2014 YAZ KAMPANYASI

Etiketlenen üyelerin listesi

Buharizade Mustafa Itri (1640-1712) Hayatı ve Eserleri

İstanbul'da doğdu.Doğum tarihi bilinmiyor. Çağdaşlarının, ölümüne tarih düşürmek amacıyla kaleme aldığı mısralar ile, bestelediği yapıtlarda güfte olarak kullandığı şiirlerin yazılış tarihlerine göre, yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa'dır. Itrî, şiirlerinde kullandığı mahlastır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmıştır. Buhurîzade adının kendi lakabı mı, yoksa aile adı mı

Bu konu 27626 kez görüntülendi ve 7 yorum aldı ...

    Konuyu değerlendir: Buharizade Mustafa Itri (1640-1712) Hayatı ve Eserleri

    5 üzerinden | Toplam: 0 kişi oyladı ve 27626 kez incelendi.


Toplam 8 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 8 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1

    Arrow Buharizade Mustafa Itri (1640-1712) Hayatı ve Eserleri

    İstanbul'da doğdu.Doğum tarihi bilinmiyor. Çağdaşlarının, ölümüne tarih düşürmek amacıyla kaleme aldığı mısralar ile, bestelediği yapıtlarda güfte olarak kullandığı şiirlerin yazılış tarihlerine göre, yaklaşık 1630 ile 1640 yılları arasında doğduğu sanılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda ölümü için 1711 ve 1712 tarihleri gösterilmektedir. Asıl adı Mustafa'dır. Itrî, şiirlerinde kullandığı mahlastır. Buhurîzade Mustafa Efendi diye de anılmıştır. Buhurîzade adının kendi lakabı mı, yoksa aile adı mı olduğu bilinmemektedir. Yaşamı üstüne bilinenler de, eski ve yeni kaynaklardaki, çoğu birbiriyle çelişen bilgilere dayanır.

    Zamanına göre iyi bir öğrenim görmüştür. Ustalarından birinin Hâfız Post olduğuna kesin gözüyle bakılır. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı sanılmaktadır. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir kanıtıdır. Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede'ye (?-1671) kapılanmış, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur.

    Itrî beş padişah dönemi gördü. Sultan IV. Mehmed zamanında tanındı. Huzurda düzenlenen fasıllara hanende olarak katıldı, bestelediği yapıtlarla padişahlardan büyük yakınlık gördü. Saraya girmeden önce ne tür işlerde çalıştığı bilinmiyor. Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve müzik sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray'dı (1634-1704).

    Müzik araştırması için ilginç yol

    Itrî, IV. Mehmed'le yakınlığının bir sonucu olarak, padişahtan, kendisine esirciler kethüdalığı görevinin verilmesi dileğinde bulunmuş, bu dileği yerine getirilmiştir. Bazı kaynaklar, onun bu dileğini, İstanbul'a getirilen esirlerin ülkelerinin müziği üstüne bilgi edinmek, içlerinden müziğe yeteneği olanları da yetiştirmek istemesine bağlarlar.

    Itrî uzun yıllar Enderun'da müzik öğretmenliği ve hanendelik ettikten sonra, elli yaşına doğru emekli olarak saraydan ayrıldı. Ancak, müzikteki ünü Lale Devri'nde daha da artarak sürdü.

    Mustabey Armudunu yetiştirdi

    Meyvecilikle çiçekçiliğe meraklı olduğu, kendi adıyla anılan İstanbul'un ünlü Mustabey armudunu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. Itırdan gelen Itrî mahlası da, çiçek merakına bağlanır. Divan şairlerinden Şeyhî'nin yazdığına göre, ölümünden sonra "Mevlevihane Yenikapusu haricine" gömülmüştür. Mezar taşı kayıptır.

    Şair

    Itrî zamanının tanınmış şairlerindendir. Divan ve âşık tarzlarında şiirleri vardır. Naatlar, gazeller, tahmisler, nazireler, tarih düşüren beytiler ve şarkılar dışında, hece ölçüsüyle türküler de yazmıştır. Bestelediği yapıtlarda şiirlerinin pek azını güfte olarak kullanmış, Nâbî, Bakî, Nazîm, Nailî, Nef'î gibi ustaların şiirlerini bestelemeyi yeğlemiştir. Şiirlerini topladığı Divan'ı kayıptır. Şiirlerine şuara tezkirelerinde, yazma şiir derlemelerinde rastlanır. Ancak, Itrî mahlaslı bütün şiirler ona ait değildir, 1622'de ölmüş başka bir şair de aynı mahlasla şiirler yazmıştır. 17.ve 18 yy'larda Buhurîzade lakabıyla tanınmış iki müzikçi daha bulunduğu için, Itrî'nin onlarla da karıştırılmaması gerekir.

    Aynı zamanda hattat

    Itrî aynı zamanda tâlîk yazı yazan bir hattatır. Edebiyat ve hat öğretmeni Siyahî Ahmed Efendi'dir (?-1697). Yazdığı tâlik yazı örnekleri, Hâfız Post'un güfte derlemesine eklediği güftelerde görülür. Neyzen olduğu da söylenir. Saz eserleri bestelemesi, ney ya da başka bir saz çaldığını gösterir. Çağının kaynaklarında, kuramsal bilgilerinin çok üstün bir düzeyde olduğundan söz edilir.

    En önemli üç besteciden biri

    Asıl önemi besteciliğindedir. Yapıtlarıyla bir çığır açmış, Klasik Türk müziğinin kurucusu olmuştur. Ondan önceki bestecilerde, bir ölçüde de olsa, Orta ve Yakındoğu müziklerinin izleri sezilir. Bu etkiler onda bütünüyle silinmiş, Klasik Türk müziği diye adlandırılan, Osmanlı-Türk üslubu en belirgin çizgileriyle ortaya çıkmıştır. Klasik üsluba bağlı kalmış pek çok bestecide, az ya da çok, onun etkisi vardır. Itrî, Abdülkadir Merâgi ve Hammâmîzade İsmail Dede Efendi'yle birlikte, Türk müziğinin gelişimini yönlendiren üç önemli besteciden biri olmuştur.

    Itrî'nin din dışı yapıtlarının başında gelen Nevâ Kâr Hâfız'ın bir gazeli üzerine bestelenmiştir. Bu yapıt çeşitli makam ve usul geçkileri uygulanarak birbirine bağlanmış ezgilerinin zenginliği yanında, kuruluşu ve titiz işçiliğiyle de özgünlük taşır. Aynı zamanda, Klasik üslubun niteliklerini de en iyi yansıtan, en özlü örneklerinden biridir. Çeşitli makamlardaki, büyük formlu öbür din dışı yapıtları, ilgili fasılların ilk akla gelen parçaları arasındadır. Din dışı küçük formlarda bestelediği hiçbir yapıtı günümüze ulaşmamıştır.

    Itrî müziğe yepyeni bir hava getirmiştir. Dini muhtevalı eserleri, cami ve tekke müziği örnekleri olarak ikiye ayrılır. Teravih namazı sırasında makam değiştirme kuralı ile, camilerde müezzinlerin uyguladıkları çeşitli kuralların Itrî tarafından konulduğu söylenir. Bayram namazlarında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyareti sırasında okunan Segâh Salât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Dilkeşhâveran Gece Salâtı, üç yüz yıldır etkilerinden bir şey yitirmemiş yapıtlardır. Özellikle ilk ikisi çok kısa birer cümle içinde oluşturdukları etkinin yoğunluğu bakımından Türk müziğinde benzersiz bir sanat gücü taşırlar.

    Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrî'nin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan yapıtta, güfte ile beste yetkin bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın, bestelenmesinden sonra Mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayin'i ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir.

    Günümüze ulaşan yapıtlarının çoğunda mistik bir hava vardır. Bu yönü bir ölçüde, Mevlevi olmasına bağlanabilir. Seçtiği formlar için en uygun anlatımı bulan Itrî, cami müziği olarak bestelediklerinde, derin bir dindarlık duygusunu, Mevlevi müziği yapıtlarında, tasavvufi bir içe dönüş heyecanını dile getirmiş, din dışı yapıtlarında ise, yoğun müzik cümleleri arasında beliren düşünceli ve düşündürücü bir tavrı benimsemiştir.

    Sanatı değerlendirilirken, üslubunun niteliği ile yapıtlarındaki teknik özellikler birbirine bağlı iki düzey olarak ortaya çıkar. Itrî'nin müziği 17. yy'da henüz oluşum aşamaları içindeki bir müzik üslubunda "klasik" diye nitelendirilebilecek özellikler taşır. Müziğinin dengeli, oturmuş bir yapısı vardır; yapıtlarının en dokunaklı bölümlerinde bile, duygusallıktan, abartamadan, gereksiz süslemelerden kaçınmıştır, cümleleri açık seçik ve berraktır.

    Yapıtlarının ezgi yapısındaki özellikler ise, sanatının ancak teknik bir inceleme çerçevesinde değerlendirilebilecek başka bir yönüdür. Hiçbir bestesinde alışılmış ezgi örneklerine rastlanmaz. Belli bir makamdaki yapıtı, başka bir bestecinin aynı makamdan bir yapıtıyla karşılaştırıldığında, o makamı çok farklı buluşlar, taklit edilmeyen, benzersiz deyişlerle işlediği görülür. Bir makama bağlı müzik cümlelerini sadece komşu perdelerden yararlanarak geliştirme kolaycılığından kaçınmış, en uzak perdelere dek uzanarak, zor olanı gerçekleştirmeyi yeğlemiştir.

    Böylece ezgilerini dar bir ses alanı içinde kalmaktan kurtarmıştır. Onun müziği bu bakımdan makam ve geçki zenginliği taşır. Bu zenginlik, kullandığı usuller için de geçerlidir. Notasıyla günümüze ulaşamamış parçalarının güfteleri ile usullerini veren eski kaynaklarda, çok ender kullanılmış usullerde bile yapıt bestelediği görülmüştür.

    Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak kırk dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile bugün de Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatında ki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.

    ESERLERİ:

    Segâh Kurban Bayramı Tekbiri; Segâh Salât-ı Ümmiye; Dilkeşhâveran Gece Salâtı; Mâye Cuma Salâtı; Segâh Mevlevi Ayini; Rast Darb-ı Türkî Naat ve Sofyan Tevşih; Nühüft Durak; Nühüft İlahî; Nühüft Tevşih; Nevâ Kâr; 2 Pençgâh Beste; Hisar Devr-i Kebir Beste ve Aksak Semai; Mâhûr Ağır Aksak Semai; Rehavî Berefşan Beste; Buselik Hafif Beste ve Yürük Semai; Segâh Ağır Semai; Segâh Yürük Semai; Bayatî Çember Beste; Bestenigâr Darb-ı Fetih Beste; Dügâh Hafif Beste; Isfahan Zencir Beste ve Ağır Aksak Semai; Nikriz Muhammes Beste; Râhatu'l Ervah Zencir Beste; Irak Aksak Semai; Rast Aksak Semai; Nühüft Aksak Semai; Acemaşiran Yürük Semai; Rehavî Peşrev; Nühüft Peşrev ve Saz Semaisi.

    BeRKaY bunu beğendi.

  2. #2

    Standart



    BUHURÎ-ZÂDE MUSTAFA
    ITRÎ EFENDİ


    Mustafa Itrî Efendi, İstanbul'un Mevlânâkapısı civarında, o zamanki adı ile "Yapılan", bugün Yayla ya da Yaylak denen semtte doğdu. Ailesi ve hayatı hakkında elimizde sınırlı bilgi var. Bu bilgiler, Şeyhülislâm Esad Efendi'nin Atrabü'l-Âsar'ı ile bazı şairler tezkerelerinde bulunan bilgilere ve kulaktan ku­lağa gelen bir takım söylentilere dayanır. Elde bulunan bütün kaynaklar, doğum tarihinin 1630 ile 1640 yılları arasında olabileceği noktasında birleşir. Buhûrî-zâde'nin asıl adı Mustafa, Itrî ise mahlasıdır. "Buhûri"nin güzel kokularla münasebetinden dolayı, yine güzel koku ile nisbeti olan Itrî mahlasını almıştır. Buhûrî-zâde'liğinin nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, babasının veya dedelerinden birinin İstanbul'un büyük camilerinden birinde "Buhurca" olduğu düşünülebilir; çünkü, bu camilerdeki imam, müezzin, kayyum gibi vazifelilerin yanı sıra bir de buhurculuk işleriyle uğraşanlar bulunurdu.

    Mûsikî sanatında dehâ mertebesindeki ustalığı, hat sanatı ile Divan şiirine, Arapça ve Farsça'ya derin vukufundan dolayı çok iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılıyor.

    Zamanına göre iyi bir öğrenim görmüştür. Ustalarından birinin Hâfız Post olduğuna kesin gözüyle bakılır. Nasrullah Vâkıf Halhalî, Kasımpaşalı Koca Osman Efendi, Derviş Ömer Efendi gibi 17 yy. bestecilerinden de yararlandığı sanılmaktadır. Çağının kaynakları, onun Mevlevi olduğunda birleşirler. Mevlevi tekkelerinde okunmak üzere bir ayin ile bir naat bestelemiş olması da, bunun bir kanıtıdır. Söylentilere göre, Yenikapı Mevlevihanesi'nin o zamanki şeyhi Câmî Ahmed Dede'ye (?-1671) kapılanmış, müzik sevgisiyle Mevlevi olmuştur.

    Ünü Sultan IV. Mehmed (Avcı Mehmed) döneminde parlamağa başladı. O çağ Türk Mûsikîsi'nin ünlü ustalarının yetişmiş olduğu ve mûsikîmizin zirveye tırmandığı yıllardı.

    Itrî'ye çok değer veren bu padişah kendisini sık sık saraya davet eder, bestelerini bizzat kendi sesinden dinler ve takdir ederdi. En yakın dostu ise Kırım Hanlarından Selim Giray Han idi. Selim Giray Han boş zamanlarını Çatalca civarındaki Kadı Çiftliğinde geçirir, burada Itrî, Hafız Post, Yahya Nazîm Çelebi, Seyyid Nuh, Tanburî Mehmed, Santurî Ali (Ali Ufkî Bey), Kemanî Hüseyin gibi ünlü sazende ve hanendeleri ve o zamanın ünlü şair ve edebiyatçıları ile sohbet eder, mûsikî dinlerdi. Bunun için Itrî, bu sanatsever devlet adamından her zaman yardım ve ilgi gördü. Bu büyük sanatkâr IV. Mehmed, III. Süleyman, II. Ahmed, II. Mustafa, III. Ahmed olmak üzere beş padişah dönemini yaşadı; yaşadığı sürece saygı gördü. Sultan IV. Mehmed dö­neminde geçimini sağlamak üzere, 1694 yılında "Esirciler Kedhüdası" oldu. Şeyhi bu olayı şu satırlarla anlatıyor: "... Ilm-i Edvâr'da mahir ve fenn-i mûsikîde akranı nadir olmağın merhum Han-ı Gazi Hazretlerinin meclis-i hümâyûnlarına dahil ve bînihaye-i ihsan ü âtuya nail olduğundan maada kendi arz-ı hâli mucibince bâhatt-ı humayûn-i saadet akrûn ber vech-i teyid esirciler kedhüdası unvanına ifâ buyurmuşlardır.."

    Itrî uzun yıllar Enderun'da müzik öğretmenliği ve hanendelik ettikten sonra, elli yaşına doğru emekli olarak saraydan ayrıldı. Ancak, müzikteki ünü Lale Devri'nde daha da artarak sürdü. Meyvecilikle çiçekçiliğe meraklı olduğu, kendi adıyla anılan İstanbul'un ünlü Mustabey armudunu ilk kez onun yetiştirdiği de söylenir. Itırdan gelen Itrî mahlası da, çiçek merakına bağlanır.

    Itrî dinsel müziğe yepyeni bir hava getirmiştir. Dinsel yapıtları, cami ve tekke müziği örnekleri olarak ikiye ayrılır. Teravih namazı sırasında makam değiştirme kuralı ile, camilerde müezzinlerin uyguladıkları çeşitli kuralların Itrî tarafından konulduğu söylenir. Bayram namazlarında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyareti sırasında okunan Segâh Sal-ât-ı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Dilkeşhâveran Gece Salâtı, üç yüz yıldır etkilerinden bir şey yitirmemiş yapıtlardır. Özellikle ilk ikisi çok kısa birer cümle içinde yarattıkları etkinin yoğunluğu bakımından Türk müziğinde benzersiz bir sanat gücü taşırlar.

    Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrî'nin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan yapıtta, güfte ile beste yetkin bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın, bestelenmesinden sonra Mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayin'i ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir.

    Günümüze ulaşan yapıtlarının çoğunda mistik bir hava vardır. Bu yönü bir ölçüde, Mevlevi olmasına bağlanabilir. Seçtiği formlar için en uygun anlatımı bulan Itrî, cami müziği olarak bestelediklerinde, derin bir dindarlık duygusunu, Mevlevi müziği yapıtlarında, tasavuffi bir içe dönüş heyecanını dile getirmiş, din dışı yapıtlarında ise, yoğun müzik cümleleri arasında beliren düşünceli ve düşündürücü bir tavrı benimsemiştir.

    Sanatı değerlendirilirken, üslubunun niteliği ile yapıtlarındaki teknik özellikler birbirine bağlı iki düzey olarak ortaya çıkar. Itrî'nin müziği 17. yy'da henüz oluşum aşamaları içindeki bir müzik üslubunda "klasik" diye nitelendirilebilecek özellikler taşır. Kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirmediği, bütünüyle kendine özgü, kişilikli bir anlatım yaratabilmiştir. Müziğinin dengeli, oturmuş bir yapısı vardır; yapıtlarının en dokunaklı bölümlerinde bile, duygusallıktan, abartamadan, gereksiz süslemelerden kaçınmıştır, cümleleri açık seçik ve berraktır.

    Yapıtlarının ezgi yapısındaki özellikler ise, sanatının ancak teknik bir inceleme çerçevesinde değerlendirilebilecek başka bir yönüdür. Hiçbir bestesinde alışılmış ezgi örneklerine rastlanmaz. Belli bir makamdaki yapıtı, başka bir bestecinin aynı makamdan bir yapıtıyla karşılaştırıldığında, o makamı çok farklı buluşlar, taklit edilmeyen, benzersiz deyişlerle işlediği görülür. Bir makama bağlı müzik cümlelerini sadece komşu perdelerden yararlanarak geliştirme kolaycılığından kaçınmış, en uzak perdelere dek uzanarak, zor olanı gerçekleştirmeyi yeğlemiştir.

    Böylece ezgilerini dar bir ses alanı içinde kalmaktan kurtarmıştır. Onun müziği bu bakımdan makam ve geçki zenginliği taşır. Bu zenginlik, kullandığı usuller için de geçerlidir. Notasıyla günümüze ulaşamamış parçalarının güfteleri ile usullerini veren eski kaynaklarda, çok ender kullanılmış usullerde bile yapıt bestelediği görülmüştür.

    Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış olan çok verimli bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak kırk dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile bugün de Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatında ki olağanüstü özelliklerin bir sonucudur.

    Mustafa Itrî Efendi’nin ölüm tarihî Şeyhülislâm Esad Efendi ve Mustakîm-zâde Sadeddin Efendi'ye göre 1712, Şeyhî ve Salim'e göre 1711 dir. Mûsikî tarihi araştırmacılarına göre 1711 yılı daha uygun sayılıyor. Yenikapı Mevlevihânesi dışına defnedilmişse de, daha sonra yapı­lan araştırmalara rağmen mezartaşı bulunamamıştır. "... Seksen yıla yaklaşan bir hayatın son senesi üzerine kapanan sahife şu mısralarla biter:

    Buhûrî-zâde-yi bûyâ-i bezm-i adn ide Allah"
    (H. 1124)

    HATTATLIĞI

    Türk güzel sanatlarının hemen hemen hepsinde hüner sahibi olan Itrî, Taliyk türü yazıda usta bir hattattı. Yazı derslerini, aynı zamanda iyi bir Divan şairi olan, Siyahî Ahmed Efendi'den meşk etti. Bu konuda Hafız Post Mecmuası'na yazmış olduğu yazılardan fikir edinilebiliyor. Başka bir yazı örneği günümüze gelmemiş­tir. Mustakîm-zâde yazı sanatımızda "Hattat-ı Fahir" olduğunu söyler.

    İCRAKÂRLIĞI

    Esad Efendi ünlü eserinde Itrî'nin sesinin güzel olmadığından söz eder. Oysa şair "Safai i/e Salim, padi­şahın huzurunda Itrî'nin bulunduğu mûsikî meclislerinde diğer hanendelere ağız açtırmayacak kadar güzel sesli olduğunu söyler ki, yaşadığı devirde yalnız bestekârlıkla değil iyi bir hanende olarak da sevilen, takdir edilen Itrî'nin Esad Efendi'nin dediği gibi kötü sesli olduğu kabul edilemez." Sadeddin Nüzhet Ergun'un çok yerinde değindiği gibi, Esad Efendi Itrî'yi çok yaşlılığında tanımış ve sesini dinlemiş, belki de bu kanı­ya bu yüzden sahip olmuştur. Hanendelikten başka ney çaldığı ileri sürülmüşse de, elde kesin bir kanıt yoktur. Peşrev ve saz semaisi gibi saz eserleri bestelemesi bu söylentileri güçlendirecek niteliktedir.

    BESTEKÂRLIĞI

    Itrî, Türk Mûsikîsi içinde yetişmiş en kudretli bestekârların başında gelir. Klâsik mûsikîmiz onun kişiliğinde doruk noktasına ulaşmıştır. Merâgalı Hoca Abdülkâdir'le şekillenen formlar onun dâhiyane buluşları ile erişil­mesi güç bîr kalıba dökülmüş, yüzyıllar boyunca kendisinden sonra gelen büyük bestekârların hemen hemen hepsini etkilemiştir. Makamlarımızın seyir ve karakterine vukufu, eşsiz ritm anlayışı ve form bilgisi, melodik cümle yapısı içinde uygulamış olduğu modülasyon tekniği gibi özellikleriyle bulunduğu yüceliğe hakkiyle ulaşmıştır.
    Elimizde sayılı örneği bulunan bu eserlerin analizinden dinî ve dindışı eserlerinde, her iki mûsikî türünün sanat anlayışında bir bütünlük, fakat duyuş ve anlayış açısından dinî heyecanla dindışı duyguları birbirine karıştırmadığı dikkati çeker, ilâhi bir vecd içinde mistik ilhamları melodilerle süslerken, aşıkane söylenmiş şiir­lere yine aşıkane duyguların seslerle örülmüş mûsikî cümlelerini ustaca giydirir. Bu dönemin sanat anlayışına göre bestelemiş olduğu en ağır, en tantanalı eserlerinin yanı sıra, bizzat kendi şairane tabiatından kaynak­lanan, hece vezni İle söylemiş olduğu bir şiirine yaptığı bir şarkı ile bu beste formunun ilk örneklerinden birini vermiştir.

    Hakkında bilgi veren bütün kaynakların bildirdiğine göre Itrî, bin kadar eser bestelemiş, notasızlık ne­deni ile bunlardan pek azı günümüze gelebilmiştir. Çok az da olsa her biri birer sanat abidesi olan bu eser­ler, her zaman için bu özelliği koruyacak ve bu sanatı bilenlerin hayranlığını sonsuzluğa kadar çekecektir.

    Eserlerine güfte olarak Fuzulî, Nev'î, Şehrî, Nabî ve yakın arkadaşı olan Nazîm'in, bazılarında da ken­di şiirlerini kullanmıştır. Dinî mûsikîmizin âyin, na't, tevşih, durak, ilâhi, salât, tekbir gibi her formunda eser vermiştir. Segah makamındaki Mevlevî Âyini, Beste-i Kadîmler ve Derviş Mustafa Dede'nin bayatı maka­mındaki âyininden sonra beşinci âyindir. Bundan başka Na't-ı Mevlânâ, Kurban Bayramı Tekbir'i, Cuma Salası, ilâhi gibi eserleri en büyüğünden en küçük formuna kadar "taklidi kabil olmayan" eserlerdir. Bu eserler "mistik bir heyecanın, bir neşvenin seslendirilmiş en içten, en başarılı birer mahsulüdür." Bir Kur­ban Bayramı tekbiri bile onu yalnız yaşadığı çağda değil, bugün de bütün islâm dünyasında bütün tazeliği ile yaşatıyor.

    "Halil Can bir araştırmasında Itrî'nin padişahla Edirne'ye gittiğini ve kendisine bunun için yolluk verildiği­ni belirtiyor. Bu tarihte Derviş Mustafa Dede'nin Edirne Mevlevihânesi'nde bulunduğuna ve hayatta olduğu­na değindikten sonra, o yıllarda âyin sayısının dört olduğunu, okunan na't'ı kimin bestelemiş olabileceği sorusunu sorduktan sonra "Belki de Itrî na't'ı o yıllarda bestelemişti" diyor.

    Bugün elimizde on tanesi dinî olmak üzere dört saz eseri ile muhtelif formlarda yirmi sekiz söz eseri bulu­nuyor. Dindışı eserlerininin bazıları şunlardır: Nühüft makamında peşrev ve saz semaisi, Bestenigâr Darb-ı Fetih Beste, Segah Ağır ve Yürük Semailer, Bayati Çenber Beste, Pençgâh makamında iki Murabba, Nikriz makamında bir başka Murabba, Nimsakîl Neva Kâr, Arazbar Muhammes Kâr, Irak Ağır Semai, Nühüft Ağır Semai, Hisar Murabba ve Semai, Buselik Murabba, Rehavi, Dügâh, Uşşak ve Isfahan makamlarından birer Murabba ile Rehavi ve Bayati peşrevleri v.b. Bu eserlerin çoğu bu yüzyılın başında Rauf Yekta Bey, Dr. Suphi Ezgi ve Sadeddin Arel gibi bilginlerimiz tarafından, o zamanlar hayatta bulunan eski mûsikîşinasların hafızalarından notaya alınmıştır.
    Dindışı eserlerinin başında gelen neva makamındaki kâr'ı başlı başına bir sanat olayıdır. Bu eser onun olgun ve engin sanat anlayışının eşsiz bir örneği olarak klâsik mûsikî repertuarımızın başında gelir. Hattâ, eserin şöhreti daha sonraki çağlarda Divan Edebiyatı'nın bir mazmûm'u, bir esprisi haline gelmiştir. Enderûnlu şair Vasıf Osman Bey II. Sultan Mahmud'a sunduğu bir manzumede,

    "Seninçün beslemiş güller bu günâgün ezhârı"
    "Senin zevkin için meşk eylemiş bülbül Neva Kâr'ı"

    der. Güfte, Şark'ın en meşhur ve en lirik şairlerinden biri olan Şirazlı Hâfız'ın iki gazelinden alınan aşıkane yedi mısradır; manâsını şöyle özetleyebiliriz:

    "Ayş ve işret fidanı yetişiyor, gül yanaklı sakî nerede ?
    Bahar rüzgârı esiyor, lezzetli şarap nerede ?
    Her taze gül dâima bir gül yanaklıyı hatırlatmakta
    Fakat, söz dinleyecek kulak, ibret alacak göz nerede ?
    Muhabbet meclisinde başka güzel kokuya ihtiyaç yoktur.
    Ey güzel nefesli sabah vakdi ! Sevgilinin mis kokulu zülfü nerede ?
    Ey güzel ! Yüzüne örttüğün örtüyü kim çeker ?
    Ey Cennet Kuşu (yâni sevgilim) sana yeni suyu kim verir?"
    "Neva Kâr'ın beste yapısı kısaca şöyledir: Birinci Bend, Lâzime denen ve tekrar eden terennüm kısmı, ikinci Bend -ki bu da aynı melodidir ve yalnız güfte değişir- bundan sonra yine Lâzime, terennüm, Miyan Hâne denen kısım ve bunu takip eden muhtelif makam ve usûllerden ibaret çeşitli terennüm devreleri, sonra birinci Bend'in melodilerine intikal ve Lâzime terennüm kısmı ile son bulur."

    "Eser, önce neva makamının en kuvvetli ve çok işitilen devrelerinin etrafında dolaşıp toplandıkları nağ­meden, yine neva sesinden başlar; doğrudan doğruya makamın yine karakteristik bir nağmesi olan (Karar Perdesinde biter. Bundan sonra sıra ile bu iki ses etrafındaki dörtlü aralığın diğer sesleri ile tekrar neva per­desine doğru çıkar ve burada "Karar" duygusu veren bir "Asma Karar" yapar. Bu melodik devre Neva Kâr'ın muhtelif kısımlarında tekerrür eden tem, yâni ana fikirdir. Itrî bu melodi ile bize, neva makamının melodik karakterini âdeta bir çırpıda duyurabilmiştir. Burada başlayan melodi, tekrar karar nağmesi olan Dügâh perdesinden harekete başlar ve bu nağmenin oktavı, yâni sekizinci sesi olan Muhayyer perdesine çıkar ve tiz Çargâh'a uzanır. Bu perdeden tekrar pestlere doğru iner ve Çargâh'ta kalır ki, bu iniş tizden peste doğru bir Çargâh makamı modülasyonu, yâni geçkisidir."

    "Bundan sonra çargâh makamının dominantı ve rast makamının tiz karar perdesi olan gerdaniye perde­sinin şu iki hususiyetinden istifade ederek, yeni bir melodik hareketle rast makamı seyrini gösteren ikinci bir modülasyon yapar. Rast ve neva makamlarının müşterek dominantı, yâni en kuvvetli nağmesi olan neva perdesi üzerinde muvakkat bir duruştan sonra (Mülâzime-Terennüm), yâni tekerrür eden terennüm kısmına geçilir. Bu kısım dügâh ve muhayyer arasındaki sekiz ses içinde neva makamının melodik seyrini ve hususiyetlerini duyuran en ölçülü ve en hesaplı nağmelerle bezenmiştir. Burada neva üzerinde buselik makamı modülas-yonları bestekârın çok işine yaramıştır."

    "Kâr'ın ikinci bend'i aynı melodiler ve mülâzime ile tekrar edilir.
    Yukarıda da söylediğimiz gibi değişen ancak güftedir. Bu kısımlarda ritm, nim sakîl ritmidir ve ağırca bir tempo ile başlar. Sonra eserin miyanhâne kısmı gelir. Burada tem, hüseyni ve muhayyer sesleri arasındaki (dörtlü) üzerine nakledilmiş ve muhayyer perdesinin karar ve dominant perdesi olmak hususiyetlerinden istifade edilerek şehnaz makamına geçilmiştir. Bunu takiben Nim Sakîl ve Ağır Devrirevan usûlleri ile ölçülmüş terennüm kısımları gelir ki, bu kısımlarda ritm değişmelerinden, şehnaz ve hicaz makamlarının yakınlıklarından istifade edilerek her iki makamın seyirlerini gösteren çok güzel melodi devre ve cümleleri ibda edilmiştir."

    "Bundan sonra remel usûlü ile ve şehnaz makamından bestelenmiş bir kısım gelir. Bunu yürük semai usûlünde ve hicaz makamındaki terennüm kısmı takip eder. Burada güzel ve ustalıklı bir modülasyon vardır. Hicaz makamının karar nağmesinden pestlere doğru inen bir neveser geçkisi ve tekrar hicaz makamına dö­nüş... Sonra Devrikebir usûlünde ve yine aynı makamda bir terennüm kısmı daha gelir; sonra hicaz ve hüseyni makamlarının müşterek dominantı olan hüseyni perdesinden istifade edilerek hüseyni makamına ve çargah perdesinde muvakkat bir duruştan faydalanılarak, muhammes usûlünde ve saba makamında diğer bir terennüm kısmına geçilir. ( Saba (jçlüsü)nde icra edilen bu kısmın melodi figürleri biraz sonra çargâh-hüseyni üçlüsü içine maharetle nakledilmiştir. Bundan sonra işitilen melodi bend'lerde tekrar edilen melodidir. Bunu Mülâzime-Terennüm dediğimiz kısmı takip eder ve eser bu kısımlarla sona erer."

    "İşte Batılıların (Travay Tematik) yâni (Tema üzerinde çalışma) dedikleri bestekârlık yolu 280-300 sene, hattâ daha uzun seneler önce bizim mûsikîmizde başlamış bulunuyordu. Necil Kâzım Akses bir gün bana Neva Kâr'ın notasını rastgele katladıkça yeni yeni kontrpuan'lar ortaya çıkıyor- demişti."

    "Bunun gibi, (Gel ey nesim-i sabâ hatt-ı yardan ne haber?) güfteli ısfahan makamındaki beste'sinde, meyandan sonra gelen terennüm kısmı pek maharetli, pek ustalıklı ses motif ve desenleriyle örülmüş modülasyonlarla Itrî'nin bestekârlık kariyerine yakışır bir niteliğe büründürülmüştür." Sözün kısası; "Neva Kâr, Segah Âyin, Rast Na't gibi her biri kendi vadisinde birer şaheser olan eserleri dinlerken tutuşmayan zevk, titremeyen gönül tasavvur edilemez."

    EDEBÎ KİŞİLİĞİ

    "Itrî'nin hayat ve sanatı hakkında bize bilgi veren kaynaklar, onun mûsikîşinaslıktan başka (şiir bahçe­sinde güzel sesli bir bülbül) olduğunu, Itrî mahlası ile nice eserler ve tertipli bir divanının bulunduğunu, şairler arasında isim ve şöhret yaptığını bildiriyor. Bu (tertipli Divan) bugün ortada yoktur. Fakat yazma mecmualarda na't, gazel, şarkı, tarih manzumeleri, Nabî'nin bazı gazellerini tahmis, bazılarına nazire'leri vardır. Bütün bunlardan Itrî'nin de Divan Edebiyatının icabettirdiği bilgileri bilen, bu edebiyatın estetik ve esprisini anlamış, kavramış bir şair olduğunu öğrenmekteyiz. O da başkaları gibi, edebî kabiliyetini geçmiş zaman­lardan kendi zamanına kadar gelerek nazım alanında kök salmış nevilere göre geliştirdiği, his ve hay ellerle ördüğü mısralardaki, beyitlerdeki renkleri, desenleri o devrin modasına uydurmayı başarmıştır. Çünkü rengi, deseni başka türlü olan sözlere o zamanlarda kimse değer ve önem vermezdi. Itrî'nin bir şair olarak ye­tişmesinde, olgunlaşmasında çağdaşı Urfa'lı Yusuf Nabî'nin nüfuz ve tesirinin olduğu, onun manzumeleri üzerine tahmis etmek, nazire'ler söylemek yolu ile başkalarınkinden fazla eğilmesinden anlaşılır"

    "Meselâ, Nabî'nin (Bülbül) redifti gazelinin beyitleri üzerine geçirdiği üçer mısra söyleniş tarzları, ma­nâ münasebetleri, düzen ve bağlanışları bakımından birbirlerini ne güzel tamamlamışlardır. "

    Berk-i gül-i gülzârı hıyâm eyledi bülbül
    Gülşende yine ayş-i müdâm eyledi bülbül
    Hasıl bu ki tahsil-i meram eyledi bülbül
    Hûn-i dil-i mey, gancayi câm eyledi bülbül
    Bezm-i gülü nâleyle tamâm eyledi bülbül

    Dünyayı harab etse n'ola sıyt-ü sadâdan
    Ol goncanın açıldığının işitti sabâdan
    Uşşâka yine zemzemebahş oldu mevâdan
    Her nâlede bir nahl-i güle kondu safâdan
    Her nağmede tebdil-i makam eyledi bülbül

    Taht-ı çemen olunca yine goncaya temlik
    Ezhât-ı bahar eylediler cümlesi tebrik
    Kasd etti ki rahat ola şeb-i târik
    Gevhâresini gerçi nesim eyledi tahrik
    Amma ki güle hâbı haram eyledi bülbül

    Etmiş yine nûş-i arak-ı şebnem o nalân
    Olsa n'ola divâne vü mecnûn ü perişan
    Ol goncayı gördükte olub vâlih ü hayran
    Etti sözün âmihte-i şekve-i hicran
    Mest olmağile halt-ı kelâm eyledi bülbül

    Terk etti dil ü dîde yine rahat ü hâbı
    Itrî n'ola azm-i çemene etse şitâbı
    Olmuş yine zencir-i cünûn gülşenin âbı
    Dün geldi sabâ sahn-ı çemenden dedi
    Nabî Hâk-i reh-i destura selâm eyledi bülbül
    "Her müslüman gibi şair Itrîde Peygamber'e karşı olan sevgi ve saygısını şu manzume ile dile getirmiştir:"

    Sayesi düşmez yere bir böyle nahl-i Tursûn
    Mihr-i âlemgîrsin baştan ayağa nûrsun
    Târik-i gülzâr-ı âlem, mâlik-i milk-i âdem
    Münkirine mahz-ı matem, mü'minine sûrsun
    Sensin ol Şeh kim Süleymanlar kapında mûrdur
    On sekiz bin âleme hükmetmeğe me'mûrsun
    El benim dâmen senin ey Rahmeten lilâlemin
    Şöhretim isyan benim, sen afvile meşhursun
    Padisah-ı evvelin ü kıblegâh-ı âhirin
    Evvel ü âhır imam ül-enbiyâ mezkûrsun
    Ya Resulallah umarım diyesin jtiz-i ceza
    Gerçi cûrmüm çoktur amma Itrîye mağfûrsun
    "Sofiyane bir nesve ile söylediği bir gazeli. Bu gazele Mevlevî Fasih ile Enis'in nazireleri vardır:"

    Bakmazsa rûh-i dilbere a'-da safa nazar
    Sen sun'-i Hak'kı eyle temâşâ safa nazar
    Mihr u mehe bakar mı cemâlin gören dedim
    Baktı dedi ol âyine-sima safa nazar
    Tûtî-i âyine-dili ol sine şöyledir
    Olsun hezâr bağda guyâ safa nazar
    Dil nâzır-ı gubâr-ı derindir dedim, dedi
    Caizse kühl-i dide-i bîna safa nazar
    Dildar hal ü hatt-ı lebin göterip dedi
    Hubb u gubar u bade müheyya safa nazar
    Yoktur nazir hüsnüne birdir iki değil
    Mislin görürse nerkis-i şehlâ safa nazar
    Geh vasi ü gâh hicr ü gehi nuş u gâh nîş
    Hal-i cihan böyle azizâ safa nazar
    Bu nev zuhur sahid-i nazmın görüp eğer
    Itrî nazire derse ehibbâ safa nazar

    "Halk geleneğine göre şiir söylemek zevkinin Itrî'de, hattâ Nedim'den bile daha sade, daha samimî bir ifadesi vardır:"

    Aşık oldum bin can ile,
    Gözlerim doldu kan ile,
    Geçti ömrüm hicran ile,
    Terk eyledin âhir beni.

    Kerem eyle dostum bana,
    Dil ü canım verdim sana,
    Bakmaz oldun benden yana.
    Terk eyledin âhir beni.

    Niçin yanıma gelmezsin.
    Hatırım ele almazsın,
    Semt-i vefayı bilmezsin.
    Terk eyledin âhir beni.

    Canıma kâr etti elem,
    Cürmüm nedir, suçum bilmem,
    Ben senin kurbanın olam,
    Terk eyledin âhır beni.

    Itrî'ye rahm eyle canım,
    Nice demdir ki giryânım,
    Nedir cürmüm a sultanım,
    Terk eyledin âhır beni.
    BeRKaY bunu beğendi.

  3. #3

    Standart Neva Kâr

    Klasik Osmanlı-Türk Mûsikîsinin en büyük bestekârlarından olan Buhurizade Mustafa Itri'nin "Kâr" formundaki çok tanınmış bir eseridir. Bütün Klasik Türk Müziği repertuvarının en değerli eserlerinden biri olarak kabul edilir. Nevâ Kâr bir çok şiire konu olacak kadar şöhret bulmuş ve mûsikî erbabı arasında çok sevilmiştir.

    Nevâ Kâr'ın güftesi Farsça olup, büyük şair Hafız-ı Şirazi'ye aittir. Eser Nevâ makâmında başlayıp bitmekle beraber, içinde çok sayıda makâm ve usul geçkileri ile terennümler vardır. Eser bir çok eski kârdan farklı olarak terennümle başlamaz. Nevâ makâmında ve Nim Sakîl usûlündeki uzunca bir bölümde güftenin ilk iki mısraı ve terennümler okunur. Daha sonra Sakîl, Devr-i Revân, Remel, Yürük Semâi, Devr-i Kebîr, Berefşân, Fer' ve Muhammes usulleri ile ölçümüş kısımlarda, Şehnâz, Hicâz, Sabâ, Hüseynî makâmlarına geçiş yapılır. Son mısrâda yeniden başlangıçtaki mûsikî cümleleri ile Nevâ makâmına ve Nim Sakîl usulüne dönüş yapılır ve karar edilir.

    Nevâ Kârın güftesi ve Türkçe açıklaması şöyledir:

    Gülbün-i ıyş mîdemed sâki-i gül'izâr kû
    Bâd-ı bahar mîvezed bâde-i hoş-güvâr kû
    Her gül-i nev zi gül ruhi yâd hemi küned veli
    Gûş-i sühan şinev kücâ dîde-i îtibâr kû
    Meclis-i bezm-i ıyş râ gâliye-i murâd nist
    Ey dem-i subh-i hoş nefes nafe-i zülf-i yâr kû

    Ey şâhid-i kutsî ki keşed bend-i nikâbed
    Vey mürg-i behiştî ki dihed dâne vü âbed

    Zevk ve neş'e meclisinin gül fidanı yeşerirken / o gül yüzlü sâkî nerede
    Bahar rüzgârı esmekte ama / hoş kokulu kevser şarabı nerede
    Her yeni yeşeren gül fidanı / o gül yüzlüyü hatırlatmakta
    Ama, söz duyup anlayacak kulak nerede / Baktığından ders alacak göz nerede
    Bu zevk ve eğlence meclisinde / muradımız olan güzel koku yok
    Ey hoş nefesli sabâ yeli / sevgilinin zülfünün kokusu nerede
    Ey mukaddes sevgili, yüzündeki nikâbı kim açar senin
    Ve ey cennet kuşu, senin dâneni ve suyunu kim verir
    BeRKaY bunu beğendi.

  4. #4

    Standart

    BeRKaY bunu beğendi.

  5. #5

    Standart

    Besteleri bütün İslâm Âleminde terennüm edilen mûsiki üstadı

    BUHÛRÎZADE MUSTAFA ITRÎ EFENDİ

    Bayram ve teravih namazlarında İslâm Alemindeki bütün camilerden yükselen:

    Allahü Ekber Allahü Ekber
    Lâilâhe İllallahü Vallahü Ekber
    Allahü Ekber Velillahi'lhamd "saltanatlı segah tekbir´nin bestecisi Buhîrizâde Mustafa Itri Efendi, bütün müzik ölçülerine göre dünya çapında şaheserler meydana getirmiş mûsiki üstadıdır.
    "Saltanatlı Tekbir" diye bilinen Kurban Bayramı tekbirinin yanısıra Cuma salası, Segah salât-ı Ümmiye, Nühüft İlâhî ve Rast Naatın bestecisi olan Buhurîzâde Mustafa Efendi üç asırdır milyonlarca mü'minin dilinden düşmeyen bu muhteşem bestelerin bestekârı olarak gönüllere taht kurmuştur.

    Binden fazla eser besteleyen, fakat ne yazık ki nota kullanılmaması yüzünden günümüzde ancak 41 bestesi elimize ulaşan Buhurîzâde Mustafa Efendi 1640'da İstanbul'da doğmuştur. Çok küçük yaşında başladığı tahsil hayatını muvaffakiyetle tamamladıktan sonra Yenikapı Mevlevihânesine devam etmiş ve burada dinî musiki öğrenmiştir. XVII. Asnn büyük Musiki üstadı Hafız Post'tan aldığı derslerle musiki ilminde ilerleyen Buhurizâde, klasik musikimizi zirveye çıkarmıştır.

    Bestekâr ve musikişinas olması yanında, devrinin namlı çiçekçisi ve meyve yetiştirici olarak da tanınan Mustafa Itrî Efendi, Siyahi Ahmed Efendi'den Edebiyat ve hat dersleri almıştır. Hat san'atında da hayli ilerleyen Itrî, bilhassa talik yazıda devrin hat ustaları arasında zikredilir olmuştur.

    Kırım Hanı Selim Giray ile Sultan IV.Mehmed'in takdirini kazanan Itri, Enderun'a hoca olarak tayin edilmiş ve Enderun'daki talebelere musiki dersleri vermiştir.

    Eserleri İmparatorluk döneminde üç kıtada söylenen, günümüzde de milyonlarca müslümanın dilinden düşmeyen Itri'nin şahsiyeti ve eserleri hakkında Yahya Kemal, mükemmel şiirriyle bir değerlendirme yapmıştır. Şöyle demektedir Yahya Kemal:

    Büyük Itrî'ye eskiler derler,
    Bizim öz mûsikîmizin piri;
    O kadar halkı sevkedip yer yer,
    O şafak vaktinin cihangiri,
    Nice bayramların sabah erken,
    Göğü, top sesleriyle gürlerken,
    Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.
    Tâ Budin'den İrak'a, Mısır'a, kadar,
    Fethedilmiş uzak diyarlardan,
    Vatan üstünde hürr esen rüzgâr,
    Ses götürmüş bütün baharlardan.
    O deha öyle toplamış ki bizi,
    Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
    Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.
    Mûsikîsinde bir taraftan din,
    Bir taraftan bütün hayât akmış;
    Her taraftan, Boğaz o şehrâyîn,
    Mavi Tunca'yla gür Fırat akmış.
    Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
    Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
    Bize benzer o kâinat akmış.
    Çok zaman dinledim Nevâ-Kâr'ı,
    Bir terennüm ki hem geniş, hem şuh:
    Dağılırken "Nevâ"nın esrarı,
    Başlıyor şark ufuklarında vüzuh;
    Mest olup sözlerinde her heceden,
    Yola düşmüş, birer birer, geceden
    Yürüyor fecre elli milyon ruh.
    Kıskanıp gizlemiş kaza ve kader
    Belki binden ziyade bestesini.
    Bize mîrâs kaldı yirmi eser.
    "Nât'dır en mehîbi, en derini.
    Vakıa ney, kudüm elince dile,
    Hızlanan mevlevî semaiyle
    Yedi kat arşa çıkmış "Âyîn"i.
    O ki bir ihtişamlı dünyâya
    Ses ve tel kudretiyle hâkimdi;
    Adetâ benziyor muammaya;
    Ulemâmız da bilmiyor kimdi?
    O eserler bugün define midir?
    Bir bilen var mı? Neredeler şimdi?
    Öyle bir mûsikiyi örten ölüm,
    Bir teselli bırakmaz insanda.
    Muhtemel görmüyor henüz gönlüm.
    Çok saatler geçince hicranda,
    Düşülür bir hayâle zevk alınır.
    Belki hâla o besteler çalınır,
    Gemiler geçmiyen bir ummanda."

    Itrî'nin kırk küsur eseri ve Dede Efendi'nin eserleri bugün elimizde muhteşem mûsiki âbideleri halinde durmaktadır. Bu eserleri örnek alarak musiki sahasında takdirle alkışlanacak eserler meydana getirmek dururken, yabancıların icadı musikilerle, yabancılarla yarışıp son sıralarda yer almak için gayret göstermek niye?..

    Muhteşem bir medeniyeti meydana getiren ruha sahip olmak için Itri gibi san'atkarları yakından tanımak lazımdır.

    1711 yılında İstanbul'da vefat eden büyük bestekârımızı rahmetle, şükranla yâdediyoruz.
    BeRKaY bunu beğendi.

  6. #6

    Standart

    DİLDE KALANLAR Buhurîzade Mustafa ITRÎ


    "...bu şehrin sanatkârı, bıraktığı bir kırık testi, bir çatlak kâse, bir aşınmış örtü, bir bozuk yay ve kirişle hâlâ övünebilirken ve bu şehrin şairi,çoğu ziyan olmuş,çürüğe çıkarılmış,kadri bilinmemiş mısralarına hala müşteri bulurken,âh,ne yazık ki bu şehrin havasına mûsiki terbiyesinin,mûsiki zevkinin,mûsiki dehasının,mûsiki mucizesinin en coşkun,en lâhutî,en temiz örneklerini veren bestekâr da,hiç olmazsa pencere içlerinde, kaplama tahtaların aralıklarında yuva kurup döl üreten güvercinler kadar olsun,aynı yüksek irtifadan, aynı zirveleşmiş seviyeden bir devam hamlesi gösterebilseydi.

    Şiirle mûsikî, eski İstanbul'un saz ve söz bahçelerinde, karşılıklı kolan vuran iki dilber edasiyle bütün bir gençlik, bütün bir güzellik ve olgunluk çağının rüştüne rağmen, elde ve dilde ondan ne kalmıştır?

    SÂMİHA AYVERDİ

    İstanbul Geceleri

    -DİLDE KALANLAR-

    Buhurîzade Mustafa ITRÎ

    Büyük Itrî'ye eskiler derler
    Bizim öz musikimizin piri;
    Nice bayramların sabâh erken
    Göğü top sesleriyle gürlerken
    Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i
    .........
    Mûsikîsinde bir taraftan din
    Bir taraftan bütün hayat akmış
    ........
    Çok zaman dinledim Nevrâ Kâr'ı
    Bir terennüm ki hem geniş hem şûh
    .........


    Y.Kemal'in bu kudretli mısralarla yâd ettiği gibi başta"Saltanatlı Tekbir'i olmak üzere", Salât-ı Ümmiye", Segâh makamındaki "Tuti-i mucize-gûyem ne desem lâf değil" ve eşşiz "Nevrâ Kâr'ı ile ün bulan Itrî,birçok müzik tarihçisi tarafından Klâsik Türk Müziği'nde, Abdülkadir Meragi1 ile birlikte en büyük iki besteciden biri sayılır.

    Itrî'nin asıl adı, Mustafa'dır.Dedesi ve babasının buhurculuk yaptığı ve "Buhurizâde" lâkabının buradan kaynaklandığı sanılır.2 1640'larda doğduğu tahmin edilen Itrî'nin İstanbul'da doğduğuna ise kesin gözüyle bakılır.

    Yararlandığımız üç kaynak3,Itrî'nin Hafız Dost'tan musiki dersleri aldığı bilgisinde mutabıktır.

    Zenci(bazı kaynaklarda siyahî) Ahmet Efendi'den edebiyat ve hattatlık dersleri alan Itrî,Yenikapı Mevlevihanesi'ne devam ederek Türk din musikisini öğrenmiştir. "Itrî,gençliğinde, her hafta pazartesi ve perşembe günleri, mahallesine yakın olan Yenikapı Mevlevihânesin'e devam eder ve musîkîye karşı duyduğu susuzluğunu,tekkede dinlediği ayinlerdeki ruhsal neş'eyle doyurmaya çalışırdı."4

    "Yüce bestecimizi,edebiyatta Itrî olarak oluşturan, ondaki yetenekleri geliştiren, kendisine, yüzyılların ötesine doğru uçuracak bir çift kanat takarak yücelten asıl etki kaynağı, Yenikapı Mevlevîhanesidir.5
    Genç yaşta,istidadıyle ilgi çeken Itrî, IV.Mehmet ve Kırım Hanı I.Selim Giray tarafından himaye edilmiştir.Endarun'da musiki dersleri, besteci olarak gittikçe genişleyen bir ün kazanmıştır.Elli yaşına gelmeden saraydan ayrılmış, kendi isteğiyle esirciler kethüdalığına getirilmiştir.
    Itrî'nin bir başka ilgi alanı da meyve ağaçları ve çiçekçiliktir. Hattâ "Mustafa beyarmudu" diye bir çeşit armut yetiştirdiği rivayet edilir.
    Itrî mahlasıyla hem divan şiiri, hem de aşık tarzında şiirler yazan Mustafa Efendi döneminin belli başlı şairleri arasına girmeyi de başarmıştır. Şiirlerinden çeşitli şuara tezkireleri ve mecmualarda dağınık olarak yer alanlar günümüze kadar ulaşmıştır. Divanı olup olmadığı bilinmemektedir.

    Itrî'nin günümüze kırk iki eseri ulaşabilmiştir.Klasik formda büyük eserlerinin yanında hafif şarkı ve türküler de yapmış; fakat küçük formdaki eserleri günümüze kadar gelmiştir.Mevcud eserlerinin her biri türlerinin en mükemmel örneklerindendir.1000'i aşkın beste yaptığını yazan kaynaklar varsa da, günümüze iki kâr "on üç beste,sekiz ağır semai**,beş yürük semai***,üç peşrev****, bir saz semaisi ve on dini eser ulaşabilmiştir. Cami müziğinin en parlak iki eserinden olan "Bayram tekbiri"6 ve "Salat-ı Ümmiye"7 bütün İslam dünyasına yayılmıştır.
    "Itri'nin dini eserleri üzerinde daha fazla durmak icab eder. Bunların başında Bayram Tekbiri gelir... Bu eser Türk Mûsikisi'nin en büyük şaheseri sayılabilir. Bir tek cümlede bir büyük dinin haşmet ve iradesi, beşeri kudretin sınırları içinde, sanıyorum ki hiçbir sanatkâr tarafından daha iyi ifade edilemez. İslam dünyasında bayram sabahları camilerde okunan bu muhteşem eser, Itri'nin ve Türk Mûsikisi'nin ve sanıyorum ki dünya sanatının erişilemez bir şaheseridir" 8

    "Itri'yi klasik mûsikimizin en büyük betekârı saymakla mahzur yoktur. Kendisinden öncekilerden ancak XV. Asrın ilk yarısında, kendisinden üç asır önce yetişen Abdülkadir Meragi belki onunla mukayese edilebilir. Kendisinden bir buçuk asır sonra gelen Dede Efendi'nin şöhreti çoksa da, bu eserlerinin yarısının zamanımıza gelebilmesi dolayısıyladır. Halbuki Itrî'nin eserlerinin ancak 25-30'da biri günümüze gelebilmiştir."9

    Itri'nin bir diğer meşhur dini eseri Naati Mevlâna'dır. Mevlevî ayinlerinin başında günümüzde de okunmaktadır. Segâh Mevlevî ayini, Cuma Salatı ve Dilkeşhaveran Gece Salâtı diğer büyük dini eserleridir.
    Din dışı eserlerinin en büyüğü, Klâsik Türk Mûsikisi'nin en büyük şaheserlerinden olan Nevrâ Kâr'dır. Itrî'nin din dışı eserlerinin en ünlüsü, en güzeli, en uzunudur.

    Gülbün-i iyş mîdemed, sâkı-i gül-i zar kû?
    Bâd-ı bahar mîvezed, bade-i hoş-güvâr kü?

    "İşretin gül fidanı yeşerip yetişmrekte, gül yanaklı saki hani? Bahar yeli esmekte, lezzetli zevk veren şarap nerede? " diye başlayan Farsça güftesi, Şirazlı Hafız'ın en güzel gazellerinden birinden alınmıştır.


    Itrî'nin din dışı eserlerinden Hisar bestesi :

    Câm lâ'lindir senin, ayıne rûy-i enverin
    Adı var câm-i cem'in, âyine-i İskender'in
    Nûş eden lâl-i lebin, ölmekten asla gam yemez
    Kim humârı olmaz ey sâkıy şarab-ı kevserin

    Irak ağırsemaisi :

    Nevruz erişti bağa, şarab istemez misin?
    Sâki bu bezme mest ü harab istemez misin?
    Sadpâre eyle sinemi, hûn eyle bağrımı
    Bezm-i şaraba kanlı kebab istemez misin?

    Ve Hisâr Aksak Semaisi :

    Dil-i pür-ızdırabım mevce-i seylâbdır sensiz
    Dü çeşm-i hun feşânım halka-i girdâbdır sensiz.
    . . .
    sözü edilmeye değer nice güzel eserinden sadece üçüdür.

    Bestekâr, hanende, neyzen, divan sahibi olması muhtemel bir şair ve tâlik yazıda önemli bir hattat olan Itri, 1712 yılı Ocak ayında 72 yaşında iken vefat etmiştir. Edirnekapı mezarlığında medfundur.

    "Itrî, Klâsik Türk Mûsikisi'nde bir çığır açmış, kendinden sonraki besteciler, olgun ifadesini Itr¨'de bulan Osmanlı üslûbunu yaklaşık iki asırlık bir zaman boyunca, yavaş yavaş yoğurmuşlardır." 10
    Kültürümüzün en mühim yapı taşlarından birine, Klâsik Türk Mûsikisi'ne pek çok önemli eser kazandıran büyük bestekâra dair sözümüzü, onun ünlü eseri ile bitiriyor, hatırası önünde hürmetle eğiliyoruz.

    Tüti-i mûcze-guyem ne desem laf değil
    Çerh ile söyleşemem,âyinesi sâf değil
    "Ehl-i dildir" diyemem sinesi sâf olmayana
    Ehl-i dilbirbirini bilmemek insâf değil.
    Segâh Yürük Semâi



    ZÜHRE DEMİR


    -----------------------------------------
    1.Abdulkadir Meragi (1350/60-1435) : İlk dönem Osmanlı bestecilerine örnek olan ve "hacc-i evvel" lakabı ile anılan büyük besteci Meragi, önemli müzik kuramı kitaplarının yazarıdır. Yaşadığı dönemde İslam dünyasının en büyük bestecisi sayılan Meragi, 1000'i aşkın eser bestelemiştir

    2.Thema Larousse

    3.Yılmaz Öztuna, Türk Musikisi Ansiklopedisi
    Türk Bestecileri Ansiklopedisi
    Şardağ, Rüştü "Buhurizade Mustafa Itri"

    4.Rauf Yekta Bey

    5. Şardağ, Rüştü "Buhurizade Mustafa Itri"

    *KÂR : Genellikle faslın başında seslendirilen, uzun, çok sanatlı, bol terennümlü sözlü eser türüne verilen ad. Osmanlı dönemi bestecileri, Abdulkadir Meragi'nin etkisi ile, genellikle Farsça metinler üzerine Kârlar bestelemişlerdir. Itrî'nin Nevrâ Kâr'ı da böyledir.

    **AĞIRSEMAİ: Genellikle dört mısralı bir güfte üzerine bestelenen ve çoğunlukla aksak semai, bazen de sengi semai usuluyle ölçülen sözlü eser türü.

    ***YÜRÜKSEMAİ: Dört mısralı bir güfte üzerine bestelenen ve dima yürüksemai usuluyle ölçülen sözlü eser türü.

    ****PEŞREV (Farsçada önde giden) : Faslın başında çalgılar tarafından seslendirilen eser.

    6.BAYRAM TEKBİRİ : Arapça bir dua, "Allahu ekber, Allahu ekber, La ilâhe ill'Allahü'v Allahu ekber ve lillahil hamd" üzerine segâh makamında bestelenmiştir.

    7.SALÂT-I ÜMMİYE : Hz. Peygamberi, ailesini ve sahabeyi öven Arapça bir dua "Allahümme salli alaseyidina Muhammedin nebiyyinumümmiyin ve ala âlihi sahbihi ve sellim" üzerine segâh makamında bestelenmiştir.

    8.Yılmaz Öztuna ;Türk Musikisi Ansiklopedisi

    9. Yılmaz Öztuna ;Türk Musikisi Ansiklopedisi

    10.Thema Larousse
    BeRKaY bunu beğendi.

  7. #7

    Yeni

    Belki hâlâ o besteler çalınır, gemiler geçmeyen bir ummanda

    Klâsik Türk musıkisi denince ilk hatıra gelen bestekârımız O'dur... Eserleriyle üç asırdan bu yana devirler ve zevkler aşarak günümüze ulaşmıştır adını: Buhurîzade Mustafa Itri Efendi. Klâsik Türk musikisi geleneklerine bağlı bütün bestekârların hemen hepsinin ilham kaynağı: Itri...
    Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyal yayılış ve dalgalanışlarına kulağını ve kalbini dayayarak büyük hükümdarlar, şairler ve bestekârlar devrini, derinden derine teneffüs etmiş olan büyük bestekarın; Yahya Kemal'in deyişiyle söyleyecek olursak, 'Belki hâlâ o besteler(i) çalınır, gemiler geçmeyen bir ummanda'...
    Bestekârımız 1640 yılında İstanbul'da Mevlanakapısı'nda doğmuştur. Babası buhurcu olduğu için "Buhuri" lâkabı ile anılır. Zengindir; ve görgü itibariyle de ileri bir aileye mensuptur. Zamanına göre mükemmel bir tahsil görmüş, şair, hattat ve bestekâr olarak tanınmıştır. Musıkide üstadı Nasrullah Vâkıf Halhali'dir; ama, devrin bir başka ustasının, Hafız Post'un da tezgâhından geçmiştir...




    Çok insan anlayamaz eski musıkîmizden,
    Ve ondan anlamayan, bir şey anlamaz bizden.

    Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını,
    Hemen yayılmaya başlar sadâ ve ruh akını.

    Ve seslenir büyük Itri, semâyı örten ruh,
    Peşinden dalgalanır bestesiyle Seyyid Nuh.

    O mutlu devrede Itri'ye en yakın bir dost,
    Işıklı danteleler bestekârı Hafız Post...


    Bu neslin ortada dahicedir başardığı iş,
    Vatan nasıl karışır musikiyle göstermiş.

    Bu yaz kemençeyi bir dinledinse Kanlıca'da,
    Baharda bir gece tamburu dinle Çamlıca'da.

    Bu sazların duyulur her telinde vatan,
    Sihirli bir rüzgar eser daima bu topraktan...

    Evet, bu eski nesil, şerefli bir âlem açar,
    Duyuşta ince zamanlardan inkıraza kadar.


    Yüz elli yıl, sıra dağlar birer birer yükselir
    Ve akıbet Dede'nin anlı şanlı devri gelir.

    Bu musikiyi O, son kudretiyle parlattı;
    Ölünce, ülkede bir muhteşem güneş battı.




    Hattalıkta "talik" üzerinde özellikle çalışmış ve Siyahi Ahmet Efendi'den meşk etmiştir. Şairliği ise, şuara tezkirelerine girecek derecededir. Gerek hattatlığı, gerekse şairliği; engin bestekârlığının yanında bir damladan öteye gitmez. Gök kubbemizi ölümsüz seslerle dolduran Itri, sayısız eserler vermiş, musıki dünyamızı beste, nakış, kâr gibi çeşitli kalıplarda ebedileştirmiştir. Itrî; Abdülkadir Merâgi ve Hammâmîzade İsmail Dede Efendi'yle birlikte, Türk müziğinin gelişimini yönlendiren üç önemli besteciden biri olmuştur.


    "Allahü Ekber Allahü Ekber
    Lâilâhe İllallahü Vallahü Ekber
    Allahü Ekber Velillahi'lhamd"

    "Saltanatlı Tekbir" olarak bilinen Segah Kurban Bayramı tekbirinin yanısıra Cuma salası, Segah Salât-ı Ümmiye, Nühüft İlâhî ve Rast Naat'ı; büyük bestekârın Türk musıkisi içindeki yaşayan yerini tâyin eden eserlerinin başında gelmektedir; Itri'nin ilk şöhretine sebep olan eser ise, hüseyni makamından bestelediği:


    "Dilber dile, dil dilbere fettane münasib,
    Gül bülbüle, bülbül güle handane münasib,"

    mısralarıyla başlayan eseridir. Evliya Celebi, Itri'nin aynı zamanda hafız olduğunu kaydeder. Itrî, beş padişah dönemi görmüştür (4. Mehmet, 2. Süleyman, 2. Ahmet, 2. Mustafa ve 3. Ahmet). Yakınlık gördüğü bir başka devlet adamı da, şiirleri ve müzik sevgisiyle tanınan Kırım Hanı I. Selim Giray'dır.
    Itri, esasen, 1648-1687 yıllan arasında padişah bulunan Sultan 4. Mehmet zamanında tanınmış ve dikkatleri üzerinde toplamıştır. Huzurda düzenlenen fasıllara hanende olarak katılan Itri, uzun uzun fasıllar icra ederek padişahtan büyük ilgi ve himaye görmüştür. Tarz ve edasındaki yenilik, nağmelerindeki yüksek ruh ve derin mâna, herkesin kendisine hayran kalmasına yetmiştir.
    Çağımızda en çok okunan ve halk tarafından sevilen Segâh Yürük Semaîsini ilk kez, Dördüncü Mehmet'in huzurunda okuduğu zaman, Padişah hayranlıkla dinlemiş; eserdeki melodi zenginliğine, canlılığa, formdaki erişilmez ustalığa hayran olarak: "Bu nice iştir! Sen tegannî etmez, pervaz edersin!" demekten kendisini alıkoyamamıştır. Sonra Itri'ye: "Dile benden ne dilersen" denilince, Itri: "Şan ü şerefle bekânızı" dedikten sonra, "Esirciler Kethüdalığını, Sultanım" diyerek padişahı da, orada bulunan vükelâyı da hayrete düşürür. Zira, Esirciler Kethüdalığı üçüncü; hatta, dördüncü derecede bir makam idi. Oysa Itri, o dönemde 120 akçe ile, Enderun'da musıki öğretmeni olarak görevliydi. Saray içi bir hizmetten, itibarı olmayan bir hizmete istekli olmak, elbette anlaşılır bir iş değildi. Böyle bir memuriyeti isteyişi, hayretle karşılanmakla beraber, arzusu derhal yerine getirildi... Çünkü onun maksadı, İstanbul'a gelen bütün esirleri görmek, onların folklorik anlayışları hakkında bilgi edinmek ve aralarında, varsa, güzel sesli ve musıkiye istidatlı bulunanları seçip yetiştirmekti.



    Büyük Itrî'ye eskiler derler:
    Bizim öz mûsikîmizin piri;
    O kadar halkı sevkedip yer yer,
    O şafak vaktinin cihangiri,
    Nice bayramların sabah erken,
    Göğü, top sesleriyle gürlerken,
    Söylemiş saltanatlı Tekbîr'i.


    Tâ Budin'den Irak'a, Mısır'a, kadar,
    Fethedilmiş uzak diyarlardan,
    Vatan üstünde hür esen rüzgâr,
    Ses götürmüş bütün baharlardan.
    O deha öyle toplamış ki bizi,
    Yedi yüz yıl süren hikâyemizi
    Dinlemiş ihtiyar çınarlardan


    Mûsikîsinde bir taraftan din,
    Bir taraftan bütün hayât akmış;
    Her taraftan, Boğaz o şehrâyîn,
    Mavi Tunca'yla gür Fırat akmış.
    Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,
    Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
    Bize benzer o kâinat akmış.


    Çok zaman dinledim Nevâ-Kâr'ı,
    Bir terennüm ki hem geniş, hem şuh:
    Dağılırken "Nevâ"nın esrarı,
    Başlıyor şark ufuklarında vüzuh;
    Mest olup sözlerinde her heceden,
    Yola düşmüş, birer birer, geceden
    Yürüyor fecre elli milyon ruh.


    Kıskanıp gizlemiş kaza ve kader
    Belki binden ziyade bestesini.
    Bize mîrâs kaldı yirmi eser.
    "Nât'dır en mehîbi, en derini.
    Vakıa ney, kudüm elince dile,
    Hızlanan mevlevî semaiyle
    Yedi kat arşa çıkmış "Âyîn"i.


    O ki bir ihtişamlı dünyâya
    Ses ve tel kudretiyle hâkimdi;
    Adetâ benziyor muammaya;
    Ulemâmız da bilmiyor, kimdi?
    O eserler bugün define midir?
    Ebediyette bir hazine midir?
    Bir bilen var mı? Neredeler şimdi?


    Öyle bir mûsikiyi örten ölüm,
    Bir teselli bırakmaz insanda.
    Muhtemel görmüyor henüz gönlüm.
    Çok saatler geçince hicranda,
    Düşülür bir hayâle zevk alınır.
    Belki hâlâ o besteler çalınır,
    Gemiler geçmeyen bir ummanda."

    Itri, uzun yıllar, Esirciler Kethüdası olarak yaşadı. Saraya devam ediyor ve işinin dışındaki zamanlarını, İstanbul surları dışındaki bahçesinde geçiriyordu. Çiçek ve meyve konusundaki ustalığı da, İstanbul'da nam salmıştı. Günümüzde dahi, "Mustabey Armudu" diye bilinen meyve çeşidini, ilk kez kendi bahçesinde yetiştirmiş, bu sebeple de bu armuda kendi adı verilmiştir. Itri isminin de "ıtır çiçeği"nden mülhem olarak çiçek merakına bağlanır.

    Türk musıkîsinde eşsiz bir güzellik

    Itri'nin divan ve âşık tarzlarında şiirleri de vardır. Naatlar, gazeller, tahmisler, nazireler, tarih düşüren beytiler ve şarkılar dışında, hece ölçüsüyle türküler de yazmıştır. Bestelediği yapıtlarda şiirlerinin pek azını güfte olarak kullanmış; Nâbî, Bakî, Nazîm, Nailî, Nefî gibi ustaların şiirlerini bestelemeyi yeğlemiştir. Çağdaşı Salim'in, varlığından söz ettiği Divan-ı Itri maalesef günümüze ulaşmamıştır. Dinî yapıtları, cami ve tekke müziği örnekleri olarak ikiye ayrılır. Teravih namazı sırasında makam değiştirme kuralı ile, camilerde müezzinlerin uyguladıkları çeşitli kurallar, Itrî tarafından konulmuştur. Bayram namazlarında okunan Segâh Kurban Bayramı Tekbiri, kutsal emanetlerin ziyareti sırasında okunan Segâh Salâtı Ümmiye, Mâye Cuma Salâtı, Dilkeşhâveran Gece Salâtı, üç yüz yıldır etkilerinden bir şey yitirmemiş yapıtlardır. Özellikle ilk ikisi çok kısa birer cümle içinde yarattıkları etkinin yoğunluğu bakımından Türk müziğinde benzersiz bir sanat gücü taşırlar.


    Mevlevî kültüründen feyizlenen eserler

    Mevlevihanelerde, sema törenlerinde, ayinden önce okunan, Rast Naat-ı Peygamber, Itrînin Mevlevi müziğine en kalıcı katkısıdır. Güftesi Hz. Mevlânâ'nın bir şiirinden alınan yapıtta, güfte ile beste yetkin bir biçimde bütünleştirilmiştir. Bu naatın bestelenmesinden sonra mevlevihanelerdeki her sema töreninde okunması, bir gelenek haline gelmiştir. Segâh Ayini ise, bu türün ilk güçlü örneklerinden biridir.
    Günümüze ulaşan yapıtlarının çoğunda manevi bir hava vardır. Bu yönü bir ölçüde, mevlevi olmasına bağlanabilir. Seçtiği formlar için en uygun anlatımı bulan Itrî, cami müziği olarak bestelediklerinde derin bir dindarlık duygusunu; mevlevi müziği yapıtlarında ise, tasavufi bir içe dönüş heyecanını dile getirmiş, din dışı yapıtlarında ise, yoğun müzik cümleleri arasında beliren düşünceli ve düşündürücü bir tavrı benimsemiştir.
    Itrî, Şeyhülislam Esad Efendi'nin belirttiğine göre, bini aşkın beste yapmış bir bestecidir. Bunların büyük bir çoğunluğu unutulmuş ya da kaybolmuştur; bugün ancak 40 dolayında yapıtı bilinmektedir. Günümüze kalan pek az yapıtıyla bile, Itri'nin bugün Klasik Türk müziğinin en başta gelen birkaç ustasından biri kabul edilmesi, sanatındaki olağanüstü yeteneğin bir yansımasıdır.


    "Musıkisinde bir taraftan din,
    Bir taraftan bütün hayat akmış.

    Her taraftan Boğaz, o şehrayîn,
    Mavi Tunca'yla gür Fırat akmış.

    Nice seslerle gök ve yerlerimiz,
    Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,
    Bize benzer o kâinat akmış."


    Önemli Eserleri
    Segâh Kurban Bayramı Tekbiri; Segâh Salât-ı Ümmiye; Dilkeşhâveran Gece Salâtı; Mâye Cuma Salâtı; Segâh Mevlevi Ayini; Rast Darb-ı Türkî Naat ve Sofyan Tevşih; Nühüft Durak; Nühüft İlahî; Nühüft Tevşih; Nevâ Kâr; 2 Pençgâh Beste; Hisar Devr-i Kebir Beste ve Aksak Semai; Mâhûr Ağır Aksak Semai; Rehavî Berefşan Beste; Buselik Hafif Beste ve Yürük Semai; Segâh Ağır Semai; Segâh Yürük Semai; Bayatî Çember Beste; Bestenigâr Darb-ı Fetih Beste; Dügâh Hafif Beste; Isfahan Zencir Beste ve Ağır Aksak Semai; Nikriz Muhammes Beste; Râhatul Ervah Zencir Beste; Irak Aksak Semai; Rast Aksak Semai; Nühüft Aksak Semai; Acemaşiran Yürük Semai; Rehavî Peşrev; Nühüft Peşrev ve Saz Semaisi.

    Divan şairlerinden Şeyhî'nin yazdığına göre, ölümünden sonra "Mevlevihane Yenikapusu haricine" gömülmüştür. Mezar taşı kayıptır. Musıkide hayranı olduğu Hafız Post (İmamzade Hacı Hafız Mehmet Efendi), öldüğü zaman, çok duygulanmış ve ölümüne tarih düşüren şairlerden biri olmuştur. Şu kıta Itri için yazılmıştır:


    "Hafız Elhac İmamzade Mehmet hak bu kim
    Mûsıkî ilminde mahirdir ol üstad-ı zaman.

    Harf-i menkutiyle tarih oldu anın fevtine
    Dedi Itri, Hafız'a me'va ola Yârâb cinan."
    BeRKaY bunu beğendi.

  8. #8

    Standart

    Çok Teşekkürler Abi Mükemmel olmus kanımca baska hiç bi sitede yoK


Benzer Konular

  1. Nietzsche Eserleri
    Konu Sahibi HiLaL Forum E-Book
    Cevap: 65
    Son Mesaj : 08.Temmuz.2012, 03:45
  2. S. Miguel de Cervantes hayatı ve eserleri
    Konu Sahibi Derya Forum Türkçe - Edebiyat - Kitap Özetleri
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 17.Ekim.2009, 20:22
  3. Itri
    Konu Sahibi Derya Forum Biyografiler
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 15.Mayıs.2008, 22:10
  4. Melih Baki Hayatı ve Eserleri
    Konu Sahibi Derya Forum Türkçe - Edebiyat - Kitap Özetleri
    Cevap: 35
    Son Mesaj : 01.Nisan.2008, 18:04
  5. Ahmet Telli Hayatı ve Eserleri
    Konu Sahibi Derya Forum Türkçe - Edebiyat - Kitap Özetleri
    Cevap: 98
    Son Mesaj : 26.Şubat.2008, 12:27
+Sedat Yücel