştirilmiş olan bir aile katılım programıdır. Programın felsefesini ailenin de desteğini alarak çocuğun sahip olduğu kapasitenin maksimum düzeyde kullanmasını sağlamak düşüncesi oluşturur. Çoğu aile çocuklarının eğitimiyle ilgilidir. Ancak, öğretme yöntemleri ve kullanılacak materyaller için desteğe ihtiyaç duymaktadır. Çocuğun başarısının okuldaki eğitimin niteliğinden çok evdeki öğrenme ortamına bağlıdır. Böyle bir programla çocuğun varolan öğrenme kapasitesi geliştirilir. Aile ve sosyal çevre önemli eğitimsel kaynaklardır. Aile ve öğretmenler işbirliği yaptıklarında eğitimin kalitesi artacaktır. Çocuktaki benlik algısının yüksek olması eğitimde basan için temel unsurdur. Bu da okul öncesi dönemde çocuk ve aile arasında sıcak bir ilişkinin olmasına bağlıdır. Programın amaçlan ise; • Çocuğun etkin bir öğrenme programı içerisinde olmasını sağlamak, • Ailelere uygun öğretme yöntemleri ve materyalleri sunmak, • Aileleri çocuklarının gelişimleri hakkında bilgilendirmek, • Aileleri evde uygulayabilecekleri etkinlik ve materyalleri sunmak, • Çocuğun olumlu bir çevrede gelişimini sağlamak için aileleri çocuk gelişimi, aile ilişkileri, iletişim becerileri vb. konularda bilgilendirmek, • Aileleri evde zengin bir öğrenme ortamı oluşturmaları için bilgilendirmek ve materyaller sunmak, • Ailelerin eğitimcilerle işbirliği içerisinde bulunarak çocuk eğitimi konusundaki kuşku ve korkularının üstesinden gelmelerini sağlamak, • Toplumdaki okul öncesi eğitim kurumlarını, ailelerin çocuklarının gelişimine nasıl katkıda bulunacakları konusunda bilgilendirmek, • Aileleri gerektiğinde okul öncesi eğitim kurumlarından nasıl yararlanacaktan konusunda bilgilendirmek, • 4 yaş çocuklarına olumlu bir okul deneyimi yaşatmaktır. Programda, ne yapılacağını açıklayan öğretmen, anne-baba, program ve anne-babalara eğitim veren kişiler için geliştirilmiş olan dört adet el kitabı hazırlanmıştır. Ayrıca, programda etkinlik paketleri (kitler) ve video kasetleri bulunmaktadır. Etkinlik Paketleri beden imgesi (vücudun farkında olma ve mekan içinde konumun farkında olma), işitme (sesleri tanıma, odaklaşma, işitsel hafıza vb.), görme (renkler, şekiller, görsel sıralama, görsel tamamlama, görsel hafıza vb.), motor (büyük kas ve küçük kas), sınıflandırma (farklılıklar, ortak özellikler vb.), zenginleştirme (fen bilimleri, doğal bilimler ve besinler), zaman, okumaya hazırlık-algılama, okumaya hazırlık-alfabe (aynı sesle başlayan kelimeleri eşleştirme, tanıma), matematiğe hazırlık olmak üzere toplam on alanı içeren bir kitapçık, beş etkinlik kitabı, etkinliklere ait materyal kitabı ve materyallerden oluşmaktadır. Her aile etkinlik paketlerini satın alarak evde kullanmaktadır. Anne-babalar etkinlik paketlerini evde çocuklarla uygularken bunları çocuğun gelişim düzeyine göre farklı şekilde de kullanabilmektedirler. Video kasetleri ise, okul öncesi eğitim kurumunun tanıtımım, iki saatlik program örneğini, ailelerin çocuklarla birlikteyken nasıl davranmaları gerektiğini ve etkinlik paketlerinin nasıl kullanılacağını gösteren filmler olmak üzere dört farklı boyutta hazırlanmıştır. Programda ilk olarak ailelere programın felsefesi, çerçevesi, işleyişi ve öğelerinden bahsedilir. Daha sonra ailelerin yirmi beş hafta süresince her hafta 2 saat çocuklarla birlikte programa katılımı sağlanır. Bu katılım sırasında; öğretmenler anne-babalara çocuklarıyla birlikteyken nasıl davranacaklarını göstermek için onlara model olur ve sınıfta anne-baba-çocuğun birlikte oynayabilmeleri için düzenlenmiş ilgi köşelerinde anne-babalar çocukla birlikte 35-40 dakika oyun oynar. Katılım programında, öğretmenler rehber konumunda olup çocuklarla birlikte hikaye, grup oyunları, sanat, müzik, serbest oyun vb. etkinliklerde bulunurlar. 2 saatlik süre içerisinde aileler diğer ailelerle bir araya getirilerek iletişimde bulunmaları, çocukların da diğer çocuklarla etkileşimde bulunmaları sağlanır. Ayrıca, aileler ve anne-baba eğitimcisi bir araya gelerek çocuk eğitimi konusunda bilgilendirilirler; aileler etkinlik paketlerini alarak eve giderler. Çocuktan veya aileden kaynaklanan herhangi bir problemden dolayı katılım programına devam edilemediğinde öğretmen veya özel koordinatör eve giderek eğitimi sürdürür (Fospa, 1987, s. l-35). Aile Katılımlı Sosyalleşme Programı Çocuğun insanlar arası ilişkilerde bir şeye kızdığında saldırganlık dürtüsünü kontrol altına alarak karşısındaki kişiyle konuşarak sorununu halletmesi, sahip olduğu şeyleri başkalarıyla paylaşması, çevresindekilerin yardıma ihtiyacı olduğunda onlara yardım etmesi ve işbirliği yapması, gerektiğinde yardım istemesi, çevresindeki kişilerle nezaket kuralları çerçevesinde ilişkilerini yürütmesi, sağlıklı, güzel, kalıcı arkadaşlıklar kurmasında ve sürdürmesinde, gerek aile içerisinde gerekse toplumsal yaşam içerisinde bir şey yaparken sırasını beklemesi ve başladığı işi bitirmesi çocuğun gelecekteki yaşamda başarılı olabilmesi ve karşılaşacağı sorunları en aza indirmesi açısından, karşılaştığı çeşitli durumlarda karar vererek seçim yapabilmesi, buna paralel olarak çeşitli sorumluluklar üstlenmesi sosyalleşmenin vazgeçilmez koşullarındandır. Gerek yapılan gözlemler gerek öğretmenler ve ailelerden gelen geri bildirimler çocukların ekonomik, çevresel ve toplumsal faktörler nedeniyle giderek sosyal yaşama uyumlarının zorlaştığı ve bireyselleştiğini vurgulamaktadır. Bu da çocukların sosyalleşmelerinin tesadüflere bırakılmadan desteklenmesi gereğini ortaya çıkarmaktadır. Bu amaçla oluşturulmuş olan 5-6 Yaş Gurubu Aile Katılımlı Sosyalleşme Programı çocukların sosyal gelişimlerini okul ve ailenin işbirliğini sağlayarak desteklemeyi hedeflemektedir. Programın içeriğini sosyalleşme başlığına ait beş alt boyutla ilgili programlar, saldırganlık, paylaşma- yardımlaşma-işbirliği, nezaket kuralları, sırasını bekleme başladığı işi bitirme ve karar verme sorumluluk alma oluşturmaktadır. Her bir alt boyutla ilgili program öğretmen tarafından okulda gerçekleştirilen programa paralel olarak ailenin de evde gerçekleştireceği etkinlik dizileri ile ilgili çalışmaları içermektedir. Her bir alt boyutla ilgili program çalışmaları toplam beş günlük süre içinde tamamlanmaktadır. Öğretmenin okulda uyguladığı etkinliği pekiştirmek ve geliştirmek amacı ile her gün aile tarafından evde uygulanacak etkinlikler oluşturulmuştur. Ayrıca Aile Katılımlı Sosyalleşme Programında beş adet program bulunmaktadır. Her bir programda; • O konuya ait kurumda öğretmen tarafından hergün yapılacak çalışmaların gün gün açıklanması ve her bir etkinliğin nasıl uygulanacağının aşama aşama açıklanması, • Evde aile tarafından hergün yapılacak çalışmaların gün gün açıklanması ve her bir etkinliğin nasıl uygulanacağının aşama aşama açıklanması, • Her bir konunun sonunda öğretmenlere ve ailelere önerilerin sunulmasını içeren etkinlik paketleri bulunmaktadır. Bu etkinlikler oluşturulurken, a- Hem öğretmenin hem de ailenin uygulamada zorlanmaması, b- Etkinlikleri gerçekleştirmek için kullanılması gereken malzemelerin kolay ulaşılabilecek materyaller olması, c- Çocukların aktif katılımlarının sağlanması göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma, saldırganlık, paylaşma-yardımlaşma- işbirliği, nezaket kuralları, sırasını bekleme-başladığı işi bitirme, karar verme ve sorumluluk alma olmak üzere beş konuyu içeren Aile Katılımlı Sosyalleşme Programındaki her bir konunun l 'er hafta olmak üzere toplam 5 hafta uygulanması ile gerçekleştirilmiştir. Bir programı uygulamaya başlamadan önce bizler tarafından oluşturulup 5-6 Yaş Sosyalleşme Ölçeğinin o konuya ait olan alt ölçeği hem öğretmen tarafından doldurulmuş hem de deney ve kontrol grubundaki çocuklara uygulanmıştır. Program, bir hafta süreyle deney gurubunda uygulandıktan sonra, ilgili alt ölçek hem deney hem de kontrol gurubuna tekrar uygulanmış ve öğretmen tarafından da tekrar doldurulmuştur. Elde edilen tüm sonuçlar, SPSS paket programda deney ve kontrol grupları için kovaryans tekniği kullanılarak, istatistiksel olarak çözümlenmiş, anlamlılık düzeyi en az p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Küçükçekmece Çok Amaçlı Eğitim Merkezinde 30 çocuğa (15'i deney, 15'i kontrol) toplam beş hafta ile uygulanan bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; Aile Katılımlı Sosyalleşme Programı, genel olarak bakıldığında çocuktan ve öğretmenden alınan değerlendirme ile p<0.01 düzeyinde anlamlıdır. Bu bulgu uygulanan programın çocukların sosyalleşmelerinde etkili olduğunu ve okulda uygulanan programın çocuğun sosyalleşmesinde tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Okulda uygulanan programın yanı sıra evde gerçekleştirilen etkinlikler programın başarısını artırmıştır. Ayrıca, her bir alt boyutla ilgili program için -saldırganlık paylaşma yardımlaşma-işbirliği, nezaket kuralları, sırasını bekleme-başladığı işi bitirme, karar verme ve sorumluluk alma- çocuktan ve öğretmenden alınan değerlendirmelerin de p<0.01 düzeyinde anlamlı olduğu bulunmuştur. Problem Cümlesi: Okul öncesi eğitimde okul – öğretmen ve aile işbirliği nasıl olmalı ve velilerin okul öncesi eğitimi algılamadaki farklılıkları. Alt Problemleri. 1- Okul – öğretmen ve aile işbirliğinde nasıl bir iletişim kurulmalıdır? 2- Okul – aile işbirliğinin başarılı olması için neler yapılmalıdır? 3- Okul – öğretmen ve aile birbirine nasıl yardımcı olmalıdır? 4- Ailelerin okul öncesi eğitimine bakışları nasıl ? 5- Aileleri okul öncesi eğitime nasıl katabiliriz. 6- Aileler okul öncesi eğitim kurumları hakkında yeterince bilgi sahibiler mi? DENENCELER 1- Okul – aile işbirliği olumlu olan ailelerin öğrenme ortamına katkısı daha sağlıklıdır. 2- Olumlu okul – aile işbirliği çocuğun gelişimi hakkında her iki tarafa da sağlıklı bilgiler verir. 3- Okul öncesi eğitim kurumu akademik bilgilerin verildiği bir kurum değildir. SINIRLILIKLAR Bu araştırma 2003-2004 eğitim – öğretim yılında Denizli ilindeki MEB’e bağlı bağımsız anaokulları ve ilköğretim okulları bünyesindeki ana sınıfları ve bu kurumlarda çalışan öğretmenlerin ve öğrenci velilerinin algılarıyla sınırlıdır. SAYILTILAR 1- Çocukta istemdik davranışların kalıcı hale gelmesi için okul – aile işbirliğinin önemli bir rolü vardır. 2- Konferanslar ve bilgilendirme toplantılarıyla okul öncesi eğitim kurumları kendini daha iyi tanıtabilir. ARAŞTIRMALARIN AMACI Bu çalışmada okul öncesi eğitimde okul – öğretmen ve aile işbirliğinin çocuğun gelişimine katkıları ve ailelerin okul öncesi eğitim kurumlarını algılamadaki farklılıklarının belirlenmesi amaçlanılmıştır. ARAŞTIRMALARIN ÖNEMİ Bu çalışmayla okul – öğretmen ve aile işbirliğinin nasıl olması gerektiği, nasıl bir iletişim içinde olmaları gerektiği ve bunun çocuğun gelişimine olumlu etki yapıp yapmadığının saptanması açısından önemlidir. Okul öncesi eğitim kurumlarına ailelerin bakışını göstermesi açısından da önemlidir.