2014 YAZ KAMPANYASI

Etiketlenen üyelerin listesi

Rönesans Dönemi Ressamları

Cimabue (1240-1302): Cimabue Bizans geleneklerine bağlı bir şekilde çalışmaktadır. Ancak aynı zamanda resim sanatına yeni bir duyarlılıkla yaklaşmaktadır. Bugün Washington National Gallery’de bulunan ve Meryem ve çocuk İsa’yı tahtta gösteren bir Bizans ikonası, Cimabue’nin hangi kaynaktan yararlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu ikonanın 12.yüzyıl sonlarında Bizans etkisiyle çalışan Sicilyalı bir usta tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Kuzeyden ve güneyden İtalya yarımadasına ulaşan

Bu konu 21233 kez görüntülendi ve 39 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Rönesans Dönemi Ressamları

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 21233 kez incelendi.


Sayfa 4 Toplam 4 Sayfadan BirinciBirinci 1234
Toplam 40 adet sonuctan sayfa basi 31 ile 40 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Arrow Rönesans Dönemi Ressamları

    Cimabue (1240-1302):
    Cimabue Bizans geleneklerine bağlı bir şekilde çalışmaktadır. Ancak aynı zamanda resim sanatına yeni bir duyarlılıkla yaklaşmaktadır. Bugün Washington National Gallery’de bulunan ve Meryem ve çocuk İsa’yı tahtta gösteren bir Bizans ikonası, Cimabue’nin hangi kaynaktan yararlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu ikonanın 12.yüzyıl sonlarında Bizans etkisiyle çalışan Sicilyalı bir usta tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir. Kuzeyden ve güneyden İtalya yarımadasına ulaşan Bizans etkilerinin bir diğer örneğini ise, Venedik’te San Marco Kilisesi’nde bulunan ve 12.yüzyıl son çeyreğine tarihlenen son akşam yemeği konulu mozaik oluşturmaktadır. Figür mekan ilişkilerindeki acemiliğe ve yüzeysel anlatıma karşın ilginç bir örnektir.

    Cimabue’nin yenilikçi tutumunu ortaya koyan yapıtların en dikkat çekici olanı 385x223cm’lik ahşap üzerine tempera tekniği ile yapılmış Meryem ve Çocuk İsa’dır. 1285’ten sonraya tarihlenmektedir. Bugün Floransa, Uffizi müzesinde yer alan bu resime Trinita Madonnası adı da verilir. Çünkü uzunca bir süre aynı isimdeki kilisede (Sta Trinita) bulunmuştu. Resmin en etkileyici yanı, Meryem’in üzerinde oturduğu antik mimari öğeleri barındıran anıtsal tahttır. Taht başlı başına bir mimari öge olarak resmi kaplar ve mekan hissi uyandırır. Melekler, Meryem ve çocuk İsa ve en altta yer alan 4 peygamber, hep mimari-figür ilişkisini ortaya koyarlar. En altta tahtın ayakları dibindeki boşlukta 4 peygamber yer alır. Bu figürler ışık ve gölge etkileriyle heykelsi bir anlayışta hacimlendirilmişlerdir. Ellerindeki rulo kağıtlar Meryem’in bakireliğini ve İsa’nın kurtarıcılığını simgelemektedir. Tahtın iki yanında 4’er tane melek yer alır. Kanatları ve haleli başların hareketleri resme ritim duygusu ve devinim kazandırır.

    Tahtta kucağında çocuk İsa ile Meryem oturmaktadır. Elbisesinin kıvrımları ve dökümü figüre hacim kazandırır. Tüm yeniliklerine rağmen yine de arka planda altın yaldız kullanılmaya devam etmiştir. Bu durum, resmin derinlemesine gelişimini engellemektedir. Bu yüzden figürler az hacimli, neredeyse yüzeysel bir mekanda sıkışmış durumdadır. Mekansal boşluk sınırlıdır, ancak Cimabue’nin bunu gidermek için attığı adım (tahtın mimari bir mekan olarak değerlendirilişi ve figürlerin bu mimari unsurla ilişkiler, ayrıca kumaş kıvrımları ve hafif gölgelemelerle figürlerdeki hacimlenme) onu izleyenler için bu adımı daha ilerilere taşıma fırsatını yaratmıştır.

    BeRKaY ve harman bunu beğendi.

  2. #31

    Standart

    Paolo Veronese (1528- 1588)

    Adından da anlaşılacağı gibi Verona’da dünyaya gelmiştir. 14 yaşında bir atölyeye girerek eğitim almaya başlamıştır. Venedik’e çok uzak mesafede olmayan Verona’da gerçekleştirdiği ilk çalışmaları genel olarak Tiziano’nun Pesaro Madonnası’nın etkilerini gösterir.

    Fakat yaklaşık olarak 1553 yılında, 1588’deki ölümüne değin kesintisiz olarak çalıştığı Venedik’e gelerek burada San Sebastiano Kilisesi’nin tavanı için göz yanılsaması yaratmaya dayanan freskler üzerinde çalışmaya başlamıştır. Ardından Doçlar Sarayı ve Villa Maser’e duvar resimleri yapmıştır.


    Yaklaşık 1560 tarihli olan Villa Maser freskleri duvarları kaplayan geniş manzaralardan oluşmaktadır. Böylece adeta yapının duvarları ortadan kaldırılmış hissi yaratılmıştır. Bu tür görsel yanılsamalar izleyen dönem resim sanatında giderek daha sık kullanılır olacaktır. Veronese iç mekanlara yaptığı duvar resimleriyle ün kazanmış ve çok sayıda sipariş almaya başlamıştır. Klasik mimarlık yapıtlarından oluşan bir arka fon üzerinde canlı renklerle betimlediği alegorik, dinsel ve tarihsel konulu büyük resimleriyle tanınmıştır. Yanılsamalı manzaralar ve mimari öğelerle yapıların duvarlarının sınırlayıcı etkisi ortadan kaldırılmıştır. Başta Venedik kırsalında yapılan villalar için olmak üzere çeşitli freskler yapmıştır. Aynı zamanda altar panoları ve yağlıboyalar da gerçekleştirmiştir.

    1562-3 yıllarına tarihlenen 669x990cm. boyutlarındaki Kana Düğünü adlı resim, tuval üzerine yağlı boya ile yapılmıştır. Resmin yan taraflarında hareketli, kalabalık mimari öğeler yer almaktadır. Bunlar dönemin Venedik’te çalışan ünlü mimarı Sansovino’nun yapılarına çağrışımlar yapmaktadır. Ortada kalan boşluk gökyüzüne açılmaktadır. Resmin ön kısmında, resim yüzeyine U şeklinde açılan bir masa etrafında kalabalık ve hareketli figürler yer almaktadır. Gerek mimari gerekse figür kalabalığı Veronese’nin resimlerine yoğun bir hareket duygusu kazandırmaktadır. Masa etrafında toplanmış kalabalığa müzik keyfi yaşatan bir de müzisyenler grubu vardır. Bunlar çeşitli enstrümanları çalan dönemin Tiziano, Giorgione gibi önemli Venedikli sanatçılarıdır. Figür grubunun arkasında ve hemen üstlerinde yer alan platformun korkulukları resmi yatay olarak ayırmakta, ancak ortadaki boşlukta görülen uzaktaki kule ve iki yandaki kalabalık mimari öğelerin dikeyliği bu yatay etkiyi karşılamaktadır. Resimde figür- mekan ilişkisinin tüm bu kalabalığa karşın rahatlıkla ele alınışı, trecentodan beri ressamların verdiği mücadelenin bir zaferidir sanki.

    Veronese’nin yapıldığı dönemde tartışma yaratan bir resmi ise, 1573 tarihli Levi Evinde Yemek’tir. Üç kemerli geniş bir Roma zafer takını andıran mimari, tüm resim yüzeyini kaplamaktadır. Kemer açıklıklarının arasına kurulu masayı kalabalık bir figür grubu çevrelemiştir. Yine kalabalık mimari öğeler ve figürlerle hareketlendirilmiş bir resimdir. Resmin dinsel olan konusunun (son akşam yemeği) böylesine dünyevi figürlerle doldurulup, tüm ağırlığından yoksun bir şekilde ele alınması üzerine Engizisyon harekete geçmiş ve nihayetinde Veronese resmin ismini Levi Evinde Yemek olarak değiştirmek zorunda kalmıştır.

    Venedik’teki Doçlar Sarayı’nda yer alan bir odanın tavan kısmına konmak üzere yapılmış olan Venedik’in Zaferi, 1585 tarihli, oval bir resimdir. Tavanda yer almakta ve düz tavana göğe açılan kubbemsi bir etki veren göz yanılsamasına dayanmaktadır. Yine yoğun mimari ve kalabalık figürler arasında gökyüzü görülmektedir. Bu kez izleyicinin bakış açısı neredeyse tam alttandır. Rakursiler, ışık kullanımı ve kompozisyonun gelişimi göz yanılsamasını arttırıcı unsurlardır. 15.yüzyıl Venedik sanatçısı Mantegna’nın yaklaşık yüz yıl önce Gonzaga ailesinin sarayının tavanına yaptığı resmin üzerine gelişen bir anlayışın örneğidir.

  3. #32

    Standart

    16. Yüzyıl Kuzey Rönesansı

    16.yüzyıl, İtalya’da yüksek rönesansın yaşandığı Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raffaello, Giorgione ve Tiziano gibi büyük isimlerin resim sanatına yön verdiği bir dönemdir. Siyasi, dini ve toplumsal karışıklıkların yoğun olduğu kuzey Avrupa’da ise resim sanatı açısından iki önemli coğrafya dikkat çekmektedir: Flaman ve Almanya.

    15.yüzyılda Flaman topraklarında güçlü bir resim geleneği gelişmişti. Bosch, Massys, Gerard David, Joachim Patinir, Joos Van Cleve ve Mabuse gibi ressamlar bu geleneğe dayanarak 16.yüzyılın şafağında farklı bir duyarlılığın biçimlenmesine öncülük etmişlerdir. Bu duyarlılık, 16.yüzyılın ortalarında hümanizme ve Greko- Roman heykel, anatomi çalışması ve matematiksel perspektife dayanan İtalyan yüksek rönesans resim sanatıyla karşılaştığında Flaman resim sanatının en dikkat çekici ismi olan Pieter Bruegel ile zirveye taşınmış ve aralarında Jan Van Scorel, Pieter Aertsen ve bir dönem İstanbul’da bulunan Pieter Coecke van Aelst gibi pekçok ressamın bulunduğu isimlerin yetişmesine olanak sağlamıştır.

    16.yüzyıl Flaman sanatının gelişiminde, İtalya’da biçimlenen fikirlerin istekli bir şekilde anlaşılmaya çalışılmasının önemli bir yeri vardır. 1519 yılına değin Raffaello’nun Sistin Şapel halıları için yaptığı modellerin Brüksel’deki dokuma atölyelerinde bulunması, artan sayıda İtalyan baskı resminin kuzey ülkelerine girmeye başlaması İtalyan yüksek rönesans resminin tanınması açısından önemli olmuştur. Ancak en önemlisi, çok sayıda kuzeyli ressam İtalya yarımadasını, Venedik’i, Roma’yı ziyaret etmiş ve buradaki gelişmeleri takip etmiştir. 16.yüzyıl sanatının en büyük isimlerinden biri olan Dürer için Luther’in yazıları kadar Vitrivius ve Alberti’nin kuramları da önemlidir.

    İtalya ile bu kültürel bağlantının güçlenmesinde ekonomik gerekçeler de belirleyici olmuştur1 . Ticaretle birlikte artan sayıda şehrin refah düzeyi yükselmiş, bu şehirler zamanla sanatsal gelişmelerin merkezi durumuna gelmiştir. 15.yüzyıldan itibaren Zwin Irmağı’nın dolması bir liman şehri olarak Brugge’ün önemini azaltırken, Antwerp, Anvers, Haarlem, Amsterdam gibi diğer şehirler yükselişe geçmiştir. Bu şehirlerde ticaretin varsıllaştırdığı toplum kesiminde sanata yönelik ilginin kaynaklık ettiği sanatsal canlanma dikkat çekmektedir.

    Bunun yanı sıra Flaman topraklarında yüzyılın ilk yarısında görece bir huzur vardır ve bu ortam sanatın gelişimini desteklemektedir. İspanya egemenliğinin söz konusu olduğu bölgede imparator hanedanının bulunduğu Brüksel ve Malines (Mechelen) gibi şehirler de ise sarayın merkez olduğu bir sanat ortamı mevcuttur.

    Ancak bölgede protestanlığın yayılmaya ve İspanyol yönetimine karşı örgütlenmenin artmaya başlamasıyla birlikte 16.yüzyılın ortalarına gelindiğinde karışıklıklar artmıştır. II. Philip protestanlığı baskı altında tutmak için sert önlemler almıştır ve direniş arttıkça daha da sert bir tutum ortaya koymaktadır.

    1566’da isyancılar protestan din adamlarının da yönlendirmesiyle ülkedeki katolik sanat eserlerini yok etmek kararı almışlar ve kilise ve manastırlara saldırmışlardır. Bunun üzerine II. Philip bir ordu yollamış ve isyanı kanlı bir şekilde bastırmıştır.

    Protestanlığın kuzey Avrupa’da yaygınlaşmaya2 başladığı bu dönemde, Flaman topraklarındakine benzer gelişmeler Almanya’da da yaşanmıştır. 15.yüzyılda kuzeyde artan sayıda üniversite açılmakta ve bu kurumlarda, İtalya’da gelişen yeni hümanist görüşler öğretilmektedir. Öte yandan halkın kaderi feodal beylerin elindedir. Martin Luther, 1517’de görüşlerini Wittanber Şatosu kilisesinin kapısına asmıştır. Luther’in sivil ve dinsel otoritelerce yapılmış sayısız adaletsizliğe ve kötülüğe karşı isyan bayrağını açışı, kalabalıkları ve sanatçıları ayağa kaldırmış ve Protestanlığın yaygınlaşma süreci hız kazanmıştır. Her ne kadar, Protestanlık kilisenin gösteriş ve lüks tüketimine karşı çıkmaktaysa da başlangıçta yarattığı coşku Alman sanatçıları olumlu etkilemiştir.

    Almanya’daki sanat koşulları incelenirken şuna mutlaka dikkat etmek gerekir: birçok bölgede Lutherciliğin kesin biçimde kurulmasıyla estetik etkinlik kısa sürede canlılığını hepten yitirecektir. Ama Luther’in imparatorluğa ve papalığa karşı savaş verdiği günlerde Alman sanatının o zamana dek görülmemiş bir gelişim evresine girmesi de bir rastlantı değildir.

    Böylece Katolik ve Protestan merkezlere bölünen Almanya’da bir yanda Wittenburg, Ulm, Freiburg gibi katolik şehirlerde kilise tarafından halen görkemli sunak resimleri sipariş edilirken öte yanda güney Almanya’nın Augsburg ve Nüremberg gibi zengin şehir devletlerinde resim sanatı gelişme olanağı bulmaktadır. Reformasyon hareketinin sanatçıların olanaklarını kısıtladığı Protestan topraklarındaki sanatçılar ise iş aramak için gezgin bir kimliğe bürünmüştür.

    Yine de bu dönemde sanat koruyuculuğu bilincinin temellerinin atılması sanatsal gelişmelere ivme kazandırmış olmalıdır. Avrupa’nın İtalya dışındaki yerlerinde bulunan (Almanya, Fransa gibi) yöneticiler de, sanatın desteklenmesinden kaynaklanan prestiji anlamaya başladılar ve Fransa kralı I. François ile kutsal Roma imparatorları I. Maximilian ve V. Karl, yüzyıllarca önemini koruyacak bir fikri, yani sanatı destekleyerek bir prensin sadece kendisi için değil, ülkesi için de büyük bir zafer kazanabileceği fikrini yerleştirdiler. Dönemin pekçok Alman ressamı gibi imparator I. Maximilian ve V. Karl’ın sanat koruyuculuğundan Dürer de payını almıştır.

    Gerek Flaman topraklarında gerek Almanya’da katoliklik ve protestanlık ayrımında kilise, saray ve topulumun ticaretle varsıllaşan kesimi sanatı talep etmişler ve tüm kuzeyli sanatçılar için İtalya bir açılım kaynağı olmuştur.

  4. #33

    Standart

    16. Yüzyıl Flaman Resim Sanatı:

    Flaman resim sanatının 16.yüzyıldaki gelişiminde; 1530’lu yıllara kadar olan dönemde Bosch, Gerard David, Mabuse, Patinir gibi ressamların etkin olduğu ve 15.yüzyıl geleneklerinin zengin bir anlatım diline kaynaklı ettiği geçiş süreci yaşanmıştır. Aynı zamanda hümanizmin ve İtalyan yüksek rönesans resminin tanınmaya başladığı bu süreç sonunda, yaşanan toplumsal değişimlerin de bir uzantısı olarak 16.yüzyıl ortalarından itibaren Jan Van Scorel, Pieter Aertsen ve nihayet Pieter Bruegel’de ifadesini bulan bir olgunluk dönemi gelmiştir.

    Sanatsal üretimi 16.yüzyılın ilk yıllarını da kapsayan Hieronymus Bosch, belki de Flaman resim sanatının en sıradışı kişiliğidir. Onunla birlikte Flaman kentlerinde ressam kimlikleriyle sivrilen pekçok ressam vardır. Gerard David bunlardan biridir,

  5. #34

    Standart

    Gerard David (1460- 1523)

    15.yüzyılın canlı liman şehri Brugge aynı zamanda önemli bir sanat merkezi olarak dikkat çekmektedir. Ancak bu şehrin kaderi halicinin toprakla dolmaya başlamasıyla değişmeye başlamış ve yüzyılın sonlarında ekonomik ve kültürel üstünlüğünü Anvers, Antwerp gibi diğer şehirlere bırakmıştır. Bu süreç aynı zamanda Brugge’de 15.yüzyılda gelişen bir resim ekolünün de sona ermesi sonucunu beraberinde getirmiştir.

    Olasılıkla Haarlem’de, Albert van Ouwater’in yanında yetişen ve 1483 yılında Brugge’a gelerek ertesi yıl Aziz Luka loncasına kaydolan Gerard David, Brugge okulunun son büyük ustası olarak kabul edilmektedir. Çarmıha Gerilen İsa ve İsa’nın Doğumu gibi erken çalışmalarında Haarlem resim geleneğinin izleri görülmekle birlikte şehre gelişinden kısa bir süre sonra Hans Memling’in etkisinde kalmıştır. Şehir burjuvazisinin en gözde ressamı olan Memling 1494’de öldüğünde onun müşterilerini devralmıştır. 1498 yılında şehir yargıcından adalet konulu iki resim sipariş alması ve 1501’de Aziz Luka loncasının başkanı olması onun Brugge’da bir ressam olarak kazandığı saygınlığın göstergeleridir.

    1515 yılında kısa bir süre Anvers’de kalmış ve bu sırada dönemin bir diğer önemli sanatçısı Quentin Massys’le tanışmıştır. Ayrıca İtalya’ya kısa bir gezi yaptığı sanılmaktadır, ancak bunun dışında tüm çalışmalarını Brugge’da sürdürmüştür. Gerard David rengin ön plana çıktığı sunak resimleriyle ün yapmıştır.

    Mabuse –Jan Gossaert- (1478- 1532)


    Maubeuge (Hennengau)’da dünyaya gelmiştir. Kesin bir bilgi bulunmamasına karşılık olasılıkla Brugge’da eğitim almıştır. 1503- 7 yılları arasında Antwerp şehrinde usta bir ressam olarak çalışmış ve ardından Philippe de Bourbougne’un hizmetine girerek onunla birlikte antik yapı ve heykellerin çizimlerini yapmak üzere 1508- 9’da Roma’ya gitmiştir. Bu amaçla İtalya’da bulunan belki de ilk Flaman ressamdır ve İtalya ziyareti onun gelişimine çok önemli katkılar sağlamıştır.

    Yine de İtalya deneyiminin onun üzerindeki etkileri erken dönemlerde hissedilmez. İtalya’dan döndükten sonra başlangıçta Flaman ustaların geleneğine bağlı kalmış, Jan van Eyck gibi sanatçıların çalışmalarını kopya etmiştir. Sanatçının Kahin Kralların Secdesi, Malvagna Triptiği gibi erken çalışmalarında kuzeyli ressamların, özellikle de Gerard David ve Dürer’in etkileri belirgindir.

    Ancak yaklaşık olarak 1515 yılından itibaren İtalya’da edindiği deneyimlerin etkileri resimlerinde özellikle mimari çizimler ve üç boyutlu figür denemelerinde görülmeye başlamıştır. Aziz Luka Meryem’in Resmini Yaparken adlı çalışması İtalya etkisinin belirgin bir şekilde izlenebildiği bir örnektir. Gombrich, bu resimle ilgili yorumunda sanatçının kuzey gelenekleriyle İtalyan sanatından gelen yeniliklerin karşılaşma sürecinde öncü rolünü vurgulamakla birlikte, bu sürecin erken aşamasında bulunmasının doğal bir sonucu olarak bir uyum sorununun altını çizmektedir:

    “Mabuse, bu figürleri, Jan van Eyck ve onun izleyicilerinin geleneklerine katıca uyarak çizmiştir. Ama ortam düzenlemesi tümden değişiktir. İtalyan buluşlarını bildiğini, bilimsel perspektifteki ustalığını, klasik mimariyle yakınlığını ve ışık- gölge yöntemine egemen olduğunu kanıtlamak istiyor sanki ressam. Bütün bunların sonucu ortaya çıkan yapıt, kuşkusuz çok çekici, fakat Kuzey ve İtalyan örneklerinin yalın uyumundan yoksun bir tablodur.” (GOMBRICH, E.H.; Sanatın Öyküsü, ç. B. Cömert, Remzi Kitabevi, 4.basım, İstanbul, 1992, s.273, 274)

    Sanatında İtalya’da edindiği birikimin etkileri üslup açısından olduğu kadar, Neptün ve Amfitrite ve Danae gibi resimlerinde olduğu gibi konu seçiminde mitolojik sahnelere yer vermesiyle de kendini göstermektedir. Mitolojik sahnelere ve portrelere ağırlık veren Mabuse, 1515 yılında Philippe de Bourbougne’un çağrısıyla Middelburg yakınındaki Soubourg Sarayı’nı dekore etmeye gitmiştir.

    Mabuse, dini ve mitolojik konularda çalışmış ve kuzey gelenekleriyle İtalyan yüksek rönesans resminin buluştuğu noktada önemli bir yer tutan bir geçiş dönemi ressamıdır.

  6. #35

    Standart

    Joachim Patinir (1480- 1524)

    Sanatçının eğitimi ve erken çalışmaları hakkında bilgi bulunmamaktadır. Olasılıkla Namur yakınında Dinant’da doğmuştur. 1515 yılında Antwerp Aziz Luka loncasına üye olmuştur. Bu tarihten sonra kısa süre içinde bir ressam olarak önemli bir konuma yükseldiği Dürer’in Hollanda’ya yaptığı geziyle ilgili notlarında ondan sık sık bahsetmesinden ve onu iyi bir manzara ressamı olarak tanımlamasından anlaşılmaktadır. İki sanatçının 1521 yılında tanıştıkları ve Dürer’in sanatçının bir portresini yaptığı bilinmektedir. Ayrıca sanatçının üç resminin Venedik’teki Palazzo Grimani’nin 1523 tarihli kayıtlarında geçmesi onun uluslararası bir üne sahip olduğunu göstermektedir.

    Patinir özellikle manzara resimleriyle tanınmıştır. Sanatçıya ait olduğu bilinen 20 resimden hiçbiri bağımsız manzara değildir. Çoğunlukla dini konuları içeren figürlü resimler yapmıştır. Ancak bu resimlerde tamamıyla yeni bir tutumu benimseyerek figürleri manzaranın içinde eritmiş ve dini içerik manzarada kaybolmuştur. Böylece Patinir, manzarayı kompozisyonlarının ana unsuru yapan ilk ressam olmasıyla dikkat çekmektedir.

    Ayrıca bu resimlerinde sonsuz ufuklu bir manzara etkisi veren üstten bakış açısına göre bir kompozisyon düzeni uygulamıştır. Yine, resimlerinde ılık yeşil gölgelerden soğuk grimsi maviye uzanan bir renk uygulaması kullanarak mekansal derinlik etkisini arttırmış olması ve manzaralarında yarı gerçekçi yarı düşsel izlenim bırakan bir atmosfer yaratması, onun daha hayattayken uluslararası bir ün kazanmasına neden olmuştur. Patinir’in, çağdaşları ve izleyen kuşağın sanatçıları üzerinde büyük etkisi olmuştur.

    Jan Van Scorel (1495- 1562)


    Alkmaar yakınında Schoorl (Scorel)’da doğan sanatçının eğitimiyle ilgili kesin bilgi bulunmamaktadır. Kimi araştırmacılar Amsterdam’da Jacob Cornelisz’in yanında eğitim aldığını belirtirken diğerleri ise Utrecht’te Mabuse’den eğitim aldığını söylemektedir.

    Scorel Nuremberg’de Dürer’i ziyaret ettikten sonra Venedik yoluyla Roma’ya gitmiş ve burada Utrecht doğumlu olan Papa VI. Adrian tarafından Vatikan koleksiyonunun sorumlusu olarak görevlendirilmiştir. İtalya’da antik sanatı yakından tanıma fırsatını bulmuş ve özellikle Raffaello, Michelangelo ve Venedikli ressamların sanatından etkilenmiştir.

    İtalya’nın ardından kutsal toprakları ziyaret etmiş ve Flaman ülkesine döndükten sonra sırasıyla Haarlem, Ghent ve nihayet 1524 yılında yerleştiği Utrecht’te yaşamıştır. Burada bir ressam ve eğitmen olarak başarılı bir kariyer sürdürmüştür. Birkaç dil bilen, aynı zamanda mimar, mühendis, şair ve müzisyen olan entelektüel bir kişilik olarak Scorel, İtalyan yüksek rönesans resmini yerel gelenekle kaynaştıran dengeli bir klasisizme ulaşmış ve Flaman Romanistlerin en önemli temsilcisi olmuştur. 16.yüzyılın ilk yarısında, resimlerine İtalyan fikirlerini ve klasik imgelemi sokan, mitolojik sahneler ve nü konusunu da ele almaya başlamış birçok önemli Flaman ressamı niteleyen romanist tanımı paralelinde üretilmiş olan resimlerin büyük bir bölümü 1566 yılında protestanların ikonakırıcılık eylemi sırasında yok olmuştur. Buna karşılık Scorel, yaptığı pekçok sunak resmi ve portreyle izleyen kuşaklar üzerinde etkili olmuştur. İtalya’da çalışan ve İtalyan yüksek rönesans resmini kuzeye tanıtan ilk ressamlardan biri olarak, Mabuse’nin başlattığı değişim sürecine kimliğini kazandırmış bir sanatçı olan Scorel, 1562’de Utrecht’te ölmüştür.

  7. #36

    Standart

    Pieter Aertsen (1508- 1575)

    Amsterdam’da doğmuş ancak 1542 yılında Antwerp’e yerleşerek 1556’ya kadar bu şehirde yaşamıştır. Antwerp’teki ilk yıllarında daha çok sunak resmi siparişleri almış, ancak kısa bir süre sonra günlük yaşamdan sahneler yapmaya başlamıştır.

    Meyveler, balıklar, kümes hayvanları, peynir, ekmek v.s. bolluğu içindeki pazar sahneleri ve mutfak görünümleriyle tanınmıştır. Dini konuları günlük yaşam sahneleriyle birlikte ele almasıyla dikkat çekmektedir. Aertsen, çoğunlukla zengin detay ve gerçekçi bir yaklaşımla ele aldığı günlük yaşam sahnelerinin arka planına dini bir konu yerleştirmiştir. Örneğin bir Kasap Dükkanı’nı gösteren resmin görsel kalabalığını aşan göz arka planda bir Mısır’a kaçış sahnesiyle karşılaşabilmektedir.

    Konusu ne olursa olsun resimlerine egemen olan gerçekçi tarzdaki natürmortlar daha sonraki dönemde gelişecek olan Flaman natürmort resminin habercisidir. Aertsen ayrıca başta oğulları ve yeğeni Joachim Beuckelaer olmak üzere pekçok genç sanatçı yetiştirmiştir. Beuckelaer, onun tarzını geliştirerek sürdürmüştür.

    (Yaşlı) Pieter Bruegel (y.1525/30- 1569)


    16.yüzyıl Flaman resim sanatının en sıradışı ismi olan Bruegel’in hayatı ile ilgili çok fazla bilgi yoktur. Tüm bilgiler Hollandalı Vasari olarak isimlendirilen ressam Karel Van Mander’in, Van Eyck’tan itibaren 170 Alman ve Flaman sanatçının biyografilerini içeren 1604 yılında yayınlanmış Ressamlar Kitabı ve Bruegel’in tarihli resimlerinden yapılan çıkarımlardan elde edilmektedir.

    Van Mander, Breda yakınındaki Brueghel’de dünyaya geldiğini belirtmektedir. Kızıyla evlendiği Pieter Coecke van Aelst’in yanında çalışmıştır. Hayatının büyük bir kısmını Antwerp ve Brüksel’de geçirmiştir. Ayrıca 1551- 3’de Fransa, İtalya ve Sicilya’yı ziyaret ettiği bilinmektedir. Onun İtalya’dan, Alpler üzerinden yaptığı dönüş yolculuğu pekçok manzara çizimine kaynaklık etmiştir.

    1555 yılında Antwerp’e geri dönmüştür. Bilinen ilk resimleri kara manzaraları ve Patinir’in üstten bakışa dayalı manzaralarını çağrıştıran deniz manzaralarıdır. 1555 tarihli Ikarus’un Düşüşü bu resimlere bir örnektir ve Alplerde yaptığı çizimler neticesinde edindiği tecrübelerin bir sonucudur.

    Daha sonra Bosch’un da etkisiyle, insanlığın aptallıklarını konu edinen popüler atasözlerini yansıtan ve komik olanın altında insan varlığının hüznünün yattığı çok figürlü resimler yapmaya başlamıştır. Yaklaşık olarak 1562 yılına tarihlenen Ölümün Zaferi, en çarpıcı resimlerinden biridir. Çok sayıda küçük figür, geniş manzara içerisine yerleştirilmiştir. Yangın, manzarayı ele geçirmiş iskeletler, korkunç olaylar ve ölüm resme hakimdir. Bruegel’in resimleri insanlığa hicivsel ve kimi zaman da keskin bir eleştiri getirmektedir.

    Brüksel’e taşındıktan ve 1563’deki evliliğinden sonraki döneme denk gelen resimlerinde doğa daha fazla kucaklayıcı olmuş ve insanoğlu giderek daha küçük yer işgal etmeye başlamıştır. Özellikle köylü hayatını konu alan resimler üretmiştir.

    Bruegel İtalya’da bulunmasına karşın antik kaynakların ve İtalyan resminin verilerini kendi çalışmalarında çok fazla değerlendirmemiştir. Klasik figür yapmamış olmakla beraber ancak hayatının son döneminde büyük figürlü konulara el atmıştır. 1568’e tarihlendirilen Köylü Düğünü, 144x164cm. boyutlarında bir resimdir. Bir masa etrafında oturmuş kalabalık figürlerden oluşmaktadır. ***** suratlı bu figürler oburca tıkınmaktadırlar ve doymak bileceğe benzememektedirler.

    Pieter Bruegel kendisini izleyen bir ressam ailenin kurucusu olması nedeniyle yaşlı ünvanını taşımaktadır. Ayrıca köylü Bruegel olarak da tanınmaktadır.

    Ancak, yakın tarihli çalışmalar onun çağının önde gelen entelektüel kişileriyle ilişki içinde, duyarlı ve kültürlü biri olduğunu ortaya koymaktadır. Köylü tanımı, Van Mander’in kitabında Bruegel’in köylü gibi giyinerek yakın kırsal yerleşimlerdeki yaşamı gözlediğine dair hikayesiyle bütünleşen resimlerinden kaynaklanmaktadır.

  8. #37

    Standart

    16. Yüzyıl Alman Resim Sanatı

    Kuzey rönesansının biçimlendiği önemli coğrafyalardan biri de Almanya’dır. Özellikle Erasmus’un siyah çizgilerin Apelles’i olarak tanımladığı Albrect Dürer’in kimliğinde yaşanan atılım, 16.yüzyılda Almanya’da ne denli güçlü bir resim kültürünün var olduğunu kanıtlamaktadır. Alman ressamlar da Flaman çağdaşları gibi çoğu zaman kuzey geleneklerini İtalyan idealleriyle buluşturmuşlardır.

    Matthias Grünewald1 (1470/80- 1528)


    Grünewald’ın hayatı hakkında çok fazla bir bilgi yoktur. 16.yüzyılın ilk yıllarında Dürer’in etkisinin belirgin olduğu Nüremberg’de bulunduğu anlaşılmaktadır. 1503 yılında bilinen ilk çalışması olan Lindenhardt Sunak Resmi’ni yapmıştır. Bu resimdeki figürler daha sonra yaptığı ünlü Isenheim sunak resminin habercisi niteliğindedir.

    Grünewald’ın 1503 tarihli İsa’nın Hakarete Uğraması adlı resmi (109x73.5cm.) Grünewald’e özgü kaba gerçekçiliği açıkça ortaya koymaktadır. İsa’ya saldıran figürler Grünewald’e özgü bu kaba gerçeklikle bağlantılı olarak deforme edilmiştir. İsa yakalandıktan sonra elleri ve gözleri bağlı bir şekilde, galeyana gelmiş bir kalabalık tarafından dövülüp sürüklenmektedir. Arka plan koyu renktedir. Figürlerle dolu, kalabalık hareketli bir sahnedir. Resme canlı renklerin hakim olması kuzey geleneği ile bağlantılı bir özelliktir.

    1510’da Elektör Prens Piskopos Uriel Von Gemmingen’in sanat ve resim ustası, şatoyu yenileme çalışmalarının yönetmeni olarak Mainz’dadır. Bu bilgi, dönemin Alman sanatçılarının siyasi ve dinsel otoriteler tarafından himaye edildiğinin bir başka göstergesidir. Grünewald’ın en önemli çalışması 1512- 1516 arasına tarihlenen Isenheim Sunak Resmi’dir. Çok sayıda sahneden oluşmuş olan panonun en önemli parçası Çarmıha Gerilme’dir. Bu resimde ön plana çıkan özellik ifadedir. İfade, izleyeni sadece etkilemekle kalmaz adeta dehşete düşürür.

    Vücudu yara bere içindedir, ellerinden, ayaklarından ve göğsünden boşalan kanlar çarmıhın dibinde toprağa karışır. Ağzı acıyla aralanmış, çivilenmiş elleri kaskatı kıvrılıp kalmıştır. Can çekişe çekişe ölmüştür İsa... İlk hrıstiyanların çarmıhta iken bile gözleri kapalı tasvir etmeye çekindikleri bu kutsal insan, şimdi acıdan kıvranarak çarmıhta cansız şekilde asılı kalmıştır. Gerildiği çarmıh bile alışılmış örneklere benzemez; kalınca bir tahtaya uzun bir odun parçası çakılıvermiştir. İsa’nın başının üzerinde hale yoktur. Zaten ölümü de hiçbir kutsallık izi taşımaz. Beline sarılı çaputtan, çirkin ayaklarına kadar İsa’nın sunumundaki kaba gerçekçilik, çarmıhın dibindeki figürlerde yerini biraz zorlama bir ifadeye bırakır. Maria Magdalena ve Meryem ellerini kavuşturmuş yakarmaktadırlar. İsa’nın ‘bundan sonra oğlun budur’ diyerek annesini emanet ettiği İncilci Yahya; benzi sapsarı kesilmiş bir şekilde yığılmak üzere olan Meryem’i tutmaktadır. Çarmıhın sağ tarafında ise Vaftizci Yahya yer almaktadır. Çarmıhın iki yanındaki figürlerin hareketleri İsa’yı kaderiyle yalnız başına bırakırcasına resmin yanlarına doğru yönelmektedir. Bu hareket izleyicinin ilgisini İsa’nın bedenine doğru çeker. Dönemin hiç bir İtalyan sanatçısının tahammül edemeyeceği bir şekilde, çarmıha gerili İsa ile diğer figürlerin oranları arasında varolan dengesizlik de dikkatlerin İsa’da yoğunlaşmasına hizmet eder. İsa, diğer figürlerden daha büyük tasvir edilmiştir. Yine, resmin arka planının sınırlı tutulması ilginin çarmıhtan arka planlara kaymasını engeller. Bütün bu uygulamalar zaten görünümü ile izleyenin bakışlarını üzerinde toplayan İsa’nın, resmin odak noktası olmasını sağlama bağlamaktadır.

    1520 yılında V. Karl’ın taç giyme töreni için Aix- la- Chapelle’de başpiskopos Albrecht von Brandenburg’a eşlik etmiş ve bu sırada Dürer’le tanışmıştır. Ancak onun resimleri Dürer’in hümanizminden uzak bir karamsarlığı yansıtmaktadırlar. Yine de, 1520’lerin başlarına tarihlenen Aziz Erasmus ve Aziz Maurice’in Buluşması adlı resim anıtsal bir şekilde ele alınan figürleriyle yüksek rönesansın oran ve kompozisyon ilkelerine bağlılığı ortaya koymaktadır.

    Grünewald, hayatının son yıllarını yokluk içinde yaşadığı Frankfurt’ta geçirmiştir. Belirgin bir paranoya sorunu vardır ve 1527’de vebadan öldüğü Halle’ye gitmiştir.

  9. #38

    Standart

    Lucas Cranach (1472- 1553)

    Alman resminin önemli isimlerinden biridir. İsmi, doğum yeri olan güney Almanya’daki Kronach’dan gelmektedir. 1504 yılına kadar üç yıl Viyana’da yaşadığı anlaşılmaktadır. Burada hümanistlerle ilişki içerisine girmiştir. Bu dönemde, Altdorfer’in de aralarında bulunduğu ve manzaranın önem kazandığı Tuna okulu paralelinde Mısıra Kaçış Yolunda Dinlenme gibi resimler üretmiştir.

    1504 tarihli bu resim figürleri kuşatan doğanın önem kazandığı bir sahnedir. Ayrıntılı doğa tasvirinin yanı sıra renkçi bir yaklaşım dikkat çekmektedir.

    1505’de Wittenberg’e yerleşmiş ve burada 45 yıl boyunca Saksonya prensliğine hizmet etmiştir. Burada çocuklarından birinin vaftiz babası olacak Luther ile tanışmış ve reform düşüncelerini benimsemiştir. Bir eczane ve basımevi sahibi olduğu bu şehirde 1537 yılında belediye başkanlığı görevini üstlenmiştir. Ama esas olarak aralarında oğullarının da bulunduğu öğrencilerinin desteğiyle yoğun bir atölyeyi işletmiştir. Yağlıboyaların yanısıra baskı resimler de üretmiştir. Konu olarak ise yaptığı portreler dışında çok sayıda dinsel ve mitolojik içerikli resimler ile çıplaklar ağırlık kazanmaktadır.

    1520- 30 arasına tarihlenen Çarmıha Gerili İsa ve Kardinal Brandenburg’lu Albrecht adlı resminde bulutlarla kaplı gökyüzü alttan bakış açısına göre düzenlenmiştir. Kardinal çarmıhın dibinde yer almaktadır. İsa’nın kan içerisindeki vücudu ifadeyi arttırmaktadır.

    Albrecht Altdorfer (y.1480- 1538)


    Alman resmi bu dönemde başka önemli sanatçılar da yetiştirmiştir. Bunlardan biri Altdorfer’dir. 1505 yılından itibaren Regensburg’a yerleşen sanatçı, öncelikle dini konulu resimler üretmiş olmasına karşın doğaya duyarlı resimleriyle tanınmaktadır. Altdorfer, aralarında Cranach ve Wolfgang Huber gibi isimlerin bulunduğu, Tuna vadisinde birbirinden bağımsız olarak çalışan ve manzaraya ağırlık veren resimleriyle bilinen Tuna Okulu’nun öncü ressamıdır. İlk imzalı resmi olan 1507 yılına ait Satir Ailesi, sanatçının Giorgione ve Mantegna gibi Venedikli ustalara aşina olduğunu ortaya koymaktadır.

    İmparator Maximilian için çalışmış olan Altdorfer’in 1510 tarihli Aziz George adlı çalışması ise, yaygın olarak resmedilen bir sahnenin farklı ele alınışıdır. Bu dinsel nitelikli sahnede figürler resmin bütün yüzeyini kaplayan doğanın yeşili içerisinde küçücük kalmışlardır. Bu yaklaşım, doğanın yüceltilmesi ve insanın doğa karşısındaki konumunun sorgulanması açısından modern sanata etki edecektir.

    1520’lerle birlikte Regensburg Yakınında Tuna Manzarası adlı resminde olduğu gibi, doğadan figürü tamamen çıkardığı resimler üretmeye cesaret etmiştir. Bu yaklaşımıyla Altdorfer, manzara resmini ayrı bir tür olarak ele alan ilk Avrupalı ressamdır.

    Onun 1529 tarihli İskender’in Zaferi adlı resmi, son derece geniş bir manzara içerisinde çok kalabalık figürlerden oluşan; hareket, ritm ve enerji dolu bir çalışmadır. İzleyici sahneye yukarıdan bakmaktadır. Bu kalabalık sahnede renkçi bir yaklaşım söz konusudur. Çok sayıda küçük figürle oluşan kalabalık kompozisyon bütününün hareketi, renk dağılımındaki dengelerle pekiştirilmiştir.

  10. #39

    Standart

    (Genç) Hans Holbein (1497/8- 1543)

    Alman resminin en önemli ustalarından biridir. Ressam bir ailenin üyesi olarak yaşadığı dönemde oldukça popüler olmuştur. Babası da bir ressamdır ve resim üzerine ilk bilgilerini onun yanında almıştır. 1514- 15 yılında kardeşi Ambrosius’la birlikte Basel’e giderek burada hümanistlerden destek bulmuştur. Basel’de bir yandan grafik ve baskı çalışmış, diğer yandan başta portre olmak üzere çeşitli konularda resimler üretmiştir. 1516 tarihli Basel belediye başkanını bir rönesans kemerinin önünde gösteren Jacob Meyer ve Karısı adlı resmi yapmıştır. Bu resimle birlikte ahşap üzerine tempera ve yağlıboya kullanarak tüm portrelerinde uyguladığı bir tekniği geliştirmiştir.

    1517- 18’de babasıyla birlikte Luzern’de Von Hertenstein ailesine ait evin dekorasyonunda çalışmıştır. Bundan hemen sonra 1519 yılında Bonifacius Amerbach’ın Portresi’nde üslubunun bir olgunlaşma sürecine girdiği gözlemlenir.

    “... daha sonraki en iyi çalışmalarında varolan görüş rahatlığına ve yumuşak tarzına sahip bir resim olması sanatçının bu resmi yapmadan önce İtalya’yı ziyaret etmiş olduğunu düşündürür.”
    McCORQUODALE,Charles; The Rennaisance European Painting 1400- 1600, Studio Editions, G. Britain, 1994, p. 265)

    Dini konulu siparişlere yoğunlaşan babasının aksine Holbein’ın özellikle portre konusunda uzmanlaşması, reformasyon hareketi ve kilisede her türlü gösterişe karşı çıkan protestanlık nedeniyle sanatçıların kiliseden çok kentsoyluların siparişlerine dayanmasıyla bağlantılı bir gelişmedir.

    1520 yılında Basel vatandaşlığına kabul edilen Holbein, Elsbeth Schmid’le evlenmiş ve ailenin 4 çocuğu olmuştur. Holbein 1524 yılında kraliyet koleksiyonundaki Raffaello resimlerini görme fırsatını bulduğu Fransa’yı ziyaret etmiştir. 1526 tarihli Burgmeister Madonnası ve 1538 yılında Lyon’da yayınlanana değin, içerdiği reformasyon fikirlerinden dolayı yasaklanan Ölümün Dansı baskı serisinde Raffaello’nun etkileri izlenebilmektedir.

    Sanatçı bu sırada Erasmus gibi önemli entelektüel çehrelerle tanışmış onun Deliliğe Övgü adlı kitabı için resimler hazırlamıştır. Reform hareketinin yarattığı kargaşalık ortamında 1526’da elinde Thomas More’a iletilmek üzere Erasmus tarafından verilmiş bir tavsiye mektubuyla İngiltere’ye gitmiş, burada More’un ve gökbilimci Niclaus Kratzer’in portrelerini yapmıştır. 1527 tarihli bir çizim ise Thomas More ve ailesini tasvir etmektedir.

    1528 yılında Basel’e dönmüştür. 1528- 29 tarihli Ressamın Karısı ve Çocukları adlı resimde, koyu renk bir arka plan önünde yorgun bakışlı bir kadın ve iki küçük çocuk yer almaktadır. Tüm doğallığı ile ele alınmış olan figürler, resim yüzeyini büyük ölçüde doldurmaktadır. Dürer de annesinin ve babasının portrelerini yapmıştı. Sanatçıların dini veya sivil kişilerin siparişi dışında bu tür portreler yapmaları onların artık kendilerini sadece siparişle çalışan bir zanaatçı olarak değil, aynı zamanda özgür bir ressam olarak gördüklerini kanıtlamaktadır.

    Ancak Basel’de reform hareketinin kesin sonucunu vermesi ve her türlü dini siparişin sona ermesiyle yaşanan gelişmeler neticesinde 1532 yılında sürekli olarak çalışmak üzere İngiltere’ye gitmiştir. Burada portre ressamı olarak başarısını sürdürmüş ve İngiltere sarayının resmi portre ressamı olmuştur.

    1532 yılında Goerge Gisze’nin Portresi’ni (96x86cm.) yapmıştır. Tüccar olan bu kişinin arkası yeşil renkte ahşap bir duvarla sınırlanmıştır. Figür ahşap duvarın önünde ¾ cepheden oturmuştur ve önünde üzeri halı kaplı bir masa yer almaktadır. Mekanın sunumu resim yüzeyinden içeri doğru hafif çapraz bir konumda gelişim göstermiştir.

    Duvarda yer alan raflarda ve masanın üzerinde çok sayıda nesne figürü çevrelemiş durumdadır. Nesnelerin dokuları son derece başarılı bir şekilde verilmiştir. Metal, kumaş, cam gibi dokular ışıkla tanımlanmıştır. Portresi yapılan kişinin bir tüccar olması, bu dönemin toplumsal yapısı hakkında ipuçları vermektedir. Yağlıboya tuval resmini benimseyerek gelişimini destekleyecek olan kentsoylular erken dönemlerden itibaren portrelerini yaptırmaktadırlar.

    Holbein 1533 yılında ünlü resmi Elçiler (Jean de Dinteville ve Goerges de Selve)’i yapmıştır. Resim olasılıkla Nisan 1533’de piskopos G. De Selve’in (sağdaki figür) arkadaşı Fransa’nın İngiltere elçisi J. De Dinteville’i Londra’da ziyaret etmesi dolayısıyla yapılmıştır. 207x209.5cm boyutlarında kare bir resim olması, yüksek rönesansta bu formda resimlerin popüler olmasıyla bağlantılıdır. Arka planda desenli yeşil bir perde yer almaktadır. Üzerinde çok sayıda nesnenin yer aldığı yüksek raf ve iki yanında buna kollarını dayamış figürler vardır. Nesneler onların ilgi alanlarını yansıtmaktadır. Ağırlıklı olarak geometri, astroloji ve müzikle ilgili olan nesnelerin ışıkla tanımlanışı son derece başarılıdır. Elçilerin elbiseleri de ayrıntılı bir şekilde işlenmiş ve dokular titizlikle ele alınmıştır. En önde iki figürün ortasında, oranları bozulmuş büyükçe bir kurukafa şekli bulunmaktadır. Bu ve rafta yer alan kırık saplı mandolin ölümü simgelemektedirler. Böylece bir resimde çeşitli konular ele alınmıştır. Ana konu portredir. Yan konular iç mekan sahnesi ve ölüm temasıdır.


    1540’da İngiltere kralı 8. Henry’nin Tören Giysileri İçinde Portresi’ni yapmıştır. Bu, onun portre konusunda kazandığı şöhreti ortaya koyduğu gibi saray aristokrasisinin, özellikle belli bir resim geleneği varolmayan İngiltere başta olmak üzere Avrupa’nın her yerinde sanata verdiği önemi kanıtlar.

    Holbein, İtalyan resminin anıtsal biçimleri ile Alplerin kuzeyinin ayrıntıcı gerçekliğini birarada kullanmış bir Alman sanatçıdır. 1538 yılında kısa süre için ailesini bıraktığı Basel’e dönmüş bunun dışında yaşamını 1543 yılındaki ölümüne değin İngiltere’de sürdürmüştür.
    DaRk LoRD bunu beğendi.

  11. #40

    Standart

    nice upload

    Edit : Nice upload yazarak ne demek istiyorsunuz? sacma mesaj yazmayın. 1 ay by by size

Benzer Konular

  1. Renaissance | Rönesans | Türkçe Dublaj | HDDVDRip Divx | Rapidshare | iNDiR
    Konu Sahibi Eticon Forum Türkçe Dublaj Çizgi ve Animasyon Filmler
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 13.Kasım.2011, 01:52
  2. Osmanlı Sanatı-Türkiye'nin Ressamları
    Konu Sahibi maviseven Forum Kitap Tanıtım Standı
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 14.Eylül.2009, 02:25
  3. Rönesans Resim Sanatı
    Konu Sahibi Derya Forum Eğitim | Ödevler | Konular | Dökümanlar
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 25.Şubat.2008, 23:35
  4. Rönesans Resim Sanatı
    Konu Sahibi Derya Forum Eğitim | Ödevler | Konular | Dökümanlar
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Şubat.2008, 22:36
  5. Rönesans Dönemi ve Sanat
    Konu Sahibi Derya Forum Tarih & Coğrafya
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25.Şubat.2008, 22:21
+Sedat Yücel